Din eksenli siyaset...

A+A-
Ahmet SEVGİ

İslâm dünyasının acıklı durumu içimizi sızlatıyor. Nasıl sızlatmasın ki... Tetiği çeken de “Allâhü ekber” diyor, kurşuna hedef olup yere düşen de... Bu ibretâmiz manzara karşısında “İslâm tarihi”ni tekrar gözden geçirme ihtiyacı duydum. Öyle ya, Müslüman’ın Müslüman’ı kırmasının arka planında ne olabilir acabâ?..
Maalesef Müslümanlar arasındaki ihtilâf  Hz. Peygamberimiz vefat eder etmez başlamış görünüyor. Peygamberimizin kayınpederi olan ilk halife Hz. Ebûbekir’e, Peygamberimizin damadı olan ve aynı zamanda vahiy kâtipliğini de yapan Hz. Ali’nin ancak 6 ay sonra biat etmiş olduğunu biliyorsunuz.
Üzülerek belirtelim ki dört halifeden (hulefâ-yı râşidîn) üçü suikasta kurban gitmiştir:
1- Hz. Ömer sabah namazında hançerlendi.
2- Hz. Osman’ın boğazını kestiler ve sıçrayan kan okumakta olduğu Kur’ân-ı Kerim’in üzerine sıçradı. Üstelik Hz. Osman’ı şehit etmek için eve girenler arasında Hz. Ebûbekir’in oğlu Muhammet de vardı.
3- Hz. Ali sabah namazına giderken cami kapısında İbn Mülcem’in kılıç darbesiyle şehit oldu. Kâtil İbn Mülcem’in, Hz. Ali’ye kılıcı sallamadan önce söylediği söz şudur: “Ey Ali! Hüküm senin ve arkadaşlarının değil, Allâh’ındır.”
İçinde Cennetle müjdelenmiş (aşara-i mübeşşere) zevatın da bulunduğu o günkü siyasi aktörleri eleştirmek aklımızın ucundan geçmez. Lakin İslâm tarihini okurken din eksenli siyasetin Müslümanlara yaramadığı intibaı uyandı bizde.
Kanaatimizce Müslümanlar İslâm’daki “cihad”ı din uğruna “ölmek” ve “öldürmek” olarak anlamışlar. Keşke  “cihad”ı bize din uğruna  “yaşamak” ve “yaşatmak” şeklinde anlatmış olsalardı...
Esas olan din yolunda  “ölmek” ve “öldürmek” değildir. Esas olan; hakkı, adaleti, dürüstlüğü diğer bir ifade ile Hz. Peygamberimizin “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” hadisinden ilham alarak yeryüzüne güzel ahlâkı hâkim kılabilmektir. Bu da “ölmek” veya  “öldürmek”le değil; siyasî ihtiraslardan uzak, örnek davranışlar sergilemekle mümkün olacaktır. Evet, Sıffîn savaşında (H. 36/657) 90 bin Müslüman’ın kanı aktı fakat bu, Hz. Ali’nin kılıç darbesiyle şehit edilmesini engelleyemedi.
Bana sorarsanız, Müslümanlar her zaman barış yanlısı olmalıdır. Bizler ölmeye ve öldürmeye değil, yaşamaya ve yaşatmaya talip olmalıyız. Unutmayalım ki silahla, kaba kuvvetle kazanılan er veya geç bir gün muhakkak kaybedilecektir. Ağlayanın malının gülene fayda etmediği gibi ağlayanın kışı da gülene bahar olmaz... Şair doğru söylüyor:
“Siyaset şarabıyla mest olanlar hiç ayılmaz,//İş ölme ve öldürmeye varırsa kimse yılmaz.//Herkesin sarhoş olduğu yerde fitne hazırdır,//Zira hep onlar konuşur başkasına söz kalmaz.” (Li-müellifihî)
Cenâb-ı Hakk -inşallah- bize o günleri göstermez...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları