Devletin zirvesini görmek istemiyorum

A+A-
Afet ILGAZ

Atatürk’ün arkasında vatansever bir Meclis vardı. Meclis’in bütününü kastetmiyorum. Meclis Başkanı’nın son şehit olaylarında yaptığı imalı konuşmanın kamuoyunda yaratacağı olumsuz izlenimleri hatırlatmak istiyorum.
Askeriyedeki ihmallere gelmeden önce, 10 senedir Meclis’ten geçirilen ve teröristi rahatlatan yasa değişikliklerinden başlayalım isterseniz... Uyum yasalarından, seçim yasasının Meclis’e teröristle bağlantısını saklamayan temsilcilerinin girmesine müsait oluşundan, terörist cenazelerini belediye araçlarıyla taşıyan belediyelerden, PKK’ları kadrolarına dolduran devlet kurumlarından, fikir özgürlüğü adı altında milli değerlerimize ve bütünlüğümüze kastedici konuşmalar yapılıp yazılar yazılmasından, askerin ve polisin elini kolunu bağlayan yurt güvenliğini hiç bir yasayla teminat altına almayan gevşeklikten bahsediyorum.
En doğruyu halk söylüyor. Canı  yanan şehit aileleri açılımı sorguluyor. Sokaklarda “PKK Meclis’te” diye haykırıyor. Hangi avrupa ülkesinde, kan döken teröristle bağlantısı olan bir parti meclise girebiliyor? Hatta hangi Doğu ülkesinde böyle bir şapşallık var. Bana Lübnandaki Hizbullah’ı örnek göstermeyin veya Hamas’ı! Onlar kendi ülkeleri için düşmanla savaşıyorlar, bizzat düşman değiller

* * *

PKK ile savaşan kumandanlar ya tutuklu, ya tutuksuz yargılanıyor. Çiller döneminde PKK’nın bitirilme düzeyine gelmesinde etkenin, devletin bütün kurumları arasındaki dayanışma olduğunu söylüyorlar. Genelkurmay, Başbakan, Emniyet... Bugünkü durum ise hak getire!.. Bu üç kurum arasında acınacak bir mücadele var. Bu moralsizliğin dağda savaşan, askeri, subayı nasıl etkilediğini düşünmez misiniz?
Size bir şey söyleyeyim mi:
Artık “devletin zirvesi” denilen şeyi görmek istemiyorum. Nerede olursa olsunlar sıra sıra dizilmiş bu zirvecileri görmek istemiyorum. Uyduruk gözyaşlarını görmek istemiyorum.

İnisiyatif PKK’da
Kanal B’de Eslen Paşa’yı dinledim. Bir konuşmasının tekrarıydı... Bu konuşma Anadolu Ajansı tarafından İngilizceye çevrilip dünyaya da duyurulmuş; inisiyatifin bizim elimizde değil, PKK’nın elinde olduğu için bu işin devam ettiğini söylüyor. Hemen sınırın arkasındaki kampların ve orada konuşlanmış  “beyin” lerin (büyük zeka anlamında değil) olduğunu ve bunların paralize edilmemesi halinde bu işin sonunun alınamayacağını açıklıyor. Ordumuz savaş alanını kendi tespit etmelidir diyor. Bunun  “hücum”  anlamına geldiğini anlamışsınızdır...

* * *

Vaktiyle ince bir diplomasi uyguluyorduk PKK konusunda... Öcalan’ın 20 yıl barındığı ve korunduğu Suriye’den ayrılması ve Bekaa vadisindeki kampların boşaltılması işinde Atilla Ateş Paşa’nın da dahil olduğu ince bir diplomasi uygulanmıştı.
Barzani ile olan ilişkiler, bugünkü gibi  “abilik” düzeyine inmemiş ve yalama yapılmamıştı. Bugünkü yalamalıklara ilave olarak Öcalan’ın avukatlarıyla hücresinden örgüt idare etmesi gibi inanılmaz bir gerçeklik de var.... Bir de herkesin unuttuğu Erzincan ve Şemdinli’de devlete istihbarat veren, yani yardımcı olan elemanların adlarının ortaya çıkartılıp bu gibi faaliyetlere karşı bir korku oluşturulmuş olması gibi acayip bir hainlik de var...
Unutmayın Atatürk, meydan muharebesini arkasındaki Meclis’in desteğiyle kazanmıştı.
Ben artık devletin zirvesini görmek istemiyorum.
Ekranları kapatıyorum.
Gözümden ve gönlümden ırak olsunlar!..

Yazarın Diğer Yazıları