Devlet ciddiyet ve sorumluluktur

Agah Oktay GÜNER

Değerlerini bizim kadar kolay harcayan, tüketen bir toplum var mı? Kıymetleri yıpratmakta, törpülemekte ne kadar mahiriz!
İsterseniz bu kadir bilmez tavrı kurumlar çapında ele alalım. Bu konuda akla ilk gelen kavram ve kurumlardan biri hiç şüphesiz ki “yargı ve yargı organları”dır. “Hâkimlik biraz Allah olmaktır” diyen, boş söz söylememiştir. Yargı mensupları her zaman her yerde saygı görür, görmelidir. Ancak bu saygıyı korumaya öncelikle kendileri özen göstermelidir.
İddianame hazırlayan savcılar ciddi ve sorumlu olmak zorundadır. İdamını istediği sanığın sekiz yıl devam eden yargılanması sonunda dosyaya yeni hiçbir delil girmediği ve yeni bir tanık ortaya çıkmadığı halde beraatını isteyen savcının görevini ciddiyet ve sorumluluk ahlakıyla yerine getirdiğinden bahsetmek mümkün müdür?
Adalete güven ve yargıya saygının korunması, ancak iddianamenin hazırlanması, mahkemece kabulü, hakimin tutukluluk sürelerini vicdanlı bir hukuk anlayışıyla incelemesiyle mümkündür.
Savcılar ve hakimler, 27 Mayıs darbecilerinin emirerleri olmayı kabul eden Yassıada Mahkemesi Başkanı Başol ve Başsavcı Altay Ömer’in akıbetlerini görsünler ve unutmasınlar. Nerde bu afralı ve tafralı adamlar. Geride hangi şeref parıltısı veya kırıntısı bıraktılar? İşkenceyle ölümüne sebep oldukları güzide devlet adamlarının hatıraları dimdik ayakta... Savcı Egesel; çuvala koydurup çuvalın ağzını bağlattığı, cennet mekan Tevfik İleri’yi kaldırıp duvara vurmaları için dört ere teslim ediyordu. Bu ve benzeri gayretlere rağmen İleri’nin iradesini kıramadı. Bir gün mahkemede çılgın bir sesle “Tevfik İleri! seni elimle asacağım” diye bağırıyordu. Tevfik İleri o’na döndü ve “dün burada Sağlık Bakanı Dr. Lütfü Kırdar vardı. Konuşurken düştü ve öldü. Gece güneş battı, ay doğdu. Sabah ay giderken güneş doğdu. Bu sebeple sizin ölüm tehditlerinize ben sadece gülüyorum” dedi. Ne oldu bu büyük iman, inanç adamları? Tevfik İleri’yi ve birlikte yargılandığı mesai arkadaşlarını en sıcak duygularla yad ediyoruz. Savcı Egesel’in nasıl anıldığını ise herhalde söylemeye gerek yok. En hafif ifadeyle “lânet ediyoruz.”
Evet yargının onurunu şuur, vicdan, ahlak sahibi hakim ve savcılar korur. Dünyanın geçici saadet ve başarısını ebedi hayatın sonsuz güzelliklerine tercih edenler ebediyen hüsrana uğrar. Biz yaşayarak idam sehpasının gölgesinde kendi mukaddeslerimizi savunduk. Savcı Nurettin Soyer 1980 darbesinin şöhretli askeri savcısı idi. Zulmün her türlüsünü denedi. Akıbeti berbat oldu. Ama askeri hakim Vural Özenirler mahkeme başkanı olarak haktan ve hukuktan ayrılmamaya dikkat gösterdi. Askeri Yargıtay ise adaletin abidesi oldu.
Hepimiz servetlerin en büyüğünün “fazilet” olduğunu unutmamalıyız.
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasını isteyen iddianame tam bir hukuk tezadıdır. Başbuğ’u kamuoyu önünde “Terör örgütü yöneticisi” olmak, “Çete kurmak” la suçlamanın varmak istediği hedef nedir? Bu talihsiz suçlamalar inandırıcı olabilir mi?
Anayasa’nın 148. Maddesinin tayin ettiği yargılama usuluyle Başbuğ Yüce Divan’da yargılanmalıdır. Bugünkü sakat yaklaşım devam edecekse gerekçeleri kamuoyuna açıklanmalıdır.
Unutmayalım, dünyanın herhangi bir yerinde bir insana yapılan haksızlığı kendinize yapılmış hissetmiyorsanız, siz o haksızlığa talipsiniz demektir.
Evet, ülkemiz her zamankinden fazla ciddiyete ve sorumluluk duygusuyla hareket edilmesine muhtaçtır. Dış politikanın tayin ve tesbiti, iç politikadaki mesuliyetsiz, devlete ve kurumlarına olan güveni yok eden uygulamalar artık yerini “Devlet ciddiyeti, dikkat ve sorumluluk ahlakı” na terk etmelidir. Devlete olan güven kaybedilirse zaman içinde her şey kaybedilir!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş