Değişimin önünde kimse duramaz

Kürşad ZORLU

Tunus’taki halk ayaklanmasının daha iyi anlaşılabilmesi için bölgesel koşulların dünyadaki gelişmelerden yola çıkarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira geçtiğimiz yüzyıl belki de tarihin en hızlı ve en köklü değişim sürecine tanıklık etmiştir. Özellikle belli bir dönem direnç ve ataletle karşılanan değişim olgusu, neredeyse bütün toplumsal dinamiklerin akıbetini belirler hale gelmiştir. Böylelikle  “değişim”  kavramı yenilik yapmanın ötesine geçerek süreklilikle tanımlanan bir yaklaşım biçimine dönüşmüştür. Üretim araçlarının el değiştirmesi, sanayi toplumlarının bilgi çağının ötesine süzülmesi ve ardından başlayan  “global paradoks”  ülkeler arası mücadele kavramını da şekillendirmektedir. Çok açık ki yeni dünya düzeni, teknoloji ve iletişim devrimine sahne olmaktadır. Artık kimsenin duymadığı, bilmediği ya da görmediği bir dünya özlemi sona ermektedir. Çünkü değişimin temeli olan insan, sorgulamakta, inançlarını yeniden yorumlamakta, beklentileriyle sürece yön vermekte ve hatta kendisinin öğrenmediğine muhalefet edebilir konuma yükselmektedir.

Korku sadece geciktirir
Diğer yandan Durkheim, aşırı hantallaşmış otoriter devletlerce yönetilen toplumların gerçek bir sosyolojik canavara dönüşeceğinden bahsetmektedir. Yönetim dehası Drucker, değişim gerektiren bir çağda yenilik yapma iradesi olmayanların çökmeye ve yok olmaya mahkûm olduklarından ve bu tehdidin giderek yönetimleri hedef alacağından söz etmektedir. E. Burke ise değişimin itaat edilmesi gereken en büyük kanun olduğunu ifade etmektedir.  Dolayısıyla değişimin dayanak ve unsurlarını özümseyemeyen toplumların çevresel dinamiklerin etkisiyle dönüştürülmesi kaçınılmazdır. S. Johnson’a göre değişimin kendisi bir şey ifade etmemekle birlikte, insanı mutlu eden şey bilakis değişim umududur. Umutları ipoteklenmiş ve baskıyla durdurulan toplumsal sistemler er ya da geç değişim kapısını aralamaktadır. Ayrıca M.Turhan’ın ifadelerinden yola çıkarak, köklü devlet geleneğine sahip ülkelerin gelişmiş toplumlar karşısındaki geri kalmışlığını, o toplumların geçmişte yaşamaya devam etme ısrarıyla açıklanması mümkündür.  Yani  “insan” ve “değişim”  sürekli birbirini tetiklemekte; böylelikle yönetim ve liderlik alanları kaçınılmaza doğru ilerlemektedir. İşte bu değişim karşısında önlem alamayan ve geçmişte kaybolan anlayışların gelecekte var olması mümkün gözükmemektedir. Çünkü insana dayalı her sistem yine insan eliyle sonlandırılmaktadır.

Orta Doğu değişim kıskacında
Tunus’ta gerçekleşen halk ayaklanmasının ekonomik, sosyal ve bireysel sebeplerle şekillenen değişim baskısından kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca bölge ülkelerine yayılması muhtemel olaylar, mücadelenin daha büyük bir alanı kapsayabileceğini işaret etmektedir. Bu ülkelerin yer altı kaynakları bakımından dünya ekonomisine hükmetmesi düşünülürken, pek çok açıdan kaynak bağımlısı haline gelmeleri; söz konusu ülkelerin  “insan” a bakış biçimleriyle açıklanabilir. Özellikle bazı Orta Doğu ülkelerinin potansiyel ekonomik gücünü sanayi ve teknolojiye aktaramayışını yine insan odaklı değişim sürecinde aramak gerekir. Bu dönüşümü kendi öz dinamikleriyle gerçekleştirme arzusuna sahip olmayanların, dış ve iç operasyonlara hazır hale gelmesi de aynı sürecin bir parçası olarak kabul edilmelidir. Daha açık şekilde söylemek gerekirse; ya kendi insanınız için doğru zamanda değişime yüzünüzü döneceksiniz ya da en olmadık zamanda başkasının o yüzü döndürmesine razı olacaksınız.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş