Diktatörlük hazırlıkları

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Gizliden gizliye, “Ülkeyi tek başıma yönetmek istiyorum. Astığım astık, kestiğim kestik olsun istiyorum. Savcı da, yargıç da ben olmak istiyorum. Benim ağzımdan çıkan kanun sayılsın istiyorum” diyen birine “evet” diyebilecek misiniz!

 

12 Eylül’de Türkiye’nin geleceği belirlenecek. 12 Eylül’de seçmene ve dolayısıyla Türk ulusuna Tayyip Erdoğan, “Ben Hitler olmak istiyorum. Ülkeyi tek başıma yönetmek istiyorum. Astığım astık, kestiğim kestik olsun istiyorum. Savcı da, yargıç da ben olmak istiyorum. Benim ağzımdan çıkan kanun sayılsın istiyorum. Ben ABD’nin bana verdiği BOP Eşbaşkanlığı görevini sürdürmek, bu projenin en önemli ayağını oluşturan Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemek ve bölünüp parçalanmak istiyorum. Ben Ermeni soykırımını tanımak ve Türkiye’yi mahkum ettirmek, Türkiye’nin Doğu ve Kuzeydoğusu’nun Batı Ermenistan toprağı olduğunu kabul etmek istiyorum. Ben Yunanistan’ın Ege’deki hak ve menfaatlerini kabul etmek istiyorum. Ben Sayın Öcalan’ın Güneydoğu’da ve Doğu’da bir Kürdistan devleti kurmasını istiyorum. Ben PKK ile mücadelede ölen kelleleri görmezden gelmek, PKK ile savaşan, Kıbrıs çıkarmasına katılmış, Kardak’a Türk Bayrağı dikmiş Türk asker ve komutanlarının tamamını Silivri’ye tıkmak istiyorum. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve laik rejimimi, Atatürkçülüğü ve Atatürk ilkelerini savunmayı yasaklamak ve suç saymak istiyorum. Mayınlı arazileri topraksız köylüye değil, İsrail’e vermek istiyorum. Türkiye’nin neyi var neyi yoksa hepsini haraç mezat yabancılara satmak ve Türk halkını kendi topraklarında mülteci durumuna düşürmek, Türkiye’yi Filistinlileştirmek istiyorum, Gerek Anayasa Mahkemesi ve gerekse Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) atadığı hakimler benim bu isteklerime hukuk yoluyla engel oluyor. Anayasa Mahkemesi’ni ve HSYK’yı kendime bağlamak ve oralara benden yana insanları getirmek istiyorum.” diyor ve Türk ulusuna, “Benim bu isteklerime ’Evet’mi diyorsunuz, ’Hayır’mı diyorsunuz?” diye soruyor.

Yaşamınızı zehir edecek
10 Ağustos 2010 günü Rize’de yaptığı konuşmada kendisini işçi emeklisi olarak tanıtan, oysa Emekli Sandığı üyesi olan Tayyip Erdoğan, adeta milletle dalga geçer gibi Başbakanlık maaşının da 280 TL olduğunu söyledi. Böyle bir adamın hazırlattığı anayasa değişiklik paketine “Evet” oyu vermek, utanç vericidir ve bu millet kendisi ile dalga geçen Tayyip Erdoğan’a 12 Eylül’de “HAYIR” diyerek gereken cevabı mutlaka verecektir.
Tayyip Erdoğan’ın bir paragrafa sığan istekleri işte bunlar. Bu isteklerini 12 Eylül’de Türk ulusunun kabul etmesini istiyor. Hepsi bu.
AKP’nin hiçbir toplumsal uzlaşma aramadan tek başına hazırladığı 26 maddelik anayasa değişiklik paketinin özü budur. Bu paketin 16. maddesi Anayasa’nın 146. maddesini, paketin 22. maddesi de gene Anayasa’nın 149. maddesini değiştirerek bu maddeleri Hitler olmak isteyen Tayyip Erdoğan’ın isteklerine uygun hale getirmeyi amaçlamaktadır.
12 Eylül’de “Evet” çıkarsa Tayyip Erdoğan diktatör olacak, insan hakları ve hukuk ortadan kalkacak ve Hitler’in acımasızlığını fersah fersah geçen uygulamalar derhal başlatılacaktır. Böyle bir sonuç, bugün AKP’ye oy verenlere de, 12 Eylül’de “Evet” diyecek olanlara da yaşamı zehir edecektir.


Faşizm kendi çocuğuna acımaz
Unutmayalım, faşizm kendi çocuğuna bile acımaz. Eğer bir acıma duygusu olsa zaten faşizm olmaz.
Şimdi soruyorum, Tayyip Erdoğan’ın isteklerinin neler olduğunu, referanduma sunulan bu 26 maddenin ne getirip neyi götüreceğini, neye “Evet”, neye “Hayır” denilmesi gerektiğini referanduma katılma hakkına sahip olanların yüzde kaçı biliyor?
“2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasına şu ibare eklenmiştir”, “41’inci maddesinin kenar başlığı şu şekilde değiştirilmiştir” vs. Benim için bunların hiçbir önemi yok. Ben işin özüne, ne getirip, ne götürdüğüne ve 12 Eylül’de “Evet” çıkması halinde 13 Eylül’den itibaren nelerle karşılaşacağımıza bakıyorum. İşte o nedenle bu paketin 16. ve 22. maddeleri son derece önemlidir. Bu iki maddenin geçmemesi için de 12 Eylül’de tüm yurttaşlarımızın “Hayır”a mühür basması gerekmektedir.
* Sefer Çetinkaya

 

+++

 

Bizi soykırımla suçlayanlar aynalarla küs mü!
Bugün bize insan hakları, özgürlük, anadilde eğitim diye tutturan ülkelerin geçmişi ve bugünü pek temiz değil. Örneğin; Almanya’da yaşayan milyonlarca Türk, çocuklarına anadilde eğitim aldırabilecekleri bir eğitim kurumu bulamamaktadır. Fransızlar fikir özgürlüğünden dem vururken kendi ülkelerinde Ermeni soykırımı yoktur, diye düşünen insanlara ceza verme aşamasını çoktan geçmiştir. Kendi yaptıkları Cezayir soykırımını unutturmak istercesine.
Finlandiya da Sami ırkına karşı yapılan soykırım ve asimilasyon aşamasından sonra yaklaşık 50 bin Sami kalmıştır. Ben de onlardan talep ediyorum Sami ırkına mensup kişilere özgürlük.
Kıbrıs’ta 1980 öncesi Türk halkına yönelik katliamlar, Kurtuluş savaşı sırasında Ege’de Yunanlılar tarafından yakılan köy ve şehirlerde öldürülen Türklerin durumu ne olacak? Biz bu olayları neden dünya kamuoyunun bilgisine sunmuyoruz.
Ermenistan’ın Rusya’nın da desteğiyle Azeri topraklarını işgal etmesine ne dersiniz. Görüldüğü gibi Batının insan hakları açısından sicili pek temiz değildir. Kirli sicillerine bizi de ortak yapmak  istiyorlar.
Emperyalistler en son Mustafa Kemal ATATÜRK’ten yedikleri tokat’ın intikamını gütmekteler. Bu açıkça ortadadır. Silahla alamadıklarını demokrasi ve medeniyet söylemleriyle almaktadırlar.
“Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de o dünyanın içinde yer alır.” Bunun için her şey’den önce kendi gücümüze ve yeteneklerimize inanmalıyız. Benliğimizi korumalıyız. Maalesef bu ülkeden Türk olarak ayrılıp yurda döndüklerinde Türklüğünü koruyamayan bazı şahsiyetler çıkıyor. Avrupa ülkelerinde makam ve mevki sahibi olabilmek için Sözde Ermeni soykırımını bile tanıyanlar var. Tabii ki bu duruma karşı çıkan babayiğitler de var. Lakin Avrupa devletleri kendi gibi düşünmeyen bu insanlara yaşam hakkını kısıtlamakta hayatı onlar için zorlaştırmaktadır. Bizim aydınlarımız bunları görmüyor mu? Kör değiller elbet fakat finansörlerini terk edip bu milleti aydınlatmak yerine köreltiyorlar.
Dönüp bir bakacak olsak Mustafa Kemal ATATÜRK’ten bu yana ezilen bir ülke haline geldik. Ölü toprağını atalım işimize bakalım. İlkeli onurlu bir ülke için ATATÜRKÇÜ politika yapalım.
* Öğretmen Vural Gündüz / Ankara

 

+++

 

Sözlerine küfürle başlayan şiir
Yani ben Hiroşima’yı duyunca
Japon olan ben
Tombul ve yüzü kırışmış kadınları
görünce üzülen ben
Kapı pervazlarından geçerken
besmeleyi unutunca
Yüzü kızaran köylü adamlardan
olmak isteyen ben
Elleri üşüyünce nereye koyacağını
bilmeyen ben
Geceleri yatarken kutup ayıları
üşümesin diye
Dua eden ben
Dişleri sararmış inşaatçılar yüzünden
Estetik cerrahlarına sarı zarf içinde
kınama cezası veren ben
Gazze’ye şiir yazılmaz
Gazze’ye şiir yazılmaz
Gazze’ye şiir yazılmaz
Annem başucuma süt koyardı içeyim diye
Merhamet çok unutkan ah merhamet
Ben, kuliste tek başına ağlayan bir şöhret
Yalnız kalmasın diye salonu kulise
taşıdım epey zaman evvel
Hepimiz kuliste yalnız kaldık ne çare
Dindar kuşlar öterken vakitli
Ve vakitsiz havlayan müşrik köpeklere
Elimi kulağıma atıp aryalar okudum
Sesim detone
Allah’ım! Haritam nerede, nerede,
haritam nerede
Uzay mekiklerinin arkasından
kimse su dökmüyor
Peçetelere yazıp Amerika’ya
yolladım bu isteğimi
Yanında bir düzine tabak
Cevap: Kennedy’nin katili benmişim
Hakkında hiç şiir yazılmamış
bir kız gördüm diye
O zaman suçlamıştım en son Kennedy’yi
Bir de sevsem şu ismimin ilk harfini
Her şey güzel olacak, her şey
Yani ben orkestradan kovulunca berbat duygulara kapılan ben
Karşılıksız mektup yazmada üstüme kimseyi tanımayan ben
İstiklal Marşı’nı iki satır önceden okuyan
İlkokul bir çocuklarının başını okşayan ben
Şimdi nereye koyayım bu
heyecanlanmış gövdemi
Nereye, soğuktan üşümüş ellerimi nereye
Ah ben,
Ah ben
Ah ben
* Bülent Parlak

 

+++

 

Hesaplaşma
Siz hiç Obama’nın ağzından, “Biz Cumhuriyetçi parti dönemini iyi biliriz! Bush döneminde sivillere yönelik katliamlar yaşanmadı mı? Guantanamo’da Iraklı savaş esirlerine işkenceler yapılmadı mı?” gibi şeyler duydunuz mu? Ya da “Cumhuriyetçi iktidarlar döneminde zenciler beyazların otobüslerine alınmıyordu! Ku Klux Klanların sizin iktidarınız döneminde yaptıklarını da iyi biliriz. Nixon zamanındaki derin gırtlak skandalını, dinlemeleri, fişlemeleri de iyi biliriz!” gibi rakip partiyi suçlayıcı bir konuşmasına şahit oldunuz mu? Peki “Liderimiz, partimizin gururu Başkanımız Kennedy’nin uğradığı suikastın arkasındaki derin güçleri de açığa çıkaracağız” türü bir hesaplaşma içine girdiğine tanıklık ettiniz mi? Obama, Başbakan Erdoğan ile kıyaslandığı zaman elindeki güç ve otorite bakımından “kral” pozisyonunda. Yetkileri o kadar fazla ki, istese tüm Amerikan tarihi ile hesaplaşabilir. Ancak bugüne kadar ne Demokrat parti kökenli Obama ne de Cumhuriyetçi parti kökenli diğer başkanlar, geçmişle hesaplaşma işine girişmediler. ABD Başkanları daima geleceğe odaklandılar ve o yüzden de başarılı oldular. Erdoğan ise seçim meydanlarında doğru ya da asılsız iddialarda bulunarak, devamlı geçmişi günümüze taşıyor. Birisinin çıkıp, bugüne kadar ki Türk liderleri arasında en çok ABD’ye giden Başbakanımız olan Erdoğan’a, ABD’nin devlet ciddiyeti üzerine bilgi vermesi gerekiyor. Unutmamak gerekir ki, halkına güzel bir gelecek vaat edemeyen umutsuz liderler, sürekli olarak ya geçmiş ile övünürler ya da geçmişi polemik konusu yaparlar!  
* Engin Balım

 

+++

 

TARAF’lı olmaya devam ediniz
“SABAH” erken kalkan bir gazeteci “Kürt sorunu” adı verilen bu sorun için “80 yıllık sorun” dedi, aynen malum fikirdaşları gibi.
“TARAF”ı belli olan bir kilise gazetecisi de aynı sorun için “1000 yıllık” dedi.
Ülke yönetiminde bulunan önemli bir şahsiyet de, Kürt açılımı ile ilgili muhalefet tarafından yapılan eleştirilerine cevaben; “Ne yani, Kürtlerin 80 yıllık en temel haklarını vermeyelim mi, anadillerini konuşmasınlar mı!” demişti.
80 yıldan kast edilen, tamamen “Cumhuriyet”.  Açık ifadesi şu; “Osmanlı döneminde Kürt sorunu diye bir şey yoktu. Ne zaman Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyeti kurdular, Kürt sorunu bu tarih itibariyle başladı. Suçlu; Cumhuriyet”.
Siz, doğru olmadığı halde, Kürt sorunu denilen sorun için “80 yıllık sorun” derseniz, bakın neleri direkt olarak kabul etmiş olursunuz!
Öncelikle, Kurtuluş savaşı öncesi ve sonrasında Kürtler ile Türklerin iki ayrı toplum, iki ayrı halk olduğu iddiasını en baştan kabul etmiş olursunuz.
Bunu kabul ettiğiniz taktirde, Kürtlerin tarihsel süreç içerisinde TC.Devleti’ne karşı isyan hareketi içerisinde oldukları, “PKK’nın da 29. ve sonuncu Kürt isyanı olduğu” iddialarını kabul etmiş ve bir anlamda örgüte meşruiyet kazandırmış olursunuz. Bu da; “PKK’nın terörist bir örgütlenme olmadığı” anlamına gelir.
PKK, terörist bir örgüt değilse, bu durumda 25 yıldır verilen mücadeleyi, akan kanı, verilen şehitleri boşa çıkartmış olursunuz.
Tüm bunları kabul ediyorsanız, bu durumda Türkiye’den yönetimsel anlamda ayrı bir “Kürdistan” kurulmasına da izin vermelisiniz.
PKK’lı tüm tutsakları, özellikle ve en başta İmralı’da bulunan Öcalan’ı serbest bırakmanız gerekir. 25 yıllık süreç içerisindeki yaşanan durumlar nedeniyle ilgili kişilere maddi-manevi tazminat ödemekle, hatta özür dilemekle yükümlü kılınırsınız.  Eğer, bütün bu olup bitecek durumları içinize sindirebiliyorsanız, yine SABAH erken kalkmaya, yine TARAF’lı olmaya devam ediniz...
* Sabahattin Talu

 

+++

 

MİNİ YORUM
TRT’nin avantajı
İyice inandım ki, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ve ekibinin en büyük avantajı yönettikleri televizyon kanallarının izlenmiyor, radyo kanallarının dinlenmiyor oluşu. Gazeteciler günde sadece “45 dakika” larını, mesela TRT Haber kanalına ayırsalar, oradaki spikerlerin “militanvari” sunumuna, konukları muhalefete yüklenirken gözlerinde çakmak çakmak yanan coşkuya dikkat kesilseler, herhalde gazeteciler için devletin kanalında yürütülen propagandayı deşifre etmekten gündeme kafa yormaya zaman kalmaz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş