Devleti buldum...

Yavuz Selim DEMİRAĞ
“Ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda, bu toplumu düzenleme, bu topluma güvenlik, refah ve huzur sağlama amacı güden ve bu amaca yönelik olarak kanun koyma, bu kanunları uygulama, yargılama, cezalandırma gibi güçlere sahip olan kurumun adı olan devleti,”  son yıllarda herkes gibi ben de çok arıyorum.
Oysa, “Devleti Ebed Müddet” olarak nitelendirdiğimiz devleti ne kadar da gözümüzde büyütmüşüz. Her fırsatta Allah’ın zeval vermemesi için dualar ettiğimiz devlet, hayallerimizin ötesinde güçlü olmadığı gibi acze de düşebiliyormuş. Babasının erişilmez kudrete sahip olduğunu düşünen küçük bir çocuğun babasının aslında korkak, ödlek ve çaresiz biri olduğunu öğrendiğinde yaşadığı hayal kırıklığı gibi, binlerce yıllık devlet geleneğinden gelen birey olarak, “Devlet Baba”  kavramının içi boşaltılmış bir şey olduğuna tanık oluyorum. “Ardımda dağ gibi babam var” diye böbürlenip cesaret duyan evlat yerine yetimlik duygusuyla sindirilmenin ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Genetik kodlarımızın gereğini yerine getirirken eğitimin ilk kaynağı olan ailede okulda, ocakta, kışlada aldığımız devlet terbiyesi, kutsallaştırmıştır devleti gözümüzde. Her şeye kadir sanırdık. Neredeyse Cahiliye döneminde kendi elleriyle yaptıkları puta tapanlar gibi olduğumuzu kavradığımızda bile isyan etmeyi ar saydık. İçimizde her daim taze tutmaya gayret ettiğimiz umutla, ideal olanı günün birinde bulacağımızla avutmuşuz kendimizi.
Evet devleti arıyorum uzun süredir. Bekası için kardeş katlinin bile caiz olduğu devletin peşindeyim. Kendisine inanan, güvenen adeta ibadet eden bireylerine şefkat ile yaklaşması gereken devleti gören var mı? Görevli kıldığı bireylerinin hak ve hürriyetlerini savunması gereken, egemenliğini öteki güçlerle paylaşmadan, ebediyete kadar yaşama azmindeki devlete ne oldu?
Baba evini şefkat eksikliği yüzünden terk eden evlatlarına her şeye rağmen kol kanat geren, çocukları arasında asla ayrım yapmadan, koruma güdüsüyle mukavemet gösterip, bireylerini gerektiğinde riske girip koruyan baba devlet çok mu ihtiyarlamış, çok mu güçten düşmüş. Komşu tartışmalarında, mahalle kavgalarında sürekli suçu kendi çocuklarında bulan baba, hanesinde artık eski saygınlığını sürdürebilir mi? Her defasında çocuklarını acımasızca, adaletsizce döven babanın hanesi terk edilmez mi? Evladın babaya olduğu gibi, babanın evladına olan hakkının helal edilmesi bu kadar ucuz olabilir mi? Adaletin terazisini dengede tutamayan mahkemenin kestiği parmak kanamaz mı?
Devlet ve devletin bekasına dair bu düşüncelerin büyük bir bölümünü ömrünü devlete vakfeden insanlardan öğrendim. Son Diyarbakır seyahatinde devletin içine düştüğü drama tanık oldum. Bu arada Diyarbakır izlenimlerim birilerine fena halde batmış. Kimileri ürkerken, devleti aradığımı duyan itilmiş, yetim kalmış bireylerle konuştum. Onların baba devlete olan kırgınlıklarına, yürek acılarına tanık oldum. Yazının en başındaki, “Düzenleme, güvenlik, refah ve huzur sağlama amacı güden”lerin bu uğurda çektikleri acılar kanattı içimi.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş