Dik dururlarmış ama dikleşmezlermiş!

A+A-
Afet ILGAZ

Başbakan son konuşmasında böyle diyordu gene, vücut dilini konuşturarak.
İlk bakışta çok hikmetli veya anlamlı bir laf gibi geliyor bu. Aynı zamanda derin.  Biraz çözümleyici (analitik) düşünürseniz hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor.
Hiç dikleşmeden dik durulabilir mi? Dikleşmeden dik durulamaz. Dik durduğunuzu farzeder yahut öyle farzetmelerini istersiniz, işte bu işin sonu, sözde soykırım rezaleti olur. Komedi diyorlar, komedi değil trajedi. Bilirsiniz trajedilerde (Yunan) çözümsüzlüğü yahut acıları yahut talihsizlikleri yahut felaketleri havadan inen bir tanrısal güç çözümler veya sonuçlandırır. Yani mevcut şartlarda, bu soykırım meselesi de, buna paralel bütün meseleler de çözümsüzlük içermektedir.
Tam bağımsızlığın değerini şimdi anladınız mı?
Çözümsüzlük içerir çünkü bağımlı yahut yarı bağımlı ülkelerin kendi meselelerini kendilerinin çözümlemesi mümkün olmamaktadır. Bir kere, borçlandırılmışsınızdır. Cumhuriyetin, Osmanlının borçlarını, o dar bütçesiyle ödemesinden sonra yavaş yavaş içine atıldığımız borçlandırılma tuzağında, bütün Cumhuriyet tarihindeki borçlandırılmamızdan daha çoğunu mevcut iktidar sekiz yılda yapmıştır.
Merhum Atatürk:
 “Askeri ve siyasi zaferler iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça zaferden söz edilemez” dememiş miydi? Herkeslerin merak ettiği ve konuşup durduğu o 18 milyar dolarlık paranın ne olduğu hâlâ anlaşılamadı. Nereden gelmişti o para?
Borçlanmalarımız sebebiyle yaptığımız sınırsız özelleştirmeler, sağlık sektörünü ticarileştirerek sosyal devlete vurulan darbe, binlerce işçinin ücretinin dondurularak, dahası aşağı çekilerek yapılan alın teri haksızlıkları, buna bağlı olarak artan boşanmalar, fuhuş, hırsızlık, yolsuzluk hadiseleri. Ne siyasi, ne askeri, ne iktisadi, ne de kültürel bağımsızlığımız kalmıştır.
Biraz diklenebilseydinz, belki de bugün bu kadar üzülmezdiniz.
Dik duruyorsunuz evet ama, kapının arkasında tek ayağınızın üstünde dik duruyorsunuz.
Mazlum milletler seçeneği
Sionist ideolojinin Müslüman Türk halkıyla arasını açık tuttuğu ve açık tutmaya çabaladığı Atatürk, sizin gibi, bir tek “Stratejik derinlik” kitabını rehber edinmemişti. 4000 kitabı, not alarak okumuş çaplı bir devlet adamıydı. Bugünleri görmüş ve NUTUK’una da koymuştu.
Ayrıca “Mazlum milletlerden” bahsetmiş ve bölgesel güç olma politikalarını, anti emperyalist ve anti kapitalist bir yörüngeye oturtarak komşularımızla paktlar imzalamıştı. Kavga bütün mazlum milletlerin kavgasıydı. Bu kavganın çok kanlı olabileceğini söylemişti. Erbakan Hocanın da, aynı sömürgeci güçleri kastederek  “kanlı mı olacak kansız mı” demesini ne yazık ki Türkiye’deki bazı mahfiller  “darbe” iması zannettmiş veya öyle yorumlamak işlerine gelmişti. Erbakan Hoca, anti Sionist bir kavgayı kastediyordu. Faizle, borsayla, rant ekonomisiyle, borçlandırarak ülkeleri kıskaç altına alan emperyalist, kapitalist güçleri Güneydoğumuzdaki savaşı düşünün. Bu, kansız bir savaş mı?
Merkel Yunanlılara  “borcunuzu ödemek için birkaç ada satın” diyor, siz hâlâ AB’ye girmekten bahsediyorsunuz. AB, bankalarını devletleştiriyor, siz hâlâ küresel ekonominin bize iyi geleceğinden bahsediyorsunuz. Dikleşemiyor, bunun sonucu olarak da dik duramıyorsunuz.
Şu AB’ye ve NATO’ya karşı bir de AVRASYA’yla ilgilenelim diye paşalarımızı, aydınlarımızı kodese tıkıyorsunuz. Bunu da gazetelerde köşe yazarlarınız açık açık yazıyor. “AB ve NATO’suz bir Ordu olmaz, bu paşalar yanlış yapıyorlar, elbette içeri tıkılırlar”  diye yazıyor, ben de bunu alıntılıyor ama kimseye derdimi dinletemiyorum. AB çöküyor ve ABD zaten çöktü ama Hindistan, Rusya ve Çin bu krizden hafif sıyrıklar alarak sapasağlam çıkıyorlar.
Neyse ki AVRASYA Sempozyumu’na her kesimden nitelikli aydınlarımız katılmışlar. Oya Akgönenç’ten (SP) Enis Öksüz’e (MHP) kadar!
İşte bu, dikleşmektir. Dik durabilmek için dikleşmek.
Aksi takdirde “sıfır problemlerinizle” sıfır başarılara razı olmaktan başka
çareniz kalmaz.

Yazarın Diğer Yazıları