Demokrasi ve barışı, doktor ve öğrencilerden öğrenin

A+A-
Afet ILGAZ

YSK’daki veto yüzünden Türkiye alt üst edildi. Bu işlerle alakası olmayan esnaf, yolcu, sivil halk, ölümüne başlatılan bir savaştan, çok şükür kayıp vermeden kurtulabildi. O yaktığınız otobüs sizin de analarınızı, kardeşlerinizi taşıyordu. Yakılan postanede siz de olabilirdiniz. Esnaf, o tarumar edilen malını yerine koyabilmek için ne kadar yorgunluklara katlanmak zorunda şimdi!
İktidarın hem İmralı’yla görüşüp hem de oradan gelecek talimatla hareket eden insanlara posta koymaya kalkışması; ayrıca YSK kayıtlarındaki bilgileri hukuka alet ettiği şüphesi bu kargaşada en az ötekiler, kargaşayı yapanlar ve çıkaranlar kadar sorumluluk yükler ona.
Yakıcı ve yıkıcılara gelince: Siz barış istiyorsunuz değil mi? Barışı ağzınızdan düşürmüyorsunuz. Çok şükür barış var. Türkiye’yi herhalde Libya’yla karıştırmıyorsunuz. Siz demokrasi istiyorsunuz değil mi? İyi kötü o da var. Siz Mısır’la karıştırıyorsunuz galiba Türkiye’yi. Mısır’ın ve Mübarek’in başına gelenlere sevinmedik. Bu ayrı bir konu. Ama sizin istediğiniz şeyler, barış ve demokrasi değil. Önce “emperyalistler” idiler, şimdi küresel sermayeciler. Onların istediği gibi, Türkiye’yi yirmi yedi etnik federasyona bölüp Siyonizm tarafından yutulabilir hale getirme taşeronluğunun vaat ettiği koltukları, mevkileri, serveti ve gücü koruyabilmektir, istediğiniz!
Doktorlar da hak aradılar, öğrenciler de. Ama ne kadar insancaydı ikisi de. Küresel güçlerin yutmaya çalıştığı eğitimimizi ve sağlık sektörümüzü korumak için çıkmıştılar sokağa. Bu yüzden yakıp yıkmadılar. Zekice hazırlanmış sloganlar ve pankartlar eşliğinde, o kadar güzel oyun ve şarkılarla dile getirdiler taleplerini!
Demokrasi işte budur ve siz bunu öğrenmek zorundasınız. Yoksa bu memleketin dükkânı, camı çerçevesi, otobüsü size helal değildir, demokratik hiç değildir.
Halkımız dizilerden zarar görüyor
Her şey metalaşmaya, değeri kazançla ölçülmeye başladığında, hayat da insan da, sanat da ve yedinci sanat denilen sinema da, onun bir kolu olan diziler de insani değerlerinden uzaklaşıyorlar.
Elinde tabancayla gezen ve asla mahkûm olmayan “kahraman” lar, adaletin “kafaya sıkmak” la sağlandığı olaylar, kötü adam eleştirisi adı altında rol modeli olarak ortaya konulan “psikopat” lar... Sabahtan akşama kadar evindeki kadınları döven, boyuna çocuk kaçıran ve asla yakalanmayan Miran Ağalar, ailenin bozulmasında kötü örnek olarak seçilmiş akıl sağlığı herhalde bozuk Ali Kaptanlar; gözünü kırpmadan babasını, adamlarını öldüren ve kılına halel gelmeyen Yavuzlar...
1940’larda, 50’lerde, 60’larda hatta 70’lerde, ne kadar temiz bir hayatımız varmış! Bu yılların siyasi yanlışlıkları bir yana, toplumsal dokumuz bozulmamıştı. Tecavüz lafı bilinmezdi, böyle suçlar da nadirattandı. Filmlerde suç işleyen cezasını çeker ve belasını bulurdu.
En son, Ali Kaptan rezaletiyle Türkiye çalkalandı. İki yıldır, eski eşlerini öldüren kocaların artışında bunun gibi modellerin katkısı yok mu sanıyorsunuz?
Bunu yapmayın. Halkın heyecanlarıyla, ruh sağlığıyla oynamayın. Ne Mete’nin şiirsel aşkı, ne kızların dürüstlüğü ve çaresizliği, ne annenin çilesi, bu kötü izlenimleri silmeye yeter!
Hiç mi izlenecek bir şey yok derseniz, vardı: Türkan! Oyuncuları, kurgusu, senaryosu, amacıyla fevkalade bir diziydi. Onu seyretmek için “Fatmagül” kâbusunun bitmesini beklemek gerekse de, iyiydi.

Yazarın Diğer Yazıları