Devlet eliyle "Türkiye Kürdistanı" kurma projesi

Selcan TAŞÇI

BASINDAN SEÇMELER

Devlet eliyle  "Türkiye Kürdistanı" kurma projesi

Güneydoğu’nun Türkiye’den kopartılmasına milletin ses çıkartmaması için kamuoyu hazırlanıyor.
Bugün gündemimizdeki Kürt sorununu çözmek planı denilen planlama; ’Türkiye Kürdistanını kurmak’planıdır.
- Yeni ve demokratik anayasa yapmak; aslında milleti rahatlatmak için değil, Kürdistan planını hayata geçirmek için gündeme getirilmiştir.
- Ana dilde eğitim ve Kürtçe’nin devlet eliyle yaygınlaştırılması girişimi; Güneydoğu’daki Kürt kökenli yurttaşlarımızı, devlet eliyle kışkırtmaktan başka bir şey değildir. Bu iktidarın Kürtçe eğitimi üniversiteler eliyle resmileştirmeye çalışması; Kürt kökenli yurttaşlarımıza açıkça, ’Siz Kürtsünüz; Kürt gibi konuşun ve davranın!’mesajıdır. Bunun hayata yansıması da PKK’nın anında yer almaktır.
Gelişmelere bakınca ne görüyoruz: Türkiye’de iktidar; PKK’nın ideolojisini ve hedefini devlet eliyle gerçekleştirdiğinin farkında değil gibi görünüyor.
Uyarıyorum: Bu gidişin sonu; iç savaştır. Millet; er geç uyanacak; duruma el koyacaktır.
Rıza Zelyut / Güneş


 


 


Uçağımız böyle düştü!

Uçağımız radardan kayboldu. Suriye “Merak etmeyin, biz düşürdük”  dedi. Başbakan’la ABD’den dönen gazeteciler, pilotların sağ olduğunu, Başbakan’ın öyle söylediğini söyledi. Güvenlik zirvesi toplandı, gereken yapılacak kararı çıktı.
Başbakan, Kılıçdaroğlu’na postal fotoğrafı gösterdi; iki de kask bulundu. Sınıra sevkıyat başladı, generaller bölgeye gitti, tankların namluları Suriye’ye çevrildi. Başbakan, yaklaşanın vurulacağını söyledi; Genelkurmay, Suriye helikopterinin sınıra yaklaştığını, derhal F16’ların kalktığını, helikopterin tırsıp kaçtığını açıkladı.
Tam o sırada, hayaldi gerçek oldu,  “uzay sanayimiz” tarafından geliştirilen burundan pırpırlı Hürkuş, hangardan çıkarıldı, pilot montu giyerek kokpite oturan Başbakan  “Hamd ettim, bugünleri de gördük”  dedi, tek pürüz vardı, Hürkuş uçmuyordu, kısmetse seneye uçacağı açıklandı...
Hürkuş’tan inip, viaypi uçağıyla Erzurum’a uçan Başbakan, tam uçtu,  “Büyük devletiz, kükremiş sel gibiyiz, bendimizi çiğner aşarız, haddini bildiririz”  dedi.
Wall Strett Journal, uçağın Suriye hava sahasında vurulduğunu yazdı. Başbakan kızdı,  “Demek ki, bu gazete mert değil, namert, Obama’ya karşı takınılan bi tavır var, onun için böyle yayın yapıyor, Kayserili usta Mimar Sinan’ın gittiği her yere gitmek boynumuzun borcudur” dedi. 12 gün geçti, uçak yok, pilotlar yok, Türkiye namert Amerika’nın gemisinden yardım istedi, Nautilus, 1260 metrede, eliyle koymuş gibi buldu; ısı güdümlü füzeyle vuruldu dediğimiz motor, cillop gibi duruyordu.
Kendisi Manisa’dayken Ankara’da suikasta uğradığı öne sürülen Bülent Arınç, kozmik bi izah yaptı, vurulma biçiminin “füze benzeri başka bi aygıt” la olabileceğini söyledi. Ahali ufak ufak tufaya getirildiğini hissedip, nedir bu işin aslı diye mırın kırın soru sormaya başlayınca... Kandil’e gidip Karayılan’la röportaj yapılmasını teşvik eden yetkililerimiz, Şam’a gidip Esad’la röportaj yapılmasını yasakladı. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Kavun...
Sanki hiç kavun’dan anlamıyormuşuz gibi “keleğe” getirircesine, postal’a palet muamelesi yapıp, “Dip akıntıları postalların bağcıklarını çözebiliyor, kasklar da batmaz zaten, yüzer, normal yani”  dedi. Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ise, Kalender Orduevi’nde kalender bi açıklama yaptı, “Savaş çıkaracak halimiz yok, büyük devletler ne yaparsa, biz de onu yapacağız, yapınca görürsünüz” dedi. Gördük hakikaten... Cumhurbaşkanımız  “Bütün açıklamalarımız tutarlı” derken; Genelkurmay bi açıklama daha patlattı,  “Füze müze yok”  dedi, sanki  “Füze var” diyen Suriye’ymiş gibi,  “esamisi bile yok” dedi. Üstelik, bugüne kadar hep  “düşürülen” denirken, bu sefer  “düşürüldüğü iddia edilen”  denildi. Kamerası bozulan Nautilus’un bölgeden ayrıldığı ifade edilerek, pilotları bulduk, hurdacı mıyız biz, daha ne çıkarıcaz demeye getirildi.

***


Özetle... Hadiseyi usul usul pilotların üstüne yıkıp, Suriye’den özür dilenirse, şaşmayın gari.
Yılmaz Özdil / Hürriyet


 


 


Uçağının nasıl düştüğünü daha bilmiyorsun ya...
Belki kuş çarptı...
Bekir Coşkun / Cumhuriyet


 


 


Bir lafları ötekini tutmuyor

Uçak düştü mü düşürüldü mü diyorsun..
Cevap yok..
Karışık karışık laflar var..
Hani askeri vesayet kalkmıştı.. Daniskasını yaşıyoruz.. Hükümet destekli askeri vesayet yaşıyoruz..
Asker burnundan kıl aldırmıyor.. Doğruyu söylemiyor.. Hesap vermiyor..
12 Eylül dönemi gibi..  
İşin aslını astarını öğrenmek için ABD’ye mi soralım..
Soralım sormasına da bu sefer Dışişleri Bakanı kızıyor.. Bana mı inanacaksınız onlara mı diyor..
Bakana inanmak istiyoruz ama söyledikleri doğru çıkmıyor..
Devletin bir lafı ötekini tutmuyor..
İktidarın arkasında duran medya da sesini çıkarmayınca, tersine sesini çıkaranı karalama kampanyasına kurban edince SSCB havası yayılıyor..
Mehmet Tezkan / Milliyet


 


 


Namert çobanın işi

Suriyeli çoban, bomboş çölede, çiy güneş atında develerini otlatıyordu, uçağımızı  “Suriye hava sahasına girmiş” olarak gördü.
Namert çoban!
Hiçbir uyarıda bulunmadı.
Elindeki taşı sapana
koydu.
Sapanı uçağımıza savurdu.
Vuruldu uçağımız.
Necati Doğru / Sözcü


+++


Irak işgaline karşı çıkan gazeteciler vatan haini miydi

 Başbakan’ın Suriye politikasına karşı çıkmak ve açıklamaları konusunda tereddütlerini dile getirmek vatan hainliği midir?
Basın, iktidarların açıklamalarını, çağrılarını, savaş naralarını herhangi bir kuşkuya kapılmaksızın, gözü kapalı tümden desteklediğinde mi işlevini yerine getirir, yoksa kimi kaygıları ve kuşkuları dile getirdiği zaman mı?
Dilerseniz konuyu başka bir olay çerçevesinde alalım:
ABD, Irak’ı Saddam’ın nükleer ve kimyasal silahları olduğunu bahane ederek istila etmişti.
O sıralarda, ABD’nin BM’deki eski elemanı Scott Ritter, Bağdat’ın kitle imha silahlarına sahip olmadığını ileri sürerek, müdahalenin gerekçesine karşı çıkıyordu.
Ama kimse ona kulak asmadı. Sonra da, gerçek ortaya çıktı, Ritter’ın haklı olduğu anlaşıldı.
Şimdi sorum şu:
-Bush’a değil, Ritter’a kulak veren az sayıdaki Amerikan gazetecisi vatan haini miydi?
Sanıyorum, savaş tamtamları çalarken, basının tavrının ne olması gerektiği sorusunu daha ciddi biçimde bir kez daha düşünmemizde yarar var.
Ali Sirmen / Cumhuriyet


 


 


Yandaş medya mahallesi “buluşmayı” konuşuyor

80 civarında, çoğunluğu bakan ve genel merkez yöneticisi isim üçüncü dönem tırpanıyla nadasa çekilecek. Alttan gelen tecrübesiz gençlerin başına ’abi’ithal etmek diye düşünülebilir. Burada sorun açıkta kalacak mevcut abilere tatminkâr koltuklar bulabilmek. Yerel seçimler bazında çeşitli yakıştırmalar yapılıyor.
Bülent Korucu / Zaman

***


Numan Kurtulmuş, puzzle’in içindeki önemli parçalardan biri. Ancak puzzle’in diğer parçaları da birleştirildiğinde gerçek resim ortaya çıkacak. (...) DP eski Genel başkanı Süleyman Soylu da davet edilecek isimler arasında. Fatih Erbakan’ın da davet edilecek isimler arasında olduğu söyleniyor.
Abdulkadir Selvi / Yeni Şafak

***


HAS Parti’nin oy oranı yüzde-binde kaç olursa olsun, önümüzdeki, diyelim, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her oy değerli olduğu için, pozitif bir görünüm sağlayacak.
Başbakan’ın, epeyce bir süredir MHP tabanına sıcak gelecek dil kullanması da bu taban toparlanması çabasıyla bağlantılı olmalı.
Ahmet Taşgetiren / Bugün


 


 


Kefili sen isen...

Kurtulmuş’u, Fazilet Partisi’nin İstanbul İl Başkanlığı’ndan beri tanırım. Teşkilâtçıdır, çalışkandır, dürüsttür, vefalıdır.
Nazlı Ilıcak / Sabah

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş