Devletin Gazilik vermediği kahramanlar!

A+A-
Batuhan ÇOLAK

Vatanseverlik, milliyetçilik, devletçilik, teşkilatçılık...

Bazen öyle hadiselere tanıklık ediyorsunuz ki tüm bu kelimeler, değer yargıları, bakış açıları anlamsız hale geliyor.

Neden mi?

Nedeni çok basit aslında... Kendilerini "milliyetçi, vatansever" olarak tanımlayan; vatandaşlar, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler tam ihtiyaç duyulduğu zaman ortadan kayboluyorlar.

Adeta dünya yansa umurlarında değilmişçesine bir tavrın içinde suskunluğa gömülüyorlar.

Çözüm süreci bunun en net örneğiydi... Bugün milliyetçilik söylemlerine sığınan AK Parti, o günlerde "Terörün sorumlusu olarak milliyetçiliği gösteriyordu..." Onlara göre, terörün çözümü için Türk Milliyetçiliğinin başı ezilmeliydi.

MHP ise sadece salı günleri yapılan grup toplantılarında konuya tepki gösteriyor, doğru düzgün tek bir miting bile tertip edemiyordu.

Yaşananlara vatandaşların büyük bir kısmı tepkiliydi ama demokratik eylem alışkanlıkları yoktu. Medya da bağımsız olamadığı için konu hakkında kimse objektif yorumlar yapamadı.

Öte yanda ise "Vatan, millet, milliyetçilik" gibi kavramlar olduğunda mangalda kül bırakmayanlar terörün her yanı sarması karşısında, kitlenin sesini kısmak için çabalıyorlardı. Yapılan en stratejik hamle tansiyonu düşürmekti.

Gel zaman git zaman... Vatandaş baktı ki iş kontrolden çıkıyor, oy reflekslerini değiştirmeye başladı. Tam o anda "masayı devirip" milliyetçi söylemle 7 Haziran'a gittiler...

O günlerde ekilen ihanet tohumları 7 Haziran sonrasında PKK'nın azgınlaşmasına yol açtı. Her yerden saldırılar, pusular, ihanetler...

Çözüm süreci sonrasında can ve mal kaybımızın bu denli yüksek olmasının tek bir nedeni yoktu. 

"Demokratik hakları serbest bıraktık, eski Türkiye'yi bitiriyoruz" diyerek Kürt ırkçısı partilerin her ilde teşkilatlanıp, Meclis'e girmelerinin yolunu açanları da unutmamak gerekiyor. Bu parti sayesinde örgüt birçok belediye kazandı ve çözüm sürecinde bu belediyeleri PKK'ya tahsis etti.

İşte o günlerin acı bilançosunu bizim şu anda bilmediğimiz, görmediğimiz, hatırlamadığımız aileler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Ailelerinden başka o günlerde kaybettiğimiz şehitleri hatırlayanımız var mı?

Ana haber bültenlerinde 2-3 dakikalık haberlerde göz yaşı döküp, sosyal medya hesaplarından "siyah kurdele" paylaşımları da bitti... Tıpkı günlük gıda ihtiyacımız gibi, coğrafyamıza ve kültürüme özgü yas meyvesini yedik, bitirdik ve unuttuk!

Ama unutmayanlar, o acıyı her gün yaşayanlar var... Dahası hâlâ sağlık sorunlarıyla uğraşan ve devletin gazilik vermediği kahramanlarımız var.

Kimisi göğsünden vurulmuş, kimisi uzvunu kaybetmiş, kimisi topal kalmış, kimisi sırtında mermiyle yaşıyor, kimisinin yüzü yanmış...

Anlaşılmaz prosedürler, anlam verilemeyen bürokrasiden dolayı gazi sayılmıyorlar!

Evet, yanlış duymadınız, hani televizyon izlerken devletin sahip çıkacağını düşündüğümüz o gaziler, yaralanan evlatlarımız bürokratik engellerden dolayı ortada kalmış durumdalar.

Mağdur sayısı o kadar fazla ki, güç şartlarda bir araya gelerek 2015 yılında bir dernek bile kurmuşlar. Derneğin adı Malul Sayılmayan Gaziler Derneği...

Yıllardır hem hukuki alanda hem de kamuoyunda farkındalık oluşturabilmek için büyük bir mücadele içindeler. Ama sonuç alamıyorlar. Sonuç alamadıkları gibi, hem maddi hem manevi yönden yıpranıyorlar. Vatan için döktükleri kan yetmemiş olacak ki devleti "Gazi" olabilmek için ikna etmeye çalışıyorlar.

Daha da açık konuşalım...

Hiçbir siyasinin, siyasi partinin umurunda değiller.

Çünkü oy getirecek potansiyelleri yok ama gazi sayılırsa SGK'ya ek yük binecekmiş gibi görülüyorlar.

Sayıları 20 bine yaklaşan büyük bir mağdur kitleden bahsediyoruz.

"Ama gazi olması için daha büyük bir uzuv kaybetmesi lazım, sırtındaki kurşun hayatını kısa vadede etkilemez, kafasındaki kurşun sadece baş ağrısı yapar..." gibi akıl almaz mazeretlerle bu kahramanları gazi saymayan anlayış ne yazık ki "devlet görevlisi" diye ortalıkta dolaşıyor.

Terörle mücadelede vatanı için bir damla kanını döken her fert bu toplumda en müstesna noktada karşılanmalıdır.

Ama nerede... Söze gelince, lafa gelince "herkes milliyetçi, vatansever" eyleme gelince kimse ortalarda yok!

Bu kardeşlerimizin, bu büyüklerimizin, bu evlatlarımızın mağduriyetlerini gidermek hepimizin öncelikli görevidir.

Siyasi iktidar ise olayları zaten tüm detaylarına kadar biliyor. Yapacak olsalar bunca yıldır bir adım atarlardı. Ama ne hikmetse o adım atılamadı.

Başta muhalefet partilerine kamuoyu oluşturma ve konuyu gündemde tutma açısından çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor.

#NedenGaziDegiller hastagiyle sosyal medyada gündem oluşturmaya çalışıyorlar, "bu konuda elimden ne gelir" diyen okuyucularımız en azından bu farkındalık sürecine destek olsunlar.

  • Yorumlar 14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları