Dil konusu ve uluslararası hukuk

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

PKK’ya verilen tavizlerde sona gelindiği, ülke bütünlüğünün müzakere edildiği malumdur. Bunun için de iki dilli, iki kimlikli, iki bölgeli devleti tartışıyoruz. 
Başbakan ısrarla, Anayasamız “Devletin Dili Türkçe”  dediği halde, “Türkiye’nin Resmi Dili Türkçe” diye konuşuyor? Acaba neden? Sonra bunun hangisi daha doğru? Elbette anayasamızın belirlediği ve değiştirilmesi de teklif edilmeyen maddesinin kesin ifadesi daha doğru. Üstelik her türlü istismara da kapalıdır.
Buna rağmen, TRT-6 Kurmanç lehçesinden yayın, partiler etnik dilde propaganda yapabiliyor, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açılabiliyor. Başbakan, “Bizden resmi olarak anadilde eğitim beklerseniz bunu beklemeyin” diyebiliyor. Nitekim bazıları da “Resmi dil” olduğuna göre, resmi olmayanı neden olmasın diye konuşabiliyor.  
Ana dile gelince, anadan öğrenilen dil demektir. Ana, etnik dili bilmiyorsa, çocuğuna da öğretemez. Mesela; Türkmen bir ana Türkçe değil de, Arapça veya Kurmançça biliyorsa, çocuğuna da bunu öğretecektir. O zaman çocuğun ana dili bunlardan biri olacaktır. Tersi de böyle. Zaza bir ana Türkçe veya Arapça biliyorsa, çocuğuna bunlardan birini öğretecektir.
Demek ki ana dil ile etnik dil her zaman aynı olmuyor. Bu konuda 1927’den 1965’e kadar yapılan nüfus sayımlarında ana dilim Kürtçe diyenlerin oranı ortalama olarak %7. Hacettepe ve Konda’nın ayrı ayrı yaptığı ankette, “kendini ne hissediyorsun” sorusuna %4 ile %1 oranında “Kürt” cevabı alınmıştır. Ortalaması % 2.5. Şimdi de uluslararası hukuka göre, devlet/resmi dil ile azınlık ve etnik/ana dil konusuna dönelim.
Yapıları itibarıyla devletleri kabaca üç grupta toplayabiliriz. İlki; istisna grubunda yer alan, özel kurallara tabi (konjonktüre göre kurulmuş) devletler. Bu devletler, adından da anlaşılacağı gibi, hiçbir ülkeye örnek olamaz. İkincisi, uluslararası hukuka tabi olmakla beraber, kendi özel şartları gereğince, bazı alanlarda istisna sayılabilecek kuralları benimseyen ülkeler. Bunların da istisna sayılan tarafları örnek gösterilemez.
Üçüncüsü, genel kurallara tabi (uluslararası hukuku benimseyen) devletler. Örnek alınabilecek ülkeler bunlardır. Biz bu gruptayız. Bu temel tespitler dikkatte tutulmalıdır.
Uluslararası hukuk denilince de;
* Devletlerin kuruluşları sırasında veya önemli dönemlerinde imzalanan antlaşmalar,
* BM Şartı ve bu çerçevedeki sözleşmeler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,
* Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AİHM içtihatları ve Avrupa Konseyi çerçevesindeki  anlaşma ve sözleşmeler  Akla gelmelidir. 
Bugünün dünyasında egemenlikler şu üç temel üzerine bina edilmiştir. Bunlar; bir devlet, bir millet, eşit bireydir. Azınlık hakları da bu yapıya uygun şekilde düzenlenmiştir.   
Bu düzende ırk, renk, din, dil, etnisite gibi farklılıklar dikkate alınmamıştır, bunlarla ilgili hiçbir sözleşme ve hukuki düzenleme yoktur. Çünkü bunlar millet, milletin kendisi sayılıyor.
Böyle olunca da, milletin dili (ortak dil) devletin de dilidir ve tekdir.  Hiçbir ırk ve etnisitenin dili kamu hukukuna sokulmaz; devlet bu dillerden eğitim, öğretim ve yayın yapmaz. Aksine bir örnek gösterilemez. Ancak kişiler ana dillerini günlük hayatında, toplum içinde kullanabilir.
Azınlıkların durumu da böyledir. Nitekim Belçika, Hollanda ve Polonya’dan resmi azınlıklar, eğitim, yayın ve öğrenim hakkı elde etmek için açtıkları davaları kaybetmişlerdir. AİHM, “Sözleşme azınlık dillerine özgürlük tanımadığı için, koruma altına almamıştır. Bundan dolayı egemen devletlerin böyle bir mecburiyetleri yoktur” kararını vermiştir.
Tartışmalarda rastgele örnekler verilmesi yerine, ilke bazında, uluslararası hukuk ve bizim grubumuzdaki ülkelerin dikkate alınması yararlı olacaktır.
Bilgisizlik zararlı, kötü niyet yıkıcıdır...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları