Devlet değirmeni...

Ahmet SEVGİ

Hüseyin Kâzım Kadri’nin  “Türk Lügati”nde şöyle bir atasözü geçer: “Âsiyâb-ı devleti (devlet değirmeni) bir har (eşek) da olsa döndürür...” Doğrudur, devlet değirmenini bir merkep de olsa döndürür döndürmesine de değirmende öğütülen nedir, esas ona bakmak lazım... Değirmende öğütülen halkın rızkı ise ne âlâ... Yok, eğer orada insanların rızkı değil de, onların hakkı hukuku öğütülüyorsa vay o milletin haline...
Tarih boyunca devlet değirmenini şu veya bu kişiler döndürmüşlerdir. Değirmencilerin gücü ve kişiliğiyle doğru orantılı olarak millet de ya huzur ve refah içinde yaşamış ya da sıkıntı ve acı çekmiştir.
Demokratik sisteme geçilmesiyle devlet değirmenini döndürenlerin kişiliklerini tanımak biraz daha kolaylaştı. Devlet değirmenini kim seçimler için döndürüyorsa bilin ki onlar siyasetçidirler ve hep seçimleri düşünürler. Seçimleri kazanabilmek için ülkenin geleceğini karartmaktan yahut devletin imkânlarını çarçur etmekten çekinmezler.
Devlet değirmenini seçimler için değil, milletin geleceği için döndürenler de vardır tabii... Onlara da devlet adamı diyoruz.
Doğrusunu söylemek gerekirse, devlet adamının özel hayatı yoktur. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle o, “yaşama zevkini bırakmış, yaşatma aşkına gönül vermiştir.” Bir mum, etrafını aydınlatabilmek için nasıl yanıp yok oluyorsa devlet adamı da millete hizmet yolunda, dünyevî nimetlere aldırış etmeden adım adım yürümek, enerjisini bu yolda tüketmek zorundadır. Şairin çok güzel ifade ettiği üzere, devlet adamı rahat nedir bilmez: “Devlet ricâli râhatı hiç bilmemekdedir.//Râhat, ricâl-i devleti hiç bilmemekdedir.”
Kâşgarlı Mahmud’un meşhur eseri “Dîvânü Lügâti’t-Türk”te yer alan “Yir basrukı tag, budun basrukı beg” (Yeri dağ, milleti Bey ayakta tutar) atasözü millet olarak devlet adamına ne kadar büyük değer vermiş olduğumuzu gösterir.
Devlet adamı ile siyasetçiyi birbirine karıştırmamak gerekir. James F. Clarke’in dediği gibi  “Siyasetçi gelecek seçimi, devlet adamı gelecek kuşağı düşünür.” Gerçekten de biri tekrar seçilebilmenin hesabını yaparken diğeri “Halka nasıl daha çok hizmet edebilirim?” sorusuna cevap aramakla meşguldür. Siyasetçi şahsî çıkarlarının esiridir, devlet adamı ise hizmet sevdalısı... Biri kendini, diğeri halkını düşünür. Demokrasi elbette mevcut yönetim şekilleri içinde en makul olanıdır. Ancak, temeli seçime dayandığı için maalesef dalkavukluk, takıye, taassup, siyâsî ikbâl hırsı, çoğunluk tahakkümü, cehâlet gibi birtakım illetlerle mâlûldür. Özellikle çoğunluk tahakkümü ve cehalet yok mu? Güvenin kumaşı için için yiyip bitirmesi misali bu iki illet de demokrasinin bütün güzelliklerini tarumar etmektedir. “Devleti yönetmek için bilgiye gerek yok, cesur olmak yeter”, “Âsiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür” vb. sözler de sanırım bu hastalıkların ürünüdür. 
Kısacası; devlet değirmeni -ister devlet adamları tarafından olsun, ister siyasetçiler tarafından- bir şekilde döndürülmektedir. Gayet tabii, bizler siyasetçilerden ziyade devlet adamları tarafından yönetilelim isteriz. Lakin kör olası düzen devlet adamı değil, siyasetçi üretiyor. Kime ne dersiniz?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş