Dershaneler kaldırılabilir mi?..

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bizim kültürümüzde enâniyet ve hodbinlik hiç hoş karşılanmaz.  “Ben” demek şeytan işi olarak değerlendirilir. Bizde esas olan mütevazılık ve mahviyetkârlıktır. Eskiden, birçok müellif yazdığı esere benlik iddiasında bulunmuş olma endişesiyle adını bile koymazdı... Elbette bunlar güzel hasletlerdir. Ancak, Cenap Şehabettin’in de dediği gibi çok da mütevazı olmamak lazım. Sizi gerçekten öyle sanırlar.
Niye böyle bir giriş yaptığımı merak ediyorsanız anlatmaya çalışayım: 2004 yılıydı. Eski öğrencilerimizden biri “cemaat”e yakın bir derginin “görüşler sayfası” için bizden “eğitimin sorunları”yla ilgili bir sayfalık bir yazı talep etti. Ben de biraz sonra sunacağım metni yazıp verdim. Öğrencimiz birkaç gün sonra derginin sayfa düzeninin tamamlanmış olduğunu, bu sebeple yazıyı koyamadıklarını özür dileyerek beyan etti. Ben durumu anlamıştım. Yazıda dershaneler konusunda zülf-i yâre dokunan ifadeler vardı. Onun için neşretmemişlerdi. İşte 8 sene önce kaleme aldığımız söz konusu metin:
“20 yıldır Üniversitede hocalık yapıyorum. Maalesef, Üniversiteye gelen öğrencilerin bilgi ve kültür düzeylerinde her yıl gözle görülür bir düşüş yaşanmaktadır. Özellikle son birkaç yıldır Fakültelere gelen öğrencilerin beraberlerinde ‘okuma’yı ve ‘yazma’yı öğrenmiş olmalarından başka bir şey getirmediklerine şahit olmaktayız. Değil Fuzûlî, Bâkî, Nâbî gibi klâsik şairlerimizi; Yahya Kemâl, Halit Ziya, Peyami Safa gibi son dönem şair ve yazarlarımızı bile tanımıyorlar. Kelime hazineleri son derece sınırlı... Düşünme melekeleri gelişmemiş. Düşündüklerini yazıya dökebilmek şöyle dursun, sözlü olarak bile ifade edemiyorlar. Kendi aralarında konuşurlarken kullandıkları kelimelerin yarıdan fazlası argo... Siz bu gençlere neyi, nasıl öğreteceksiniz?.. Birbirimizi kandırmayalım. Dilim varmıyor ana söylemek zorundayım: Eğitim sistemimiz iflâs etmiş durumda...
‘Bu iflâsın arka plânında yatan sebepler nelerdir’ diyeceksiniz. Eğitim sistemimizi iflâsa sürükleyen birçok neden sıralanabilir. Fakat orta öğretimin, öğrencilere Üniversiteyi kazandırabilmeye odaklanması, kamuoyunun da bunun yolunun dershanelerden geçtiğine inanmış olması önemli etkenler olarak çıkıyor karşımıza... Okullarda eğitim ve öğretimin durduğunu, dershanelerin de üç-beş zekî öğrenciyi bir sınıfa toplayarak ağırlığı onlara verip pastadan en büyük payı alma yarışına girdiğini bilmeyen mi var?
Biraz radikal bir teklif olacak ama bence bu kötü gidişe ‘dur’diyebilmek için öncelikle ‘dershane’lerin kapatılması, bu mümkün olmazsa ‘Özel Lise’ statüsü verilerek onların 3 saatlik ÖSS’ye hazırlama kursları olmaktan kurtarılması gerekir... 02 Mayıs 2004.”
Demem o ki sıradan bir vatandaş olarak bizim 2004 yılında dershaneler hakkında yukarıda söylediklerimizi (kapatılması veya özel liselere dönüştürülmesi) Sayın Başbakan 2012 yılında ancak düşünebiliyor. Eğitim gibi geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir kurumun sorunlarını anlama ve çözüm üretme konusunda iktidarın ne kadar öngörüsüz davrandığının bundan daha açık örneği olabilir mi?
Kanaatimizce bugün büyük bir sektör haline gelmiş olan dershaneleri kaldırmak pek de mümkün görünmüyor. Keşke zamanında gerekli tedbirler alınabilmiş olsaydı. Atı alan Üsküdar’ı geçti mi bilmem... Haa, devlet kasasından sübvanse edilerek yeni zenginler yaratılacaksa o başka...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları