Değiştirilmek istenilen anayasa mı, rejim mi?

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Cumhuriyet rejimini yıkmak isteyenlerin tezgahı bitmez. Bir taraftan Rize'de Atatürk heykelini kaldırırken attıkları naraları görüyoruz. Öte yandan rejimin değişmesi için figüranlık yapanların koltuk uğruna düştükleri çukura hüzün ile bakıyoruz. Türkiye Barolar Birliği'nin yönetim kurulunda görev yapan değerli dost, deneyimli hukukçu Av. Kürşad Karacabey herkesin anlayabileceği bir üslup ile tehlikenin farkına vardırmış. Paylaşalım dedim:

 "Konu, teknik ayrıntılar düzleminde tartışılamayacak denli yakıcı ve vahimdir... Gizli kapılar ardında olgunlaştırıldıktan sonra, tepeden inmeci bir yaklaşımla ve hiç uygun olmayan bir zamanlamayla Türkiye gündemine taşınan "Anayasa değişiklik taslağı" acaba nasıl bir ülke yaratmayı hedeflemektedir? Öncelikle cevaplanması gereken soru budur?..

Şayet taslak yasalaşırsa; yasama ve yargı, zaten yürütmenin başında olacak bir kişinin inisiyatif ve doğrudan etkileyiciliğine terk ve teslim edilecektir... Siz bunun adına ister "padişahlık" deyin ister "krallık!.." Siyaset sosyolojisi; ülkesel ölçekteki bu türden "tek adam" yönetimlerine,  duraksamadan "monarşi" demektedir...

 Demokrasiyi demokrasi yapan 3 erk olarak, yasama, yürütme ve yargının; bir tek kişinin eline verilmesi halinde, -Anayasanın ilk 4 maddesi dahil- şu an teselli dayanağı gibi görülen tüm hükümler, değişim sonrası yürürlüğe konulacak mekanizmaların sorgulanamaz gücünün ittirmesiyle ve teslimiyetçi iklimde oluşacak "yeni" sosyolojik kıvamın sağlayacağı kolaylıkla, bir çırpıda yerle yeksan olacaktır...

 Tek adam yönetimlerinde başlangıçta belirli ve fakat ilerleyen süreçte şimdiden kimliği öngörülemeyecek "o bir kişi"lerin; en fazla sübjektif algılamalara dayalı şekilde varsayılabilecek erdemleri de yeterli bir teminat oluşturmaktan uzak kalacaktır...

 Bu konuda birileri belki şöyle de düşünebilir:

 "Terör olaylarının durması, birliğimizin/bütünlüğümüzün korunması için, 'güçlü/pratik' ve bunun en keskin şeklini temsil eden 'tek adam' yönetimine mecburuz..."

 Ne var ki tarih ve sosyoloji bilimi, böylesi bir "öngörü"ye onay vermek bir yana adeta onu tekzip ediyor... Nitekim öyle olsaydı, küresel emperyalizmin kurgulayıp besleye geldiği; etnik/dinsel/mezhepsel ayrımcılık uygulamaları şimdiye değin Türkiye'yi çoktan böler, parçalardı...

 Böyle olmadı... Üstelik son on yıllardaki bir takım yönetsel basiretsizliklere rağmen, yaklaşık yüz yetmiş yıllık hak ve özgürlük mücadelesinin taçlandırılmasını temsil eden "Cumhuriyet" rejiminin yurttaşlara sunduğu -görece- demokratik değer ve erdemler, ayrılıkçılığa özendirilen yurttaş kümeleri için, adeta bir vazgeçilemezliğe dönüştü... Son günlerde ülkenin her bir coğrafi bölgesinde karşılık bulan, ezber bozucu "terörü telin mitingleri" bu gerçekliğin bir yansımasıdır...

 Buna karşılık, ayrılıkçı siyasetlerin daha geç uygulamaya konulduğu tek adam yönetimlerinde, çok boyutlu ayrılık ve parçalanmalar, çabuk ve yıkıcı şekilde gerçekleşmekte... İşte Irak, işte Suriye... Bu canlı ve sıcak örneklerden daha ötesi var mı?..

 Aynı durum; eğitim, bilim, kültür, sanat ve ekonomi alanlarında yaşanılacak gelişmeler için de söz konusudur. Tek adamcı keyfi yönetimlerin hiçbir şekilde sağlayamayacağı "hukuk güvenliği" anlayışı ile temel hak ve özgürlüklerden uzak kalan bireylerin; eğitim, bilim, kültür, sanat ve ekonomi alanlarında başarılara, asla imza atamayacağı gerçeğini daha ayrıntılı izaha gerek bile duymuyoruz.

 O halde; küresel güç odaklarının gündemimizde bir hayli diri tuttuğu bölünme parçalanma tehdidine karşı da demokrasimizi her halükârda korumak ve daha da geliştirmek, bizler için  tarihsel bir sorumluluktur...

  Bugün komisyonda, yarın TBMM Genel Kurulu'nda, öbür gün de halk oylamasında tercihe sunulacak olgu; sıradan bir "Anayasa hükümlerinin kısmen değiştirilmesi"nden ibaret değildir...

 Topyekûn rejimin değiştirilmesidir... Diğer bir anlatımla, daha da geliştirilmesi gereken demokrasimizden tümüyle vazgeçip vazgeçmediğimizin tercihe sunulmasıdır...

Bu çok tarihi ve kritik dönemeçte, hiçbir siyasal görüş ayrımını esas almaksızın, başta milletvekillerimiz ve kendisinde aydın sorumluluğu hissedenler olmak üzere tüm yurttaşlarımıza uyarımız şu olacaktır:  

 Hangi sıfatla ve hangi güncel kaygıyla hareket ediyor olursanız olun, bu kritik süreçte takınacağınız tavır; gelecek kuşaklar ve özellikle çocuklarınız/torunlarınız gözünde, ya utanılacak ve unutulması yeğlenecek bir figür ya da övünçle anacağı bir kahraman olma mevkiine taşıyacaktır!.."

  • Yorumlar 8
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları