Değişen ne var?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Internet’te bazı gençler  “Barış için Talat’ı destekleyiniz”  kampanyası başlatmışlar. Görüşmelerin bizi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumahuriyeti’nin hudutlarını koruyan Türk askerleri ve GKK’deki gençlerimiz sayesinde var olan barışı yok etmeye götürdüğünü savunanlara  “barış isteyen”  gençler ateş püskürüyorlarmış.  “Barış-derhal barış”  çağrısı yapanların hareketlenmeye başladıkları bu mevsimde ben de barışa bir katkıda bulunmak istedim. Talat-Hristofyas görüşmelerinde, geçmişteki görüşmeleri hatırlatmayan ne var diye şöyle bir düşündüm. Bugün Sayın Talat Hristofyas’a  “şöyle baş başa kalıp birkaç gün devamlı çalışabileceğimiz bir yere gidelim”  diyor. Hristofyas ret ediyor. Dörtlü Konferans’a hayır, beşlisine asla diyen Hristofyas ile devam eden görüşmelerde adanın askersizleştirilmesinde anlaşmaya varılmış. Demek ki garantiler uçup gitmiş oluyor. Geçmişteki görüşmelerde  “Kıbrıs’ın kendi askerinden vazgeçmesi”  daima Garanti Anlaşmasına ve bu anlaşmanın fiili (asker bulundurma) ve etkin (müdahale) haklarına helal gelmemesi kaydiyle görüşülürdü. 1968’de Klerides’le başlayacak görüşmelerin ada dışında başlamasını biz istiyorduk, Makarios  “hayır, Kıbrıs’ta başlamalı”  diyordu. Sonuç? Dış baskılarla  “görüşmeler bir haftalığına Beyrut’ta başlayacak; devamında yarar görülürse Kıbrıs’ta devam edecek”  kararı alındı. Öyle de yapıldı ve görüşmeler 1968’den 1974’e kadar devam etti. 1960 kuruluşuna bölgesel otonomi getiriliyor, yani haklar coğrafyaya monte ediliyordu. Buna karşılık Makarios’un istediği tadilatın hemen hemen tümünü kabul ettiğim halde Makarios “hayır, kabul etmiyorum” dedi, hem de Klerides ve Yunanistan kendisine  “kabul et” dedikleri halde! Makarios, bu uzlaşma paketini, bu kadar lehlerine olduğu halde niye kabul etmedi? Kabul etmedi, çünkü Kıbrıs Türkleri, azınlık olmuyor, kurucu ortaklık statüsünü kuruyor ve garanti anlaşması fiili ve etkin bir anlaşma olarak devam ediyordu.

Bugün “Milli Konsey-Hristofyas-Kilise” üçlüsü ne diyor? “Garanti anlaşması kabul edilemez, AB üyesiyiz, garantiye gerek yoktur, AB toprağında yabancı asker bulunamaz”  diyorlar. Hristofyas devam ediyor ve  “Sayın Talat’la anlaştık, çözüm tek egemenliğe, tek vatandaşlığa, tek halka, tek uluslararası kimliğe dayalı olacak; Kıbrıs askersizleştirilecek; Birleşik Kıbrıs’ta ordu olmayacak; her iki tarafın polisi olacak ancak merkezi idarenin polisleri her tarafta görev yapabilecek”  diyor.
En önemlisi Sayın Talat’ın Cumhurbaşkanı ile yardımcısının seçimlerinde, bir noktada, karma listeyi kabul etmiş olmasıdır. Böylelikle, Rum tarafı derhal  “Zürih anlaşmasını deldik”  diye bayram yaparken, Hristofyas da  “Türk tarafı ilk defa olarak tek egemenliği kabul etti”  diyebilmiştir.
Geriye baktığımda  “değişen bir şey yok; hiçbir şeyin değişmediğini kanıtlayan çok şey var”  diyebiliyorum. Makarios’un (Akritas Planında da öngörüldüğü gibi) esas hedefi Kıbrıs’a Rum çoğunluğu olarak sahip çıkmak (tek halk, tek egemenlik, tek üniter devlet) ve garantilerden de kurtulduktan sonra Yunanistan ile birleşmek. Hristofyas, Rumların başkanlığına, Kizikis’in  “AB üyeliği eşittir Enosis”  dediği bir dönemde getirilmiştir. Dolayısı ile onun uğraşı bizi de  “bütünleşmiş ve garantilerden kurtulmuş bir Kıbrıs’ta”  (tek halk, tek egemenlik, tek devlet olarak) AB’ye çekmek ve Enosis’i tamamlamaktır. Türkiye AB üyesi olmadan bu işi tamamlayamazlarsa, Lord Hannay’nin dediği gibi,  “AB’nin yeşil ışığı Türkiye’ye yanmağa devam ettiği sürece Türk tarafının hizaya geleceği ümidi de devam edecektir.”  Hele, içimizde CTP liderliği AKEL ile  “Kıbrıs’ı ve halkı birleştirme”  özlemini canlı tuttukları sürece! Hristofyas  “Makarios’un izindeyim, EOKA’dan ilham alıyorum; EOKA bize yön gösteriyor”  dese de bunun ne anlama geldiğini anlamak istemeyenler, 1974’den bu yana var olan barışı yok ederek adaya sahip olmak isteyen Rumlara bilerek veya bilmeyerek yardıma devam edeceklerdir. Neticede, değişen birşey yok. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ve egemenliğim diyenlerin sayısında, Allaha şükür, büyük bir artış var! Rum tarafında da %60 oranında kişi federasyon’a hayır; iki devletli bir anlaşma varsın olsun diyor. 46 yıldır Kıbrıs meselesine teşhis koymaktan kaçınan  “dostlar”  bu gelişmelere aldırmaksızın, sonu her iki tarafça ret edileceği anlaşılan bir federal uzlaşma için tarafları cesaretlendirmeğe devam ediyorlar, son 46 yılda yaptıkları gibi. Gerçekten değişen bir şey yok!

Yazarın Diğer Yazıları