Demokrasi değil mülkiyet!

Özcan YENİÇERİ

Önce Fehmi Koru yazdı: “Erdoğan Türkiye için Obama’nın Amerika’da başkan olmasına eşdeğerde bir gelişimin sonucu olarak ve büyük bir zaferle başbakanlığı elde etmişti. (...) Türkiye Bush’u andıran bir yönetim anlayışı içinde sorunlara yaklaşıyormuş gibi görünüyor” dedi. Başbakan bu sözlere “Güya biz, iktidara Obama gibi gelmişiz, ama şimdi Bush olmuşuz. Sevsinler seni, yazıklar olsun!” diye sert bir cevap vermişti.
Başbakan, Almanya’da Deniz Feneri ile ilgili tartışmaları sayfalarına taşıyan Aydın Doğan medyasına yönelik üslubu ise despotizmin literatürüne girecek kadar sertti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’de medyanın güvenilirliğini yitirdiğini ve kendini bitirdiğini” söyleyerek, “Onun için bundan sonra ben de diyorum ki partinin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın ve bu gazeteleri evinize sokmayın” deyiverdi. Devam eden süreçte kayıtsız şartsız iktidar yanlısı haber yapmayan, eleştirel tavır içinde olan bazı gazeteciler için de Başbakanlık’tan akreditasyon iptalleri geldi.


Medya ve mülkiyetin AKP’lileşmesi!
Bir süre önce de Sabah atv, Kanal Türk gibi televizyon kanalları el değiştirdi ve iktidar yanlısı yayına başladılar. Türkiye’de medyanın ve mülkiyetin süratle el değiştirmesinin normal şartların sonucu olmadığını herkes bilmektedir. Türkiye’de otokratlık sorunu yok, mülkiyetin el değiştirme sorunu var. Otokratlık mülkiyetin el değiştirmesinin sonucudur.
Çok açıktır ki bugün Türkiye’de Cumhuriyet’le yaşıt tarihi bir parti olan CHP yanlısı yayın yapan yaygın bir tane televizyon kanalı dahi yoktur. Hâlbuki Başbakan’ın partisini destekleyen (TRT bir yana) yirminin üzerinde özel ulusal televizyon kanalı ve onlarca da gazete vardır. Buna rağmen zaman zaman çeşitli nedenlerle eleştirel tutum takınan medyanın üzerine de iktidar anormal bir biçimde gitmektedir. Sivil toplumun sesi de bu bağlamda büyük ölçüde kısılmıştır. Bu ülkede ATO gibi bir sivil toplumunun başkanı bile “hükümetin bazı uygulamalarına karşı üyelerini sokağa çıkmaya çağırmakla” suçlanmıştır. ATO Başkanı’nın bugünlerde hiç konuşmaması anlamlı değil midir? Bugün Türkiye’de yüksek yargı mensuplarından siyasi parti üyelerine kadar muhalif gibi görünen hemen herkesin “Ergenekon ve telekulak” sendromu yaşamadığı söylenebilir mi?


“Ilımlı ve Batı yanlısı”
Türkiye’de sözde demokrasi adına iktidarın mutlaklaştırılmasına yönelik gelişmeler sonunda Batı basınında da kaygı uyandırır olmuştur. The Economist bu bağlamda Başbakan Erdoğan’ın son zamanlarda gerçeklerden koptuğu ve otokratlaştığını yazmıştır. Dergi, Türkiye’deki yolsuzluklara da dikkati çekerek, “AKP, sandığa gömdüğü eski yorgun partilere benzemeye başlıyor” yorumunu yapmış. Bu bağlamda Erdoğan’ın sadık destekçileri olan liberaller ve AB Komisyonu’nun da şikâyetçi olmasına dikkat çekerken, “başbakan’ın bunlara yanıtı, bazı Başbakanlık muhabirlerinin akreditasyonunu iptal etmek oldu” diye yazmıştır.
The Economist dergisinin tespitleri önemlidir. Çünkü daha düne kadar bu dergi “Hiçbir İslami Parti, AKP kadar ılımlı ve Batı yanlısı olmadı” diye tespitte bulunmuş ve laik kesimin, AKP’ye karşı “itirazlarının yanlış olduğunu” yazmıştı. Bugün aynı dergi bir anlamda Koru’nun “Obama’dan Bush’a” dönüşme metaforunu kullanarak Başbakan için “demokrattan otokrata” dönüştüğünü ve gerçeklerden uzaklaştığını iddia etmiştir. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş