"Dersim" kırılma noktası olacak

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün şahsi internet sitesinde şu satırları okuyoruz:
 “Dersim’den CHP adına seçimlere girmesi ve bugüne kadar yürüttüğü çalışmaları CHP çatısı altında özgürce sürdürmesi bizzat Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tarafından önerildi.
Başta Dersim Katliamı olmak üzere Dersim’in tüm sorunlarını Meclis’te dile getirmek ve daha önemlisi çözümler aramak için bu teklifi kabul etti...”
Kendi ifadesine göre.. Aygün CHP’ye misyonu bilinerek, bu misyonu yürütmesi için alınmış...
Daha önce bu konuyla ilgili kitaplar yazmış... “Hatırlatma Yasağı’nın Ağır İhlâli”, “Dersim ve Zorunlu İskân”, “1938 Resmiyet ve Hakikat” adlı bu kitaplarında Dersim’de sebepsiz yere katliam yapıldığını savunmuş.
Dersim’de bir isyan olduğunu kabul etmiyor.
“Dersim isyanı, sonradan icat edilmiş bir şeydir, öyle bir şey gerçekte yoktur” diyor.
Ona göre zamanın hükümeti Tunceli’yi sebepsiz olarak imha etmeye kalkışmıştır.
Ortada soykırıma varan bir suç mevcuttur.
Atatürk’ün de bütün olup bitenden haberi vardır!
Hüseyin Aygün’ü savunan Kemal Bey de böyle mi düşünüyor?
Hüseyin Aygün tarihçi değil.. Siyasetçi...
Ne diyordu Fransız siyasetçiler Ermeni sorunu gündemlerine geldiğinde:
- Tarihi tarihçilere bırakalım, siyasiler siyasetle uğraşsın...
Hüseyin Aygün ise bir tarihçi gibi kendi icat ettiği bir tarihi görüşü siyasete sokmaya çalışıyor.
Olaydan rahatsız olan bir CHP milletvekilinin deyişiyle:
 “Tarihi olayı bahane ederek cumhuriyete, Atatürk’e, CHP’ye bayrak açıyor...”
Bu olay CHP’de bir kırılma noktası oluşturacağa benziyor...
Melih Aşık / Milliyet

 

+++

 

Devlet; PKK’nın, eylül ayında Diyarbakır ve Elazığ’da kaçırdığı ve daha sonra serbest bıraktığı 12 öğretmenin, görev yapmadıkları süre içindeki ek ders ücretleriyle SGK primlerinde kesinti yapmış...
Oysa bu öğretmenler; Allah göstermesin ölselerdi, hepsinin ailelerine ömür boyu maaş bağlanacaktı... Sorum; bu garip uygulamaya imza atanlara: Gönlünüz rahat mı?
Mustafa Mutlu / Vatan

 

+++

 

“Atatürk’e hakaret” büyük proje!
Hani biraz olsun başımızı vuracak bir taş bulsak... Ya da biraz olsun tutunacağımız bir dal olsa, dönüp bakmayız size...
Ama yok...
Bu demokrasi ise; çaresiz size muhtacız...
*
Gazetelerde, televizyonlarda “Atatürk’e hakaret eden CHP milletvekili yüzünden partide tartışma başladı” haberleri var...
“Atatürk’e hakaret” büyük proje çünkü...
Tartıştığınıza göre...
*
Bence size oy verenlere ve umut bağlayanlara hiç saygınız yok...
Sabırla sizi bekleyen, size toz kondurmayan, umutlu ağzınıza bakan insanlara... Çocuğunun geleceğinden korkan bir anneye... Akşam umutla televizyonların haber saatlerini bekleyen babaya...
O üniversiteli gence...
Hiç saygınız yok...
İmam “tükürdüklerini yalayacaklar” dedikten hemen sonra, yemin etmek için kuyruğa girdiğinizde kaç Cumhuriyet kadını hırsından ağladı?..
Haberiniz var mı?..
*
Diyelim ki haydi oldu da yemin ettiniz...
Hapisteki milletvekillerinizin salınması için imzaladığınız o kâğıttan ne haber?..
Ki şimdi hangi sözlerine güvenerek, AKP ile yeni anayasayı yapmaya oturdunuz?..
*
İktidar, doğal olarak son anayasa değişikliğinde millete “evet” dedirttiği hükümleri yeni anayasada koruyacak...
Peki...
AKP ile yeni anayasayı yapmaya kalkan CHP, o zaman “hayır” dediği maddelere bu kez “evet” mi diyecek?..
Demeyecekse, yeni anayasa sanki ulusal uzlaşı ile yapılıyormuş gibi, o fotoğrafı tamamlamak mı düştü CHP’ye?..
*
Bir CHP milletvekilinin -oy aldığı insanlardan utanmadan- Atatürk’e saldırmasını “bireysel izan arızası” sayıp, buraya uzun uzun koymuyorum bile...
Tüm bu olup bitenlere bakınca... Bu zulüm ve baskı iktidarının sürüp gitmesini sağlamak gibi bir misyonu mu var Atatürk’ün partisinin?..
Bekir Coşkun / Cumhuriyet

 

+++

 

SİZDEN GELENLER
Halen CHP Milletvekili olan
Hüseyin Aygün’e bazı sorular
Halen CHP Tunceli Milletvekili olan Hüseyin Aygün 1938 döneminde Türkiye Cumhuriyetinin Dersim İsyanını bastırma konusunda yaptığı açıklamalarla gerçekten milletin vekili mi veya gerçekten CHP milletvekili mi olduğu konusunda bazı soruları gündeme getirmistir. Kendisinden bu konudaki kuşkuları gidermek üzere aşağıdaki soruları yanıtlamasını bekliyoruz: 
1- Siz Tunceli milletvekili olarak bulunuyorsunuz. Bugün Tunceli iline komsu Malatya’ya Nato - Füze Kalkanı kurulması gündeme getirilmektedir ve bu kalkanın kullanıldıgı takdirde Anadolu’muzda buüyük kıyımlara neden olabileceği belirtilen bir silahtır ve kumandası Türkiye’de degil Nato da olması dillendirilen bir silahtır. Bugün yöre halkının geleceğini birinci derecede ilgilendiren Füze Kalkanının yörede kurulmaması konusunda milletin vekili olarak ne gibi çalışmalar yaptınız?
2- Bölgede güvenlik güçlerimize, halka yapılan saldırılar ve şehitlerimizle ilgili olarak ne gibi çalışmalar yaptınız?
3- Van depremi ile mağdur olan yurttaşlarımız için Tunceli’deki çeşitli kurum, kuruluş, tüzel kişi ile irtibat kurarak Van’lı yurttaşlarımıza ne gibi katkıda bulundunuz? 
4- Van da yaşanan insanlık dramında  40 Milyar dolar deprem vergisi gelirinin iktidar tarafından harcandığı bildirilmiştir. Sadece deprem anında harcanmak üzere bu milletin vergilerinden toplanan bu paranın bugün olmadığı belirtilmiştir. Bu konunun üstüne giderek, dile getirerek depremzedeleri savundunuz, onlara sahip cıktınız mı?
5- Libya’ya Nato tarafından harekat yapıldı, CHP- dolayısıyla siz de bu harekata Türkiye’nin katılması konusunda onay verdiniz, binlerce ülkesini savunan masum Libyalı’ya katliam yapıldı.  1938 Yılında Türkiye Cumhuriyetinin isyan eden bir aşiret reisini bastırmak amacıyla kullandığı meşru müdafaa hakkını bugün ’hangi nedenlerle gündeme getirdiğiniz saklı kalmak kaydıyla’adeta karalama amacıyla gündeme getirmeniz, Libya konusunda ise bizzat kendinizin Libya katliamına onay vermeniz hangi akıl, mantık veya insanlık anlayışıyla açıklanabilir?
6- Eğer katliam arıyorsanız bugün bizim cağımızda yaşanmaktadır: Irak;  Yugoslavya; Filistin; Dağlık Karabağ; Ruanda; Libya  ...Eger haklılardan yanaysanız buradaki mazlum milletler ile ilgili ne yaptınız? 
7- Bugün Suriye ile, İran ile savaş vb. dillendiriliyor sessizce. Meclise bizi savunması için gönderdiğimiz bir vekilin ülkemizi ciddi boyutta tehdit edecek bu tehlikeli senaryolarla mücadele etmesi yerine 1938 leri yani 73 sene öncesini, hiç de yeri ve zamanı olmadığı halde dillendirmesi en hafifinden görevini yapmamak, ya da görevini kötüye kullanmak olarak değerlendirilmez mi?
Ayşe Uygur

 

+++

 

Deprem mukadderat mı
Deprem  ülkemizin   bir  gerçeği.  Bu gerçeği bilerek inşaat yapmak, inşaat sistemimizi bu gerçeğe göre oluşturmak, mümkün ve elinizde. Çağdaş dünyaya yelken açacaksak yapıları bir barınak değil bir yaşam alanı ve sağlam olarak inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bu işin yolu da akıl ve bilime dayalı bir sitemden geçer. İnşaatlar kimin tarafından yapılırsa yapılsın, nasıl yapılırsa yapılsın Mimar, Elektrik, Makine ve İnşaat mühendislerinin meydana getirdiği bir eserdir ve eser olmalıdır. Takriben üç binin üzerindeki belediyeler bünyelerinde yeteri kadar inşaat, elektrik, makine mühendisleri ve mimarlar bulunmadığından ve siyasi çıkar veya şahsi çıkarlarından dolayı, imar planları, ruhsat işleri ve inşaat kontrollerini gereği gibi yerine getirememişler ve getirmeleri de mümkün olmamıştır. Aksaklıkları ortadan kaldırmak için 2 maddelik bir kanun yeterlidir.
1.Biten inşaatın iskanını ve kat mülkiyetini yerel belediye vermesin. Biten inşaatların iskanını ve kat mülkiyetini İL ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından kurulan bir komisyon versin. Bu komisyon  Belediye, Sigorta, Yapı Denetim elemanları ile İl Çevre Şehircilik müdürlüğü elemanlarından  oluşsun. Bu komisyon biten inşaatlara iskan ve kat mülkiyeti için gittiğinde hatalı gördüğü iskan alamayan yapının müteahhidi, yapı denetim ve belediye elemanı bağımsız mahkemelere sevk edilebilmeli ve yargılanmalıdır.
2. Yapı Denetimler iş alabilmek için belediye veya müteahhitlere taviz vermek mecburiyetinde kalmamalıdır.  İş dağıtımı bir merkezden yapılmalıdır. Her Yapı Denetim işi almalı ancak alınan iş bir merkez tarafından metrekare ve toplam iş sayısı ve ADRES göz önüne alınarak yapı denetimlere şeffaf bir yöntemle YDS(Yapı Denetim Sistemi) üzerinden sırasıyla dağıtılmalıdır.  Bu husus yapı denetimlerin denetim bedeli üzerinde pazarlık yapmalarını önleyeceği gibi, iş almak için belediyelerin etkisinden de kurtaracak bir noter konumuna dönüştürecektir.
Cemil Doğan
Emekli Müteahhit

 

+++

 

Başbakan
seçimden önce
verdiği sözü tutsun
Başbakanın seçimden önce tüm 4B’lilerin kadroya alınacağına ilişkin ifadesinin ardından Belediyelerde 5393 sayılı kanunlara tabi olarak çalışan tam zamanlı 4B’li sözleşmeliler, 4 Haziran günü çıkarılan 632 sayılı KHK’de kapsam dışı bırakılmıştır.
(...)
Belediye sözleşmelileri, 4B kapsamındaki 5393’lüler (Belediye sözleşmelileri) tam zamanlı sözleşmeli devlet memurlarıdır. Çünkü İş Kanununa bağlı istihdam edilmemişlerdir ve bu nedenle 4B’li devlet memuru statüsündedirler.
(...)
Seçimler sona erdi. Bu nedenle bürokratlar biraz daha net konuşmaya başladı. Net cevap verilen konulardan bir tanesi de belediyelerde çalışan sözleşmeli personelin kadroya geçirilip geçilmeyeceğine ilişkindi. Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı bu konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, bu personelin sınavla alınmadığı için kadroya geçirilmediğini belirtmiştir. Başbakanlık ve genel olarak tüm bürokratların bu genel ilke çerçevesinde hareket etmesi halinde, bu açıklamayı herkes alkışlardı. Ancak, Çaykur’un işçi personeli sözleşmeli personel pozisyonlarına, vekil imam hatipler asil kadrolara, Kızılay personeli 4/B’li sözleşmeli pozisyonlara atanmıştır. Bunlar da sınavla alınmamıştı. Peki bunlara kim izin verdi?
Örneğin, sınavlara girip Diyanet kadrolarına atanmak isteyen binlerce aday var iken, şu anki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in Diyanet’ten sorumlu bakan olduğu dönemde, vekil imam hatipler asil memur kadrosuna geçirilmiştir. Bu konudaki yasal düzenleme, 2010 yılında Meclis Genel Kurulundan geçmiştir. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünde çalışan 267 işçi, 399’a tabi sözleşmeli personel pozisyonlarına atanmıştır. Bu hak nedense diğer KİT’lerde çalışan işçi personeline verilmemiştir. Bu düzenleme ise Bakanlar Kurulu kararıyla hayata geçirilmiştir. 2010 yılı Şubat ayında ise hiçbir kritere tabi tutulmadan alınmış olan Kızılay personeli, 4/B’li sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilmiştir.
Tüm bu uygulamalar ortadayken, Başbakanlığın “sınavla alınmayan personelin kadroya geçirilmeyeceği” yönündeki açıklaması kimseyi ikna edememektedir. Başbakanımız seçim sonrası belediye çalışanları kadro işlemleri ile alakalı olarak çalışma yapılacağı sözünü ulusal kanallarda vermiştir. Hesapta bile olmayan bedelli askerlik çalışması tamamlanmakta ancak söz verilen belediye sözleşmelerine verilen sözler halen tutulmadı.
BELEDİYELERDE GÖREV YAPAN 4/B’Lİ SÖZLEŞMELİLER

 

+++

 

Diyarbakır’da “film” çeviriyorlar
Diyarbakır’da , 12/13 Kasım 2011 günlerinde bir sempozyum yapılmış, Belediye Başkanı Osman Baydemir bu toplantıda Ermeni yazar Mıgırdıç’a toprak vermeyi vaad etmiş... Galiba da dedelerinin yaptıklarından özür dilemiş...
Bekleyelim görelim ama seyredelim, karışmayalım, tabii  ömrümüz varsa olacak şenliği görmeye.
Türkiye depreme yardım yağdırırken Diyarbakır’da başka filmler oynatılıyor, basın duyurmuyor. Duyuranları da okuyan az.
N. Sezgin

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları