Devir teslim

A+A-
Rauf DENKTAŞ
Her yıl 26 Ağustos’tan başlamak üzere KKTC’de alayların ve yılına göre Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ile Kolordu Komutanı’nın görev devir tören indeki milli heyecanı ve gururu yaşarız. “Aman komutanlarımız terfi sırasındaysa terfi etsinler” diyerek 30 Ağustos günü yapılacak açıklamaları onlarla birlikte heyecanla bekleriz.
Bu yıl, Ankara’da 28 Ağustos günü icra edilen Genelkurmay Başkanlığı’nın devir teslim merasimine katılmak imkânından yararlanarak Ankara’daki heyecan ve gurur verici merasime katıldım. Eski komutanlarla, dost basın mensuplarıyla yeniden bir araya gelmeme neden olan bu merasimde görevi teslim edenle teslim alan değerli komutanların konuşmalarını büyük bir heyecanla izledim.
Komutanlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu hastalığı teşhis etmişler, millete ve ilgililere bunu duyuruyorlar, tedavi yöntemlerine de işaret ediyorlardı. Söylenenleri herkesin tekrar tekrar okuması ve değerlendirmesi gerekmektedir inancındayım. Özellikle gençler ve öğretmenler bu konuşmaları muhakkak okuyup değerlendirmelidirler. Atatürk’ün milletle bütünleşerek kurduğu laik ve demokratik Türkiye’de Atatürk’ün ruhunu rencide eden, laik Cumhuriyet’in temeline su kaçıran olaylar yoğunlaşmaktadır. Türk ordusu laik Cumhuriyet’in bekçiliğine taviz vermeksizin devam edecektir. Ben bu mesajı net olarak aldım ve yüceler yücesi eşsiz  Allah’ıma şükrettim.
Sayın Orgeneral İlker Başbuğ konuşmasında Kıbrıs konusuna da şu veciz ve anlamlı sözlerle değindi:  Kıbrıs konusuna, Birleşmiş Milletler çerçevesinde bütünlüklü müzakereler yoluyla, kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması isteniyorsa herkes tarafından; ilk önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 1959/60 anlaşmalarına dayalı “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti” olmadığının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir gerçek olduğunun, eşit egemen şekilde Kıbrıs Türk halkının ve Garantör Devlet olarak Türkiye’nin kabul edebileceği bir çözüm ortaya konulmadan, sorunun çözülemeyeceğinin kabul edilmesi gerekir!
Sayın Başbuğ, bu teşhisiyle, 45 yıldır “lider devletlerin” (!) müdahalelerinden ve suçlu tarafı 1959/60 Anlaşmaları’na rağmen meşru Kıbrıs hükümeti addetmelerinden kaynaklanan uzlaşmazlığın gerçek nedenine parmak basmış oldu. Hastalığın esasını ve temelini teşkil eden bu konuyu halletmeden kendi kendini tüm Kıbrıs’ın sahibi, meşru hükümeti ve devletinin işgal altında olduğunu savunmaya yüzü kızarmadan devam eden Rum liderle “uzlaşmaya çalışmak” boş gayret olmaya devam edecektir, meğer ki bu “uzlaşma” gerçekten Rum’u devletin sahibi ve meşru idaresi olarak tanımlamış olsun, garantiler kalksın ve Kıbrıs Rum liderliğinin istediği gibi askersizleştirilsin.
Bu arada cumhurbaşkanları Sayın Gül ile Sayın Talat’ın basın toplantılarında söylediklerine de baktık. Her ikisi de “Kıbrıs halkından” bahsediyor. Güzel sözler söylemişler. Sayın Talat “Kıbrıs Rum ve Türk haklarından” bahsetmiş, her iki taraf da “Garantilerin devamı” demiş, Sayın Gül, Sayın Talat’ın “iki toplumlu, tek halka dayalı, tek egemenlik ve tek devlet öngören” yaklaşımına rağmen “yapıcı tutumunu takdirle karşıladığını” vurgulamıştır. Buna rağmen Sayın Talat’ın Ankara’dan güç alarak adaya döndüğü de yadsınamaz bir gerçektir. Temennimiz 11 Eylül’de başlayacak olan görüşmelerde “halkın elde etmiş olduğu haklara” halk olarak sahip çıkması ve tekli cemaat yolundan kurtulmaya bakmasıdır. Böyle bir çabada tüm halkı yanında bulacaktır. Türkiye’nin de kabul edebileceği bir uzlaşma her halde tek halk, tek devlet, tek egemenlik formülüne dayanan bir uzlaşma olmayacaktır. Benim Ankara’dan aldığım yüreklendirici mesaj budur.    
Yazarın Diğer Yazıları