Din ve gelenek...

Ahmet SEVGİ

Hayırlısıyla bir bayramı daha geride bıraktık. Kurbanlar kesildi, eş dost ziyaretleri yapıldı, büyüklerin elleri öpüldü, küçükler sevindirildi. Allah, sağlık ve huzur dolu daha nice bayramlar nasip etsin...
Ara sıra hatırlatmaya çalıştığımız üzere, aydın halkın içinde olmalı, halktan kopmamalı. Ancak bazen bir kenara çekilip insanların ne yaptıklarını hatta neyi niçin yaptıklarını da anlamaya çalışmalıdır.
Bu cümleden olmak üzere, bayram boyunca halkın koşuşturmalarını gözlemlemeye, neyi niçin yaptıklarını anlamaya çalıştık. İntibalarımızı sizlerle paylaşmak isteriz.
Halkımız umumiyetle geleneklerine bağlı. Bu sevindirici bir şey... Çünkü gelenekler fertler arasındaki bağların güçlenmesini sağlar. Özellikle bayramlarda aynı davranış biçimlerinin toplumun geneline yayılması ortak bir ruh oluşmasına ve birlik ve beraberliğimizin güçlenmesine vesile olur... Fakat gözlemlerimiz esnasında bazı dînî vecîbelerin gelenek hüviyetine bürünmüş olduğuna şahit olduk ki bunu, dindeki ihlâs ve hasbîliği zedeleyeceği endişesiyle mahzurlu görüyoruz.
Söz gelimi dinimize göre kurban kesmek “vâcip”tir, beş vakit namaz kılmak ise “farz”... Adam Cuma namazına bile gitmiyor lakin ne yapıp edip muhakkak kurban kesiyor. Aynı şekilde, sabah namazına kalkmıyor ama bayram namazına geliyor. Örnekleri çoğaltabiliriz...
Bütün bunlar bazı şeyleri dînî bir vecîbe olduğu için değil, başkalarına karşı eziklik duymamak yahut bir geleneği yerine getirmek amacıyla yapılmış davranışlar ise dînî yönden pek fazla bir karşılığı yoktur.
Bakınız 18. yüzyıl şairlerimizden Nesip Dede bu konuda ne diyor?
“Bî-sıdk u hulûs olan perestiş//Âdet sayılır ibâdet olmaz.”
Şair bugünkü dille diyor ki: “İhlâssız kulluk âdet sayılır, ibâdet olmaz.”
Nesip Dede’nin çok güzel ifade ettiği gibi dinde esas olan ihlâstır. Yani dînî vecîbeler sadece Allah için yerine getirilir. İşin içine “etraf, başkaları yahut dünyalık” girerse o, ibadet olmaktan çıkar, gösterişe (riya) hatta şirke kadar varır.
Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir: “Efendim, zâhire göre hükmetmek gerekir. Kişi bayram namazını kılıyor, kurban kesiyorsa, onun niyetini sorgulamaya hakkımız yok. Dînî emirlerden ne kadarını yerine getirirse kârdır. Belki yarın diğerlerini de yapacak. Bunda ne mahzur var?..”
Mesele elbette bu açıdan da değerlendirilebilir. Fakat biz dîne “beşini verdim, altısı kaldı” gibi ticârî bir gözle bakmıyoruz. Kanaatimizce dinde esas olan ihlâs ve samimiyettir. Hasbîlik dışında başka mülahazalarla yapılan hareketler dînî olmaktan ziyade örfîdir.
Sözün özü; örf ve âdetlerimize sahip çıkmak başka, dinin gelenekleştirilmesi başka... İbadetlerde esas olan ihlâstır. “Hasbeten lillâh” (maddî-mânevî bir karşılık beklememe) özelliği taşımayan dînî aktiviteler âdet sayılır, ibâdet olmaz. Hatta -Allah korusun- insanı şirke bile götürebilir...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş