Derin devlet!

İsmail TÜRK

Özellikle son yirmi yıldır herkesin ağzında bir ‘derin devlet’ teranesidir gidiyor... Darbelerden tutun da karnımızın ağrımasına kadar her olayın arkasında bir numaralı şüpheli olarak ‘derin devlet’ gösteriliyor. Bir şeyin niteliğine vurgu yapmak için kullandığımız ‘derin’ sıfatı, yanına ‘devlet’ ismini alınca neden olumsuz bir şeye dönüşür?
Derin bilgi, derin düşünce, derin insan gibi derin sıfatı ile yapılan birçok niteleme, önüne geldiği isme ya da fiile hep olumlu anlam yüklerken, söz konusu ‘devlet’ oldu mu neden olumsuz anlama bürünür? Eğer ortada bir devletiniz varsa ve eğer devletinizin de sağlam ve güçlü bir şekilde ayakta kalmasını istiyorsanız, o devlete derinlik kazandırmak mecburiyetindesiniz. Bütün unsurlarıyla, derin akla ve beceriye sahip bir devletin varlığı neden bizi rahatsız etsin?
Dünyaya hâkim olan büyük güçlerin maksatlarını tahakkuk ettirmek ve dolayısıyla güçlerini artırmak ya da korumak için uluslararası anlaşmaların etrafından dolaşmak suretiyle görünmeyen bir devlet eli organize etmesini herkes tabii karşılarken, bu durum bizim için neden ayıp sayılıyor, anlayabilmiş değilim.
Burada anlatılmak istenen, devletin kurumsal varlığına sızmış bir takım menfaat çeteleri ya da harici devletlerin emrinde operasyon yapan bürokratlar ise, bu durum hangi mantıkla ‘derin devlet’ diye tanımlanabilir ki? Eğer ki bir memlekette iş bu safhaya varmışsa, orada bırakın derinini, eline yüzüne bakılır bir devletten dahi bahsedilemez.
Esasında bizde yaşanan şey, tam olarak budur. Müstakil bir irâde ile inşa edilmemiş devlet ve siyaset yapısı içinde mesele olan ‘derin devlet’ değil. Aksine, milli ve müstakil irâdeyle inşa edilmiş, nitelikli bir devlete yani ‘derin devlet’e sahip olamayışımızı, yaşadığımız sıkıntıların en büyük sebebi olarak görmek gerekiyor.
H H H
Geçtiğimiz günlerde aralarında PKK’nın kurucularından Sakine Cansız’ın da bulunduğu üç teröristin Paris’in merkezinde, örgüte ait bir büroda öldürülmesi başka bir zaman gerçekleşseydi belki üzerinde bu kadar konuşulmazdı. İktidarın -siz isterseniz devlet diyebilirsiniz- son bir haftadan beri İmralı ve Kandil’le müzakere sürecini başlattığı basına duyurulunca, mesele bir anda basının ilgisini çekti. Terör örgütü ile yapılan müzakerelere sıcak bakanlar, bu infazı gerçekleştirenlerin müzakere sürecini sabote etmeye çalışan aşırı unsurların işi olabileceğinin altını çiziyordu...
İktidar ve yakın çevrelerinin satır aralarında ‘derin devlet’e gönderme yapmaları da işin başka bir tuhaf tarafıydı. İktidarın, ‘derin devlet’ diye tarif ettiği yapının en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün unsurlarını derdest etmesine rağmen, hâlâ oraya gönderme yapmasını nasıl anlamak gerekiyor? Kabul etmeliyiz ki AKP iktidarının her sıkıştığı ya da herhangi bir konuda kamuoyu oluşturmak gerektiğinde başvurduğu bu klişe, kendisi açısından gerçekten işe yarıyor.
Kimse bu klişenin artık geçerliliğini kaybettiğini, dolayısıyla bu klişe üzerinden yapılan izahların aslında hükümetin ‘derin devlet’i yerle yeksan ettiği yönündeki iddialarını geçersiz kıldığını söylemiyor. İktidara bu yönde güçlü bir itiraz gelmediği için de her derde deva bu gerekçe, sıkıştıkça arkasına sığınılabilecek meşru bir bahane olmaya devam ediyor.
Uyuşturucu ve kaçakçılık üzerinden büyük bir ranta sahip olan örgütün kendi arasında yaşadığı rekabet, bilinen bir gerçek. Daha önce de bu ve benzer nedenlerden dolayı örgüt içinde birçok infaz gerçekleştirildi. Meselenin bu boyutunu kısa cümlelerle geçiştirenlerin ‘derin devlet’ ismi üzerinden iz sürmeleri bana göre oldukça anlamlı.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş