Devletin Yumruğu

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Türkiye çok ağır, karmaşık problemler içinde bir dönem geçiriyor. Böyle dönemlerde öncelikle çok sakin ve soğukkanlı olmak gerekir. Karşılıklı ithamları  bir kenara bırakmak elzemdir. Dağlar gibi  birikmiş yanlışları hatırlatmak da bir fayda sağlamaz.
Bu dönemi atlatabilmek için yapılması gerekenleri, uyulması gereken öncelik sırasına göre şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Kürt ile Kürtçü ve PKK’lı dikkatle ayırt edilmelidir.
Kürt bu ülkenin vatandaşıdır. Etnik kökeninin Kürt olması  bir suç unsuru değildir. Aslında böyle bir şey  hukuk kurallarımız çerçevesinde hiçbir  dönemde söz konusu olmamıştır.
Anayasamızda ya da diğer kanunlarda  Kürt kökenlilere  veya  başka etnik kökenlilere yönelik bir ayırım söz konusu  değildir. Vatandaşlığın bütün haklarından  ayrımsız olarak Kürt yurttaşlarımız da faydalanır.  Bunun böyle olduğunu ve  Cumhuriyetin temellerinde Türk-Kürt kardeşliğinin harçları bulunduğunu  hepimiz biliyoruz.
Bu ülkede yaşayan insanların büyük çoğunluğu bu inanç içindedir.  Her türlü bölünmeye karşıdır.
Türkiye’deki Kürtler  ekonomi  ve kültür düzeyleri  açısından, İran, Irak ve Suriye’dekilere göre  en iyi durumda  olanlardır. Bu üç ülkedeki kardeşleri  Türkiye’ye  bakarak  uygulanan sosyal ve ekonomik politikalara özlem duymaktadır.
2-Kürtçü olanlar ise Kürt milliyetçileridir.  Onlara göre tespit ettikleri Kürt coğrafyasında  Türkiye Devleti işgalcidir.  Bu fikri yazan, propagandasını yapanlar  fikir planında kalmaları halinde  eğer kanunları ihlal etmişlerse , bu  kapsamdaki kanunlara göre yargılanırlar.
Kürtçü olanların silaha sarılmış militanları PKK’lılardır. PKK’nın aslında  Türkiye’yi zayıflatarak bölmek isteyen emperyalist dış güçlerin  desteğiyle kurulduğu ve bu güne kadar getirildiği  artık alenen bilinen bir gerçektir. Örgütün vurucu timlerini  Yunanistan başta olmak üzere pek çok devletin silahlı kuvvetleri ve gizli servis  mensupları  eğitmiş, silah ve malzeme temin etmiştir.  Tabii  Suriye ve İran’ın gerek  devlet görevlileri gerekse kontrollerindeki terör örgütleri vasıtasıyla  sağladıkları destek unutulmamalıdır. NATO bünyesinde müttefikimiz olan, ABD  başta olmak üzere ortaklarımız   bu ihaneti desteklemektedir.
Çatışmalarda ölen PKK’lı  teröristlerin bazıları  Ermeni, bazıları da Yunanistan,  Suriye  vatandaşıdır.
Bu tablonun arka plandaki destekçilerinin  sahte dostluk mesajlarına  Türkiye hep tebessümle karşılık vermiştir.
Onüç yiğidimiz vuruldu ve aynı gün özerklik ilan ettiler.  TC sınırları içinde federasyonu düşünmek  bölünmenin  ilk adımıdır. Düşünülemez. Bütünlüğümüzü koruyarak, ipin ucunu  kaçırmadan BDP  meşru zeminde kalmak ve teröre destek vermemek şartıyla muhatap kabul edilmelidir.
Bu tesbitlerin ışığında  bir acı gerçeği daha görelim;  2003’de 31, 2004’de  75, 2005’de 105, 2006’da 111, 2007’de 146, 2008’de 177, 2009’da 80  ve 2010’da  106 asker ve polisimiz şehit edildi.  Son on  günde  iki astsubay, 13 uzman çavuş ve er ile bir komiserimiz şehit oldu.
Acaba büyük devlet adamlarımız  teröre taviz vererek  bu  örtülü savaşın  önlenmesinin, tüketilmesinin  mümkün olmadığını ne zaman görecekler?
Sivil ve üniformalı  sorumlular  devlet gibi  hareket etmeyi  ne zaman idrak edecek?
Kan dökerek, yürekleri dağlayan acılar yaşatarak hedefe varacaklarını zannedenler nasıl  bir gaflete düştüklerini göreceklerdir.
Türk Devletinin, Türk  Milletinin  varlığını ve geleceğini koruma iradesi  granit bir kayadır.  Devletin yumruğu  hainleri mutlaka yere  serecektir. Bu böyle biline...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları