Devletteki hastalık emekli olunca mı aklınıza geliyor?

İsrafil K.KUMBASAR

Artık bir gelenek halini aldı.
Devletin en etkili makamlarında görev alan çok muhterem büyüklerimiz, ‘sıcak koltuklarında’ otururken, ülkenin nereye doğru sürüklendiğini anlamazlar veya anlamaz istemezler, ülkede olup bitenleri görmezler veya görmezden gelirler.
‘Emekli’ olduktan sonra, sanki kafalarına taş düşmüş gibi bir anda başlarlar gerçekleri haykıran bülbül gibi şakımaya:
- “Ülke, iyi yere doğru gitmiyor.”
- “Birileri başımıza işler açıyor.”
- “Devlette hastalık var.”
Hemen koro halinde bir alkış tufanı kopar:
- “He valla, çok hörmetli böyüğümüz ne de doğru şeyler söylüyor.”
Ama bir Allah’ın kulu da çıkıp da sormaz:
Be muhterem, daha bir yıl önce ülkenin etkili kurumlarının birinin başında oturmakta idin, resepsiyonlarda, balolarda ‘amuda kalkma’ polemikleri ile günü kurtarmak yerine neden gereğini yapmadın?

* * *

Genelkurmay eski başkanlarından emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Beykent Üniversitesinde verdiği derste aynen şu teşhisi koydu:
- “Devlette kurumlar arasında güvensizlik varsa, şüpheler varsa o devlet sorunludur. Ben asker olarak emniyetin istihbaratına güvenmiyorsam, çünkü bana istihbarat getirecek kurum benim hakkımda istihbarat topluyor. Bunlar gerçek vakalar. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı’na, MİT Emniyet’e, Emniyet MİT’e güvenmiyor. O zaman bu devlette hastalık var.”
Devletin içerisinde bir hastalık olduğu, artık sokaktaki sıradan vatandaşlar tarafından dahi bilinen bir gerçek.
Peki Yaşar Büyükanıt bu hastalığı, devletin en etkili kurumlarının birinin başında otururken bilmiyor muydu?
Zamanında neden gereğini yapmadı?
Devletin hastalanıp yatağa düşmesinde zamanında kendilerinin hiç mi payı olmadı?
Devlet, işbirlikçi iktidar tarafından ‘ABD/AB/İsrail’ ekseninde yürütülen teslimiyetçi politikalar ile dönüştürülüp ‘hasta sedyesine’ yatırılırken, “ABD bizim stratejik ortağımızdır”, “AB sürecini bütünüyle destekliyoruz”, diyen İsrail ile ikili anlaşmalar imzalanmasına göz yuman kendileri değil miydi?
‘Palto’ tutmak, ‘destek’ olmaktan daha mı kötüdür?

* * *


Dolmabahçe’deki ‘meşhur mutakabatın’ ardından dut yemiş bülbül gibi susup kenara çekilen Yaşar Büyükanıt, görevden ayrılırken altına çekilen ‘bir trilyon lira’ değerindeki son model zırhlı araçla uğurlandı.
Hastalık her geçen gün daha da ilerliyor.
2005 yılında hazırlanan bir raporda, Türkiye’nin ‘dış operasyonlara’ açık bir ülke haline geldiği, ülkede bir kısmı ‘gazeteci’ kılığında ‘3 binden fazla’ ajanın cirit attığı belirtiliyordu.
Aradan neredeyse dört yıl geçti.
Peki, bugüne kadar devletin yetkili makamları tarafından söz konusu ajanlardan ‘herhangi birisinin’ yakasına yapışıldığı görüldü mü?
Ne yazık ki hayır.
Herkes, kimin kime hizmet ettiğini biliyor, ama kimse kimseye dokunmuyor.
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığı ile hareket edenler, yılan ancak ‘kendi paçalarına’ dolanmaya başlayınca başlıyorlar feryad-ı figan eylemeye.
İşte Büyükanıt, alın size kanıt!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş