Delil değil

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Tünelin ucunda ışık görününce yandaşları fena halde telaş salmış görünüyor. Bebek katilleri polis ve asker katillerinin yanında hortumcu ve ırz düşmanlarının hastalık sebebiyle cezaevlerinden tahliyesini isteyen malum güruh, bunu hep demokrasi ve insan hakları adına yaptıklarını iddia ederlerdi. Tek af yetkisini elinde bulunduran cumhurbaşkanının masasına konan adli tıp raporlarından bahsederek af kararlarının imzalanması için kampanyalar düzenleyenlerin sesi soluğu çıkmaz oldu. Kamuoyu, af ile çıkıp birkaç ay sonra soluğu dağda alan teröristleri ve Kuddusi Okkır’ın ölümüne sebep olanları unutmuş değil.
Yazının başında yandaşların telaşından bahsetmiştim. Malum davanın baş tetikçilerinden Star’ın Ankara temsilcisi Şamil Tayyar bile emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliyesinin “aslında bir beraat kararı” olduğunu yorumlamış. 8 ay önceki tutuklama kararındaki sözde delilin delil olmadığına karar veren mahkemenin bu tutumu ile ek iddianame bile hazırlanmadan Hurşit Tolon için beraat kararı verdiğini savunuyor.
Nereden beslendikleriyle ilgili karanlık izlerin sürüldüğü birkaç gazete de tutuklu orgeneral kalmayışına içerlerken, teselli olarak iki tuğgeneralin içeride kaldığını ifade ediyorlar. Maksatları Türk ordusunu yıpratmak, hatta ortadan kaldırmak olan malum güruh için söylenecek çok söz var. Benim dikkatimi ise Ertuğrul Özkök çekti. “Koskoca emekli orgeneral 220 gün içeride tutuluyorsa gariban vatandaşın durumu ne olacak” diye sormuş öyle ya hatıra boşkovanlar yüzünden örgüt üyeliği yaftası ile tam 11 ay içeride tutulan Vedat Yenerer gazetecidir. Yani Özkök’ün tanımıyla garip vatandaş değildir. Vedat, heba olan 11 ayını ailesinin yardımı ile küçük çocuğundan gizlemeye çalışmış. Oysa içeride 17-18 aydır niçin tutuklu olduğunu bilmeyenlerin ailelerine gösterecek mazeretleri de kalmamıştır.
Kimileri daha üç-beş dalganın olacağını, sırada gazete patronları ile yazarların, askerlerin, siyasilerin falan olacağını iddia ediyor. Bilgi kirliliğinin hat safhaya çıktığı ortamda kendi adıma gelişmeleri yandaş medyanın tetikçilerinin hedef gösterdiği haber ve yorumları okuyarak tahmin edebiliyorum.
Bu konuyu rant kapısı haline dönüştüren çakma yazarlar Nemçe tavuğu gibi kitap yumurtlamaya devam ediyor. Canım Türkiye’mde potansiyel okuyucu bulabiliyor. İşin kabak tadı verdiğini itiraf etmekte olanlara rağmen peşini bırakmamaya kararlı olan sızıntılar davanın gidişatı üzerine yol haritası bile çizmekten geri durmuyor.
Ümraniye kavşağında Veli Küçük ve İbrahim Şahin’in kesiştiğini ve bundan böyle iki isim üzerinden yürüneceğini söyleyenler “Küçük ve Şahin itiraf ederse iş çözülür” sözleriyle sonraki gelişmelere fener tutuyorlar.
Feneri elinde tutanın kim olduğu sorusunu Yeniçağ okurları iyi bilir. Değerli hocam Prof. Dr. Nadim Macit, Yeniçağ gazetesi ve Avrasya Televizyonu’nda fener tutanlarla ilgili Türk İslam tarihinden örnekler vererek açıklamıştı.
Bu arada Yargıtay 8. Dairesi “içeriği maddi bulgularla desteklenemeyen telefon görüşmelerine dayalı iletişim kayıtlarını” delil kabul etmedi. Dolayısıyla binlerce sayfalık iddianame ve milyonu bulan eklerin çoğunda özel telefon görüşmeleri olduğuna göre bunların delil olmadığı bu defa yüksek yargı tarafından onanmış oldu. Bu karara umutlanmakla beraber 13 ayda yazılabilen iddianamenin sil baştan yeniden düzenlenmesiyle geçecek vakit insanı endişelendiriyor.
Biz yine İbrahim Hakkı hazretlerinin “Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler” sözlerine sığınalım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları