Denenmişi denemek (1)

A+A-
Rauf DENKTAŞ

1960 Antlaşmasında Kıbrıs’ın bağımsızlığında ve egemenliğinde eşit ortaklık hakkımız vardı. Kıbrıs Türklerine verilmiş olan özel hak ve yetkilerle donatılmıştık. Bu hak ve yetkiler, Garanti Antlaşması ile birlikte bizi azınlık, Kıbrıs’ı da Yunan toprağı olarak gören Rum tarafını rahatsız ediyordu. Üç yıl içinde ortaklığı yıktılar. İçteki eşitliği ve Türk-Yunan dengesini yok ederek Kıbrıs’ın Yunan toprağı olması için ellerinden geleni yaptılar. Bize 1963-1974 yıllarını yaşattılar.
Talat-Hristofyas görüşmeleri bize aynı tecrübeyi yaşatacaktır. Bunu halkımızın ve özellikle gençlerimizin anlayabilmeleri için rahmetli liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ün bir yıllık deneyden sonra 12 Eylül 1961’de Makarios’a yazdığı mektuba bakmakta yarar vardır. Anayasada ne yazarsa yazsın, Rum tarafı bunları, zaman içinde eritip, işlemez hale getirebilir ve bizim buna karşı alabileceğimiz tedbir yoktur. Devletsiz, egemenlikten yoksun, tek halk, tek egemenlik esası üzerinden devam eden görüşmeler bizi ancak yıkıma, yok oluşa götürecektir.
Bir yıllık deneyden sonra Dr. Küçük şunları yazmıştı:
Cumhuriyetimiz henüz birinci yılını doldurmuşken, geçen sürede durumu sabırla izledim ve herhangi bir engelleme olmadan Cumhuriyete ilk adımlarını atabilmesi için şans vermek arzusuyla, bazen aşağılama ve itaatsizliğe maruz kalmama rağmen şikayet etmedim. Bu mektubun amacı beni oldukça huzursuz eden ve endişelendiren önemli olayları kaydetmek ve benzer olayların tekrarlanmaması için Sizin yardımınızı istemektir.
Öncelikle, Rum ve Türk Bakanlar arasında, genellikle Bakanlar Kurulu toplantıları sırasında gereğinden fazla uzun süren tartışmalardan bahsetmek istiyorum. Özellikle, toplumlardan birini doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konular tartışıldığında Bakanlar Kurulunun Rum üyeler ve Türk üyeler olarak iki guruba bölündüğünü görmek çok üzücü ve cesaret kırıcıdır. Ayrıca, sözkonusu tartışmalar sırasında bazı Bakanlar tarafından benimsenen düşmanca tutum ve konuşma tarzları hiç tatmin edici olmayıp bazılarımızın hâlâ daha anlayış ve işbirliği ruhuyla çalışmak gerektiğini farketmediği ve takdir etmediğini göstermektedir. Örneğin, 1961 Bütçesi görüşülürken, Türklerin 1961 yılında yapılacak işler listesine eklenmesini önerdiği neredeyse her projeye Rum Bakanların itiraz etmiş olması beni büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Hatta, Sizin Türk köyleri ve sakinlerinin yararına olacak herhangi bir kalkınma projesinin Bütçeye eklenmesi yönünde verdiğiniz tavsiyeye rağmen bunu kabul etmeyerek ne kadar isteksiz olduklarını göstermişlerdir. Bakanlar Kurulu toplantıları bunun gibi örneklerle doludur.
Anayasal tedbirlerle bunları önlemek olanağınız yoktur. Nasıl ki 1960-1963 arasında da olmamıştır. Hak ve yetkilerimiz ayrı devlet, ayrı egemenlik temeline yazılmamışsa, kum üzerine yazılan yazı değerinde olacaktır. Neden mi biliyorum? Bunları 1960-63 arasında yaşadığımız için biliyorum.
Konumuza devam edeceğiz...

Yazarın Diğer Yazıları