Demirağlarla ördük...

A+A-
Altemur KILIÇ

Bilmiyorum Ankara Garı’nda “eski” direksiyon binasında ve bugün Mustafa Kemal’in karargâhı olan  “Direksiyon” (Müdüriyet) binasının ikinci katında Başkomutan’ın karargâh odasında dünyaya geldiğim için herhalde, demiryolları ve trenlere karşı ayrı bir sevgim, ilgim vardır! Son yıllarda tren yolculuğunu uçak ve otomobil yolculuklarına tercih ettim! Hatta bir zamanlar  “Demiryollarını Sevenler Derneği” vardı, ona üye idim! Bilmiyorum, bu dernek hâlâ var mı?
Çocukken, tatillerde okulun bulunduğu İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan geriye İstanbul’a hep trenle  “kuşetli” vagonlarda gidip gelirdik. Büyüklerimiz yanımızdaysa, o zamanlar, yabancı  “Vagonlu” (Wagon Lits)şirketinin işlettiği tam  “çarşaflı-yataklı-özel tuvaletli” vagonlarda... Bu bizim için ayrı bir keyif olurdu!
Gençken kuşetli vagonlarda vs. seyahat ederken vagona bir genç kızın düşmesini beklerdik...
Yataklı vagonlar
O zamanlar uçak seferleri başlayana kadar trenler yurtiçinde, Ankara-İstanbul arasında başlıca nakil vasıtalarıydı... Avrupa’ya da trenle ekabir  “yataklı”  ile giderler ve dönerlerdi. İstanbul’da Haydarpaşa ve Sirkeci garları, Ankara’nın “garı”, özellikle  “önemli zevat”  bakanlar, elçiler  “teşyiinde” cıvıl cıvıl olurdu! 
Yataklı vagonlar şık ve lükstü. İstenirse  “altlı üstlüydü”  ve  çarşafları bembeyaz, temizdi!  “Kondüktör” denilen her vagonun ayrı hizmetlilerinin -çoğu yabancı dil bilen, yoksul düşmüş iyi  aile çoçuklarıydı. Yatak ücretinin üzerine muayyen bir servis ücreti ve üstüne de dolgun bahşiş alırlardı... Yolcuları kampana çalarak yemeğe davet ederler, istasyonlara gelindiğini haber verirlerdi!
Yemekli vagonlar
Vagon restoranlar ayrı bir keyifti. Kolalı beyaz örtülerde  “Kristof”  çatal bıçaklar vardı! Sabah kahvaltıları da öyle.
“Nafua” (Bayındırlık) Bakanı Ali Çetinkaya zamanında yataklı vagonlar-restoranlar devletleştirildi. TCDD idaresine geçti, ama doğrusu kalite düştü, eski  “yataklı vagonların”  nostaljisi kaldı... Bir dönem TCDD’nin işlettiği yataklı vagonlar ve restoranlar olabildiğince ıslah edildi, hatta her masaya süslü abajurlar, müzik kondu, ama hiç eskisi gibi olmadı.
Mavi Tren
Atatürk yurt gezilerini, özel  “Mavi Tren” de yapardı. Hiç uçak kullanmadı. İsmet Paşa da Cumhurbaşkanı olunca aynı vagonu kullandı.
Garlar da başka idi. Gar lokantaları ve restoranları da, buharlı lokomotifler de... Trenle git işaretini kırmızı kasketli  “fertikçiler”  verirdi. İlk demiryollarını Almanlar yaptıkları için fertikçi ve diğer demiryolu tren tabirleri Almancadan alınmıştı. Fertik Almanca ayrılmak anlamında ve fertik çekmek bundan  galat!

***

KARA TREN
TÜRKÜSÜ

Gözüm yolda gönlüm darda
Ya kendin gel ya da haber yolla
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişin trene halini unutup

 Kara tren gecikir belki hiç gelmez
 Dağlarda salınır da derdimi bilmez
 Dumanın savurur halimi görmez
 Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

Yara bende derman sende
Ya kendin gel, ya da bana gel de
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişin trene halini unutup

 Kara tren gecikir belki hiç gelmez
 Dağlarda salınır da derdimi bilmez
 Dumanın savurur halimi görmez
 Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez

***

FIKRA

SATAŞMA BU ADAMA!
Babam Kılıç Ali’nin nüfuzlu zamanı. Son dakika tek yataklı yer bulamayınca üst ranzada yatmaya razı olmuş. Aşağı yatakta bir Frenk varmış, adam puro içiyor... Babam söndür diye işaret etmiş, adam aldırmamış. Babam belki korkar diye kartını vermiş gene aldırmamış. Babam kondüktörü çağırmış, “Şu adama bir şey söyle de puro içmesin” demiş. Kondüktör Frenk’e bunu söylemeye çalışınca, Kılıç Ali namını tanımayan Avrupalı adam babamın kartıyla ilgili bir şey sanmış ve kartı göstermiş... Kondüktör de babamı şahsen tanımıyor. Avrupalının kulağına  “Bu adam beladır, dalaşma”  demiş! Uydurma bir fıkra ama...

***

LÜZUMSUZ
BİLGİLER

Lüzumsuz bilgiler vardır, bilmeseniz de olur, ama gene de ilginçtir... Bunlara İngilizce  “trivia” -ıvır zıvır deniyor ve son yıllarda bunlara merak arttı. Birçok “trivia kitapları” yayımlandı. Ben de her Pazar-lık köşesinde okuyucularıma bunlardan bazılarını ileteceğim. İşte aklıma gelen ikisi:
* Üniformaların kolalarında neden maden düğmeler bulunur?
Bunun mücidi Napolyon mu, yoksa Rus Çarı “Deli Petro” mu bilmiyorum, ama askerlerin burunlarını üniformalarının yenlerine silmelerine engel olmak için konmuş! 
* Özellikle emir subaylarının uniformalarındaki kordonların esbab-ı mucibesi nedir?
Aslında başta bu kordonların ucunda kalemler varmış... Emir subayı komutanın yanında emir ve bilgilerini bu kalemlerle yazarmış. Ama kalem kurşun kalem mi, dolma kalem mi, yoksa tükenmez kalem mi öğrenemedim. Bilen varsa söylesin...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları