Demokrasinin tehlikeleri...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Doğru dürüst anlamları bilinmeden sık sık kullanılan kelimeler, tıpkı çok kullanılmaktan dolayı yalama olan cıvata yataklarının yivleri misali fonksiyonlarını kaybeder. Bizde bu anlamda ilk akla gelen kavram şüphesiz ki demokrasidir.
Demokrasi -adı üstünde- halkın egemenliğine dayanan bir yönetim biçimidir. En azından ortaya çıkış nedeni budur. Lakin teori her zaman pratiğe uymuyor. Hele bir de zaman değişmiş, köprünün altından çok su geçmişse...
Başlangıçtan günümüze doğru demokrasi, değişik merhaleler geçirmiştir. Bugün ise yer yüzünde genellikle temsîlî demokrasi hâkimdir. Mâlum, temsîlî demokrasilerde halk, yetkilerini doğrudan değil, seçtikleri temsilcileri vasıtasıyla, çoğunluk esasına göre kullanır. Ve bizce demokrasinin açmazları da işte bu noktada başlar.
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki nasıl bilenle bilmeyen bir değilse (bk. Zümer Sûresi, Âyet: 9) âlimle câhilin reyi de eşit olamaz. Yani seçimlerde reyler sayılmamalı, tartılmalı... Oysa demokrasi tarihinde böyle bir çalışmanın yapılmamış olduğunu görüyoruz. Çünkü halk dalkavukluğu buna mani olmuş, böylece de demokrasi kalesinde ilk gedik açılmıştır.
Diğer taraftan, temsîlî demokrasilerde çoğunluk sistemi pratikte her zaman ekseriyeti temsil etmemektedir. Mesela, 70 küsur milyonluk ülkemizde 550 milletvekili seçiliyor. Halk adına yasama görevini üstlenen vekillerden 276’sının hazır bulunmasıyla bir kanun teklifi görüşülüp oylanabileceğine göre, bu vekillerden 139’u “evet” derse teklif yasalaşıyor. 139 milletvekilinin toplam nüfusun yaklaşık 17 milyonuna tekabül ettiği düşünülürse (70-17=53) 53 milyona karşı 17 milyonun nasıl çoğunluğu temsil ettiğini anlamak sanırım kolay olmayacaktır.
Temsîlî demokrasilerin bir başka tehlikesi de büyük bir çoğunlukla iktidara gelen parti liderlerinin genellikle diktatörlüğe yönelmeleridir. “Şeyh uçmaz, müridi uçurur” misali liderlerin etrafındaki şakşakçılar onları öylesine güçlü gösterirler ki sonunda liderler de kendilerinde büyük bir güç vehmederek -bilerek veya bilmeyerek- diktatörlüğe kayarlar. Bu konuda Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil bakınız ne diyor:
“Bu hal (istibdat) yalnız mutlakıyetlere ve totaliter diktatörlüklere mahsustur zannetmeyelim. Rakipsiz bir kuvvet merkezi haline gelince, demokrasilerdeki ekseriyet de böyle bir gidiş alabilir. Temsil ettiğine inandığı millî iradenin kutsiyetine dayanarak en zâlim diktatörlere bile rahmet okutacak şekilde hareket edebilir. Bir hükümdar veya diktatörden gelen istibdat ile demokratik de olsa, bir ekseriyetten gelen istibdat arasında ise asla bir mahiyet farkı yoktur. Kötülük kimden gelirse gelsin, kötülüktür. Hatta iyi düşünürsek, ekseriyetten gelen kötülük bir bakıma daha ağırdır. Çünkü ekseriyet, dediğimiz gibi, anonimdir, gayrimesul ve yüreksizdir.”
Kaldı ki temsîlî demokrasinin bizdeki işleyişi de ayrı bir komedi... Parti liderleri listeleri hazırlıyor, halk kimi seçeceğini bilmeden sadece partiye oy veriyor, bunun adı temsîlî demokrasi oluyor, biz de inanıyoruz! 
Kısacası; herkes demokrasi diyor, ama demokrasinin ne olup ne olmadığını pek bilen yok. Gayet tabii, bu aymazlık zamanla insanları demokrasinin bir çoğunluk rejimi olduğu kanaatine götürüyor ki bunun bir adım ilerisi diktatörlüktür. Maalesef, Türkiye bu yöne doğru doludizgin gidiyor. Hatırlatmak istedik...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları