Dil bayramı...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Yarın (26 Eylül) Türk Dil Bayramı... Aslında biz yılda iki defa dil bayramı kutluyoruz. Bunlardan birincisi; Karamanoğlu Mehmet Bey’in 15 Mayıs 1277’de Selçuklu Devleti’nin veziri sıfatıyla yayımladığı: “şimden gerü divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.” şeklindeki fermanın yıl dönümlerinde Karaman’da kutlanıyor. İkinci dil bayramı ise 26 Eylül 1932’de yerli ve yabancı bilginlerin iştirakiyle toplanan I. Türk Dili Kurultayı’nın yıl dönümlerinde TDK’nın öncülüğünde yapılmaktadır. Biz bu iki bayramdan ikincisi yani I. Türk Dili Kurultayı’nın toplanması dolayısıyla yapılan dil bayramı üzerinde durmak istiyoruz...
Maalesef Türkçe dünyanın en talihsiz dilidir. Tarihte üç defa alfabe değişikliğine uğrayan bir başka dil daha var mıdır bilmem. Her alfabe değişikliğinin millet için yeni bir hafıza kaybı olduğunu hatırlatırsam sanırım söylemek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Keşke Türkçe’nin talihsizliği sadece alfabe değişikliği ile sınarlı kalsaydı. Asırlarca Arapça ve Farsça ile yaptığı mücadele yetmemiş gibi dilimiz bir de 1930’larda “arı Türkçecilik” adıyla başlatılan bir tasfiye hareketine maruz kalmıştır ki bu hareketin en az alfabe değişikliği kadar Türkçe’yi yaralamış olduğunu söyleyebiliriz.
Arı Türkçecilik hareketi başlangıçta kulağa hoş geliyordu. Öyle ya dildeki bütün kelimelerin Türkçe olmasını hangi Türk istemez?.. Lakin yapılan icraat hemen arı Türkçecilerin iyi niyetli olmadıklarını gösterdi. “Akıl, imkân, ihtimâl, cümle, kelime, köşe, cevap” gibi halkın günlük konuşmalarına girmiş binlerce kelimeyi tasfiye ederek yerlerine “us, olanak, olasılık, tümce, sözcük, bükeç, yanıt” gibi Türkçe’nin ses ve mânâ güzelliğinden uzak, sevimsiz lakırdılarla doldurmanın akılla mantıkla izah edilebilecek bir tarafı var mıdır?.. Çok geçmeden anlaşıldı ki uydurukçacıların niyetleri başka... Sadece doğu kökenli (Arapça-Farsça) kelimelere karşılık bulma gayretleri onların neyin peşinde olduklarının ip uçlarını veriyordu. Bu konuda Nihad Sami Banarlı şunları söyler:
“Onların (uydurmacılar) bütün maksadı dilimizde, müşterek İslâm medeniyetinden Türkçeleşmiş kelimelerin imhasıdır. Bu imha, bizi bir zamanlar sahibi ve hâkimi olduğumuz yakın şark medeniyeti asırlarındaki zafer ve şeref sahifelerimizden uzaklaştırarak, Türk çocuklarının, o büyük günleri kelimelerde bile hatırlamasına engel olacaktır.”
Diğer taraftan arı Türkçeciler, Türkçe’nin bir deyimler ve mecazlar dili olduğunu hesap etmemişler veya hesap etmek istememişlerdir. Oysa, dilimize Arapça ve Farsça’dan giren öyle kelimeler vardır ki yüzyıllarca kullanıla kullanıla yeni mecâzî mânâlar kazanmış yahut başka kelimelerle birleşerek birçok deyim ve atasözü oluşturmuştur. Dolayısıyla dilden bir kelimeyi atmak, onlarca mecâzî mânâ, deyim ve atasözünü beraberinde kapı dışarı etmek olur ki tasfiyeciler elinde, Türkçe bu felaketi de yaşamıştır.
Kısacası, 1930’larda başlatılan uydurmacılık hareketi Türkçe’yi zayıflattığı gibi Türk kültürünün geleceğini de karartmıştır. Bugün böyle bir maceranın bayramı... Kutlu olsun diyelim mi?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları