Dervişâne düşünceler...

Ahmet SEVGİ

Geçen gün Recaizade Ahmet Cevdet’in “Nevâdirü’l-Âsâr” ını karıştırırken Celâlî Çelebi’nin şu beyti dikkatimi çekti: “Hallâk-ı cihân âleme ettikde tecellî// Her şahsı birer hâl ile kılmış mütesellî.” Şair bugünkü dille şöyle diyor: “Cenab-ı Allah âleme tecellî edince herkese avunacağı bir meşgale vermiştir.”
Gerçekten de her insanın kendine göre bir meşguliyeti var. Kimi çiçek yetiştirmeyi sever, kimi balık tutmayı. Kimi ticaret âşığı, kimi makam-mevki tutkunu... Kimi yiyip içip eğlenme derdinde, kimi para-pul sevdasında... Yazık ki hiçbirimiz bütün bunların bir müddet oyalanmamız için önümüzde bulduğumuz birer meşguliyetten ibaret olduğunun farkında değiliz.
Yunus Emre ne güzel ifade etmiş:
“Mal sâhibi mülk sâhibi// Hani bunun ilk sahibi// Mal da yalan mülk de yalan// Var biraz da sen oyalan.”
Esasen dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan ibaret değil midir? Ne var ki insanlar hayal ile gerçeği, serap ile suyu ayırt edemiyorlar. Hakikat sandıklarının hayal, su zannettiklerinin serap olduğunu görünce de düş kırıklığına uğruyorlar, hayata küsüyorlar.
Koca Yunus: “Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim” mısraını boşuna söylememiştir. Sonuçta bu dünya fani değil midir? Hani Süleyman’ın tahtı?.. Karun, o kadar maldan fayda gördü mü? Demek ki mal-mülk, makam-mevki; yokluğuna üzülecek yahut varlığına sevinecek şeyler değildir. “Ana rahminden geldik bâzâra// Bir kefen alıp döndük mezâra” diyen şairin dünya görüşüne ve hayat anlayışına imrenmemek mümkün mü?
Yunus’un: “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” sözünü iyi anlamak lazım. Bence çağımızın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Bakınız bu mısra ile ilgili Mehmet Kaplan neler söylüyor: “Buradaki “varlık” kelimesini, ister iktisadî planda zenginlik manasına, ister felsefî olarak “existence” mukabili anlayınız. Netice değişmez. Gide’in tavsif ettiği gibi muhtelif varlıklar arkasından koşarak ıstırabımızı dindiremeyiz? Bu mütemâdî bir aldanıştır. Yunus Emre açık olarak madde-varlık planında kalındıkça meselenin halledilemeyeceğini söylüyor.”
Bu dervişane düşünceleri yadırgayacağınızı biliyorum. Haksız da sayılmazsınız. Çünkü biz insanlar -Arif Nihat Asya’nın işaret ettiği üzere- himmete değil, buğdaya talibiz... Malum, Yunus Emre, Hacı Bektaş kapısına bir çuval alıç götürmüş ve buğday istemişti. Buğday yerine himmet verelim teklifine aldırmamış, buğdayda ısrar etmişti. Nihayet buğdayı alıp yola koyulunca uyanmış, hatasını anlayarak himmete dönmesini bilmişti. Bizlerse himmetten habersiz, hâlâ buğday peşindeyiz. Dolayısıyla, bu söylediklerimiz elbette yadırganacaktır.
İster inanın, ister inanmayın; insanoğlu materyalizmden vazgeçmedikçe, diğer bir ifadeyle kurtuluşun Yunus felsefesinden, yani yaratılanı “Yaratan” dan ötürü sevmekten geçtiğinin idrakine varmadıkça ne savaşlar duracak ne de ekonomik krizler son bulacak... İnsanlık da açlığa, susuzluğa, kan ve gözyaşına duyarsız, kendi meşguliyetine devam edecektir...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş