Devlet ve devlet terbiyesi

A+A-
Ahmet SEVGİ

Son haftalarda yaptığımız devlet adamı-siyasetçi karşılaştırmalarında, siyasetçiyi hırpaladığımız iddiasıyla bizi eleştirenler olduğu gibi, devlet adamı ve devlet terbiyesine dair düşüncelerimizi beğenip bu düşüncelerin kaynaklarını soran okuyucularımız da oldu.
Biliyorsunuz, kültür denilen şey okuyup öğrendiklerimizin -kaynaklarını unuttuktan sonra- geride kalan rafine kısmıdır. Dolayısıyla, bu düşünceler belli kaynaklardan ziyade, uzun bir sürecin ürünleridir. Fakat yine de hafızamı yokladığımda devlet, devlet şuuru, devlet terbiyesi gibi meselelerin kaynağında başta Orhun Âbideleri olmak üzere “Kutadgu Bilig”, “Siyâsetnâme”, “Devlet ve Demokrasi”, “Devlet ve Devlet Terbiyesi” gibi zevkle ve şevkle okuduğum kitapların olduğunu görüyorum.
Söz gelimi“Dîvânü Lügâti’t-Türk”te geçen “Yirbasrukıtag, budun basrukıbeg” (Yeri dağ, milleti beg -devlet adımı- ayakta tutar) atasözünden çok etkilenmişimdir. Aynı şekilde Kutadgu Bilig’de geçen Yusuf Has Hâcib’in: “Beyler (devlet adamı) iyi insanları kendilerine yakın tutarlarsa, kötüler de işlerinde iyi hareket etmeye mecbur olurlar. Beylerin etrafını kötüler çevirirse, memlekete tamamen kötüler hâkim olur.”  sözü kulağıma küpe olmuştur.
Şeyh Edebâlî’nin, Osman Bey’e hitaben söylediği şu ifadeler: “Ey oğul! Beysin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Bölmek bize, bütünlemek sana.” Yahut Nurettin Topçu’nun:  “(Devlet adamı) yaşama zevkini bırakmış, yaşatma aşkına gönül vermiştir” sözü aklımdan hiç çıkmaz. 
Hele hele Nihad Sami Banarlı’nın şu cümleleri hep rehberim olmuştur: Devlet büyükleri, kendilerine müşavir seçtikleri ilim, fen, sanat ve siyaset adamlarının değerleri ve büyüklükleri ölçüsünde büyüktür.
Büyükler, çevrelerine memleketin ahlâk, fazilet, sanat, kültür ve iman adamlarını toplayıp, işlerini onlara danışmazlarsa muvaffak olamazlar.
Bu çeşit müşavirlerin ise  “evet efendimiz” diyenleri değil, “yanlış yapıyorsun! Doğrusu böyledir, çünkü...”  diyebilenleri makbuldür. Memleketlerinde dalkavukluğu ve riyakârlığı sanat haline koyduranlar, büyüklerdir. Tarih, dalkavuklardan hoşlanmayan pek nadir büyüklerin devrinde rahat etmiştir.
Keşke siyasilerimiz yukarıdan beri sıralamaya çalıştığımız bu prensiplerden behredâr olsaydılar, ülkemiz bugünkü bölünmüşlüğü yaşamasaydı, biz de siyasilerimizi eleştirmeseydik. Keşke yönetim anlayışımıza “Bir har da olsa döndürür âsiyâb-ı devleti” ilkesi hâkim olmasaydı. Keşke siyasilerimiz devleti yönetebilmek için okuyup yazmanın, ilim-irfan sahibi olmanın şart olduğunu bilseler ve sadece “cahil cesareti” ile bu işlere girmemiş olsalardı. Ve keşke biz de ülkemizin perişan haline bakıp dizlerimizi dövmeseydik...
Son söz şairin:
“Bütün bu olup bitenlere bizler müstahak değiliz sanma//Gidişatı değiştirmek istiyorsan siyasîlere kanma.” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları