‘Dersim’ saplantısı

Arslan TEKİN

Ahmet Davutoğlu, Alevîlik meselesine hiç girmesin. Bilmiyor.  “Alevîlik” o kadar çetrefilli, o kadar ayrıntılı bir konu ki,  “açılım yaptım”  demekle halledilecek bir mesele değil. Diyanet İşleri Başkanlığı, “Alevîlik”  konusunda neden kıyıdan kıyıdan gidiyor, sanıyorsunuz! Başkan ve etrafı kendi  “adamları” oldukları hâlde, Kur’ân ve Sünnet’i önlerine koyduklarında, hangi Alevîliği nereye uyduracaklarını kara kara düşünmüşlerdir. (Bu satırların yazarı Alevîliği bire bir görüşerek ayrıntılı araştırmıştır ve kitabı da vardır! Boşuna yazmıyor!) 
Ahmet Bey, Dersim İsyanı’nın bastırılmasını  “Kerbelâ”yla aynı tuttunuz ya, hiç bu mevzulara girmemelisiniz.
Kasımın 23’ünde Tunceli’ye gidecekmişsiniz. Haberlere göre, Tunceli adını  “Dersim”  olarak değiştirecek,  “Alevî açılımı” adı altında bir şeyler söyleyecekmişsiniz Bir de İsyancı Seyit Rıza’nın kayıp mezarını bulma sözü verecekmişsiniz veya bulmuşsunuz,  “türbesini” nereye yapacağınızı açıklayacakmışsınız!
İri harflerle şuraya yazıyorum:
EĞER EŞKIYA BAŞINI  ‘HAK ARAYAN MAZLUM’İLÂN EDERSENİZ, SİZİN HESABINIZ TÜRK DEVLETİ VE TÜRK MİLLETİYLEDİR. PKK GİBİ RIZA’YI KAHRAMANLAŞTIRDIĞINIZ AN BENİM VE BENİM GİBİ DÜŞÜNEN MİLYONLARI ‘DÜŞMAN’SAFINDA GÖRMÜŞ OLUYORSUNUZ.    
Hans-Lukas Kieser adlı bir İsviçreli, daha önce de bahsetmiştim,  “Iskalanmış Barış: Doğu Vilâyetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938”  başlığıyla çevrilmiş kalın bir kitap yazmıştır. Hans-Lukas bütün  “puştluğuna”  (niyetinin kötülüğü manasına kullandım!) rağmen kışkırtmaları, kışkırtmalarda misyonerlerin rollerini, hususiyete Tunceli yöresindeki art niyetli faaliyetleri yazmıştır. Ahmet Bey’in ve “Ustasının” okuması lâzım.    
Devlete isyan edeni kutsamak başka, acılardan bahsetmek başkadır. Ahmet Bey ve  “Ustası” Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlardan intikam alma peşinde koşuyorlar ve “isyancı” gruplar gibi davranmaktan da asla hazer etmiyorlar.
Dicle Üniversitesi’nden Tuğba Doğan’ın “Arşiv Belgelerine Göre 1937-1938 Dersim İsyanı”  başlıklı araştırmasından sadece bir bölüm alacağım:
 “Genel olarak Osmanlı Devleti’nin Dersim’e hâkim olmaya çalıştığı 1860’lardan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Dersim’de birçok olay olmuştur. Bunlardan bazıları tenkil harekâtını gerektirmiş 1892’de Koçuşağı ve Şamuşağı harekâtları, 1907’de soyguna son vermek için yine Koçuşağı ve Resik Aşiretlerine karşı harekât, 1908’de 4. Ordu tarafından yapılan harekât, 1909’da Haydaranlar Aşireti’ne karşı yapılan tedip, 1914 yılında Kırgan Aşireti’ne karşı yapılan harekât, 1916’da Ferhatuşağı Aşireti’nin isyanının bastırılması, nihayet Cumhuriyet döneminde 1926 tarihinde yapılan Koçuşağı Hadisesi, 1930 yılında yapılan Pülümür Harekâtı da tarihe yazılan Dersim hadiseleridir.”  (Tuğba Doğan, History Studies, C. 4, S. 1, 2012). Dersim Osmanlı’dan beri kanayan yara... Ahmet Bey ve “Ustası”, Rıza’yı kahramanlaştırırlarsa çok önemsedikleri  “Osmanlı”ya da “ihanet” ederler. 
Rıza’nın isyanda birlikte hareket ettiği Nuri Dersimi, isyanın bizzat kendi tarafından dış ülkelere duyurulmasının istendiğini ve Ermenilerin bölgede uzun zamandır propaganda yaptıklarını yazmıştır. 
Tercih sizin: Ya PKK gibi düşüneceksiniz ya da Türk milletinin kahir ekseriyeti gibi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş