'Deniz'ler idam edilirken onlar kafa çekiyordu'

Selcan TAŞÇI

Ahmet Altan, TBMM’deki kavgadan sonra yazdığı “Ülkücü irade” başlıklı yazısında, milliyetçileri azılı katiller olarak gösterip, “yine geliyorlar aman sakının kendinizi” türünden bir korku ortamı yaratmaya çalışınca, Türk toplumunun asıl korkması gerekenin “Altangilizm” ideolojisi olduğunu iddia etmiştik. Öyle ya bu ideolojinin telifini elinde bulunduran aile, yükselen değerlerle irtibatı koparmamak uğruna, gençleri galeyana getirip birbirlerinin kafalarını koparmalarına sebep olduktan sonra, hiç vicdan azabı çekmeden, “enayilik etmişim” basitliğinde, dümeni yeni değerlere kırabiliyordu.
“Tahrik, cinayet, tuzak, şiddet, ahlak, din, iman...” gibi konularda ahkam kesebilecek son kişinin Ahmet Altan olduğu yönündeki düşüncemizi paylaştığımız  “Utanmaz adama bak” başlıklı 7 Şubat 2010 tarihli Medya Polemik’e katkıda bulunan okurlarımızdan Erkan Kılıç, kısa süre önce vefat eden gazeteci Ergun Göze’nin, satırlarımızı tamamlayıcı nitelikteki yazısını göndermiş. Bakın Göze, 26 Aralık 2004’te, Altangilizim ideolojisi mensuplarıyla ilgili hangi tecrübelerini paylaşmış gençlerle:
“...size büyük bir açık kalplilikle söyleyim, seviyeli düşman, seviyesiz dosttan iyidir bile. 12 Eylül’den önce telef olan ve telef ettirilen sağdan soldan gençlerimizin vebali onları ilme, gerçeğe, hürriyet içinde, araştırma ruhu vererek, yönlendiremeyen hocalar ve eğitim organizasyonları ve basındaki ideolojik dinozorlardır.
Aziz gençler, hangi ideolojide olursanız olunuz, biliniz ki, sizi çok zor şartlar bekliyor. İdeolojik sahada ise sizi kullanmak isteyen açık gözler ekseriyettedir. Deniz Gezmiş’in asıldığı gece, birçok sol yazar kafa çekiyordu da, onların bu hayasızlığını gören Kemal Tahir, bir tekmeyle o sarhoş sofrasını devirip ’Utanın! Çocuğu ipe gönderdiniz, siz burada kafa çekiyorsunuz’diye haykırmıştı. Bakın hala onun edebiyatını yapıp para kazanıyorlar. ”

‘Aşırılık’ değil gazetecilik
Tayyip Erdoğan’ın kin dolu sözler, Ahmet Altan’ın da iftiraları ile, milliyetçileri adeta lince kalkışmaları karşısında, Yeniçağ’ın 7 Şubat 2010 günü attığı “Bu kan hepinizi boğar” manşeti olay oldu. Gün boyu medya sitelerinde tartışılan manşet, dün de Akşam gazetesinin 1. sayfasındaydı. Haberinde “Erdoğan’ın insaf ve izandan yoksun, kin dolu itirafları ülkücü şehitlerin kemiklerini sızlattı” ifadelerimize yer veren Akşam’ın “aşırı milliyetçi(!)” ve “aşırı sağ(!)” olarak etiketleme gereği hissettiği Yeniçağ, o gün birinci sayfasının tamamını 1980 öncesinde “darbeye zemin hazırlamak” için katledilen ülkücülerin yürek sızlatan fotoğraflarına ayırarak “aşırı” değil, gerçeğin tersyüz edilmesini kınayan “vicdani” bir gazetecilik tavrı sergilemişti...

* * *

Bavulcunun metresi oldunuz
‘Solcuyu solcuya vurdurtarak, sağcılar vurdu’ diye, yalanla darbe ortamı yaratmış olanlar; bal gibi biliyorsunuz ki, devletin ABD’ye ve CIA’ya yaslanmış bavulcu kanadı, devletin millici kanadı ile iktidar kavgası yapıyor
Pusucular!
Ellerine bavul verilmişler!
Aydın ve gazeteci duruşunuz için kendinize şu önemli soruyu sorun;  “7 yıllık balyoz bavulu dururken Ergenekon’a ne gerek vardı?”
Toprağa gömülü LAW’lara!
Gecekondudaki bombalara!
Generalin hatıra defterine!
Arınç’a suikast üfürmesine!
Toplu mezar kazılarına!
Islak imza kovalamacasına!
Kozmik oda aramasına!
Yazar, çizer, profesör, doçent, rektör, eski polis müdürü, yüzbaşı, albay, avukat; önüne kim gelirse tutuklayıp Silivri’de mahkemeler kurmanın anlamı, gazetede otururken ayağınıza kadar getirilen “bavullu balyoz planı” ile hiçleşti, fersudeleşti, pörsüdü gitti.

Yedi yıl bekledi
Diyorum ki!
Önünüze bavullu balyoz geldi.
Aç bavulu dediler.
Bavulu açtınız.
Sorma, yayınla dediler.
Şüphelenmeden yayınladınız:
Cami bombalanacak.
Uçaklar düşürülecek.
200 bin kişi tutuklanacak.
Ve stadyumlara doldurulacak.
Laik ile dindar boğazlaşacak.
Dehşet... Korku... Kaos...
Ortam hazırlanmış olacak.
Ordu darbe yapacak.
O zaman bu Ergenekon davasında içeri alınmalara; birinci... ikinci... beşinci... onuncu diye giden operasyonlara, tutuklamalara, hatıra defterli darbe ortamı yaratma planlarına, toprağa gömülü LAW silahlarına, bombalara, Danıştay hâkimini vurmalara, önce yazıp şimdi unuttuğunuz işadamı Üzeyir Garih’i öldürmelere, Bülent Arınç’a suikast yapılacaktı tantanasına ne gerek vardı.
“Balyoz Planı” hazırdı.
7 yıldır bavulda duruyordu.

Cici gazeteci oldunuz
Bavulcu pusucular!
Eski Marksistler.
Eski cuntacılar.
Eski Maocular.
Eski Yaser Arafatçılar.
Taze Wolfowitz’çiler.
Eskiden;  “ordu- gençlik el ele”  diye bağırışıp, “solcuyu solcuya vurdurtarak, sağcılar vurdu” diye yalan yaygaralarla darbe ortamı yaratma yardakçlığı yapmış olanlar; sizler bal gibi biliyorsunuz; Türkiye’de içinde devlet olmadan devlete karşı ayaklanma olmaz. İçinde ordu olmadan, orduya karşı kalkışma olmaz. Size bavulu getirenler devletin ABD’ye ve CIA’ya yaslanmış bir kanadı, devletin diğer millici kanadı ile iktidar kavgası yapıyor. Bunun için de elinize 7 yıllık bavulu vererek sizi kullandılar. Sizi kullanarak topluma pusu kurdular. Devletin bir kanadının cici gazetecisi oldunuz.
Sizden şehvetle faydanlandılar.
Bavulcunun metresi oldunuz.
Bir palabıyıklı kabadayıdan kaçıp, diğer palabıyıklı lünpene metres duran taşralı çaresiz kızlara benzediniz. Titreyin ve kendinize sorun: “7 yıllık balyoz bavulu dururken Ergenekon tiyatrosuna ne gerek vardı?”  l Necati Doğru / Vatan

* * *

Say bakalım Cengiz Çandar
Hem grubun orta yerine oturarak kınayacaksın, hem de ertesi gün ekranda geri zekalının birinin yaptığı listeyi gerçek kabul edip, elinde TEK BİR KANIT yokken meslektaşlarına “işbirlikçi” diyeceksin.
Hem tutuklanacaklar listesinde olup kınayacaksın, hem de Ahmet Altan’ın 3 Şubat yazısında olduğu gibi “kullanışlı medya” diyeceksin. “Onlar her zaman kendilerini kullandırdılar”  diyeceksin, “alçak”tan “tıynetsiz güruh”a kadar en iğrenç hakaretleri sıralayacaksın.
137 gazeteci Ahmet Altan’ı bu nedenle dava etse, mahkeme “Neye dayanarak bunları yazabildiniz” diye sorsa kim için hangi delili gösterecek çok merak ediyorum.
Cengiz Çandar da “Biliyorum, aralarından en az 100 tanesi işbirlikçidir” demiş. Ona da “say bakalım şu isimleri ve kanıtla” deseler ne cevap verecek? Gazeteciye, üstelik “demokrat”, “insan haklarına saygılı”, “hukuka saygılı” olduğunu iddia edenlere bu yakışır mı? Yoksa çok mu çirkin kalır?
Türkiye’nin geldiği noktaya bakınca insanın içi acıyor. Giderek de dibe doğru daha hızlı yol alıyormuşuz gibi geliyor maalesef.
Baksanıza darbe iddiaları medyayı bile bugüne kadar görülmemiş şekilde nasıl da düşman kutuplara ayırdı.
 l Ruhat Mengi / Vatan

* * *

GÜNÜN SÖZÜ
ABD’nin önde gelen analiz şirketlerinden Stratfor’a göre Türkiye on yılda bölgesinde hâkim güç olacakmış. Bölgeyi boş ver. Bülent Arınç’a da hâkim olacak mı, asıl ondan haber ver.
 l Fahrettin Fidan

* * *

Vesayet oyununu itiraf etmiş oldular
Başbakan her fırsatta sanki önünde gizli duvarlar varmış gibi konuşuyor ama, iradesini kullandığı zaman bunların sanal korkular olduğu da hemen görülüyor. İşte EMASYA protokolü denilen şey bir günde kaldırılıverdi. Darbelere zemin ve hazırladığı gerekçesiyle iki yıldır yandaş medyanın ağzından düşmeyen bu konu kapanıp gitti bile. Peki nerede o “vesayet” konusu.
EMASYA protokolünün bir günde kaldırılması aslında oynanan bir oyunu da ortaya çıkarması açısından önemlidir. Çünkü böylelikle  “vesayet” gibi absürd bir tartışmanın da aslında sanal olduğu anlaşılmıştır. Eğer Türkiye’de gerçekten gizli güçler her şeyi kontrol ediyorsa bu protokolün de kalkması mümkün olmazdı. Kalktı, hiçbir şey de olmadı.
l Can Ataklı / Vatan

* * *

Elini kolunu sallayarak oda basabilirmiş
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç dün yine ekrandaydı.. Meclis Başkan Vekili Mumcu’nun odasına ’ani girme’ veya ’basma’ hadisesini anlattı.. Arınç, yaptığının gayet normal olduğunu savunuyor.. Beş yıl Meclis Başkanlığı yaptığı için, iç tüzüğü iyi bildiğini düşündüğü için bunu kendisine hak sayıyor..
Bildiğime göre ’gidip kötü yönetiyorsun demek’ görevim demeye getiriyor..
O zaman.. Eski eğitim bakanının mevcut bakanın odasına dalıp ’kötü yönetiyorsun’ deme hakkı da doğabilir..
Eski dışişleri bakanının.. Eski başbakanın.. Bir önceki cumhurbaşkanının..
İki önceki cumhurbaşkanının.. Dört önceki cumhurbaşkanının..
Bu yaklaşıma göre.. Eski genelkurmay başkanının..
Eski valinin, eski il emniyet müdürünün, eski ilçe sağlık müdürünün, eski okul müdürünün..
Hatta emekli olmuş memurun bile.. Muhataplarının odasına ani giriş yapıp; kötü yönetiyorsun demek hakkı vardır!..
 l Mehmet Tezkan / Milliyet

* * *

Ha şunu bileydin
Kocasının CIA ile ilişkisi olduğunu yazan Eğin’e dava açağını söyleyen Çongar, Sanem Altan’la söyleşisinde “Hangi ajan ’ben ajanım’ der” diyerek iddiaları yalanladı! İlginç olan Eğin de Çongar’ın sözlerini canı gönülden destekedi: “İyi ya Chris Mason da ‘Ajanım’ demiyor zaten. Tamam işte, anlaştık... Hiçbir ajan ajan olduğunu söylemez ki!”

* * *

Akademisyenin madalyalısını severim
Artık ben akademisyenleri buna göre değerlendirmeye başladım: Kim madalyalı kim değil... Kim Afganistan’da strateji çiziyor, kim okul binasında...
Bizimkiler “akademisyen” olarak Afganistan’da CIA’in kızıl hücrelerinde dolaşmıyor ki... Askerleri eğittikleri, savaş taktikleri ve ordu iletişimi üzerine ders vermişlikleri yok ki...
Şöyle Zimbabve Ordusu’ndan bir paraşüt nişanı alsalardı mesela... Güney Amerika’da  “Barış Gücü”nde görev alsalardı ya...
Ne bileyim donanma subayı, topçu subayı, ileri gözetleyici, deniz topçu ateşi subayı olarak orduya hizmet verselerdi... Sonra bir gün sıkılıp “Ben dünyayı gezeyim”  diye Dışişleri Bakanlığı’na başvursalarmış keşke; seyahat acentasına değil Dışişleri’ne aman yanlış anlaşılmasın. Meğer Amerika’daki  “akademisyenler” böyle yapıyormuş!
Yok ki bizdeki akademisyenlerin Kore Savunma Madalyası mesela... Ya da Donanma Başarı Madalyası... Nişansa nişan, madalyaysa madalya Amerika’da kendisine akademisyen diyende...  Amerikalılar akademisyenin tanımını da değiştirmişler artık... Bizim hocalar hâlâ araştırsın, tartışsın, fikir üretsin, kitap yazsın, üniversitelere inanmaya devam etsin... Yetmiyor maalesef...  Akademisyen dediğiniz nasıl paraşütle atladığından anlaşılıyor artık.                        l Oray Eğin / Akşam

* * *

MİNİ YORUM
Sinan Çetin’in ödülü buymuş

TBMM’nin 90. yıl kutlamalarında PKK’lılar için “Orada ölen çocukların hepsinin üzerinde TC hüviyeti var” diyerek “açılıma devam” mesajı veren Sinan Çetin ödülünü aldı. Cumhurbaşkanı’nın Hindistan gezisine davet edilen Çetin’in, Bolywood’la işbirliği teşvik edilecek. Oscarlı Hintliler, Çetin’in Avrupa Yakası’nı saymazsak son yıllarda reyting veya gişe yapan bir tek işinin olmadığını biliyorlar mı acaba?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş