Din ve kültür...

A+A-
Ahmet SEVGİ
Kültür, değişik çevrelerce farklı şekillerde tanımlanmıştır. Cemil Meriç’ten öğrendiğimize göre Amerikalı iki yazar kültürün 160 ayrı tarifini tesbit etmiş... Bu tanımlar içinde Eliot’ınki var mı bilmiyoruz. Ancak, şahsen benim çok ilgimi çekti. T.S. Eliot şöyle der:  “Kültür, aslında, herhangi bir toplumun dîninin vücut bulmuş bir şeklidir” .
Bu tanım özellikle biz Türkler açısından önemlidir. Bin yıl etle tırnak misâli İslâm’la iç içe yaşamışız. İslâm dîni diğer dinler gibi sadece inanç ve ibâdetlerden ibâret değildir. Onun bir de içtimâî yönü vardır. Yakın tarihe kadar sosyal hayatımıza din hâkimdi. Oturup kalkışımızdan tutun da hukuk sistemimize, idare tarzımıza, sanat anlayışımıza ve felsefî düşüncelerimize kadar hemen her sahada topluma yön veren dindi. Genel anlamda kültür, milletin yaşama tarzı olarak ele alındığına göre hiç tereddüt etmeden Türk kültürünün temeli İslamiyet’tir diyebiliriz.
Bu noktada Nilüfer Göle’nin bir sözünü aktarmak istiyorum:  “Ülkemizde, demokrasinin yerleşmesinin ön şartlarından birisi, İslâm kültürünün bu toplumun meşrû kültür temeli olduğunun kabul edilmesi ve bu gerçeğin hazmedilmesidir” . Doğru söze ne denir...
İslâm’a inanıp inanmamak yahut günlük hayatta ona uyup uymamak sizin bileceğiniz bir şey. Ancak, bu toplumun bir ferdi olarak millî kültürümüzün ana kaynağını teşkil eden İslâm’a ve onun müesseselerine saygı duymak zorundasınız. Aksi davranışlar yabancılaşmayı ve halka ters düşmeyi getirir beraberinde.
Maalesef Tanzimat’tan beri Türk toplumunda bir ikilem yaşanmaktadır. Halk, inançlarının tabii bir gereği olarak kültürüne bağlı bir hayat sürdürmeye çalışırken aydın tabaka Batı kültürünü benimseyerek Avrupalı gibi düşünmeye ve yaşamaya başlamıştır. Başlangıçta sadece belli bir kesimde görülen bu yabancılaşma dalgası zamanla genişleyerek toplumun büyük bir kısmını tesiri altına aldı. Bunun içindir ki rahmetli hocam Necmeddin Hacıeminoğlu yıllar önce “Türk vatanı mı istila edilsin, Türk kültürü mü yıkılsın sorusu karşısında tercih mecburiyetinde kalsam, Türk vatanı istila edilsin fakat Türk kültürü yıkılmasın derim.” ifadeleriyle konunun önemine işaret etmeye çalışmıştı...
Kültürün “bir yaşama tarzı” olduğunu az önce hatırlatmıştım. Kültür emperyalizminin hüküm sürdüğü yamalı bohça bir hayat süren toplumlarda kültür birliğinden söz edilebilir mi?
İngiliz münekkidi Eliot’ın dikkat çekici bir başka sözü de şöyledir:  “Avrupa kültürünün, Hıristiyanlık ortadan kalktıktan sonra yaşayacağına inanmıyorum” .
Bana sorarsanız aynı hüküm bizim için de geçerlidir. Yani farz-ı muhal, İslâmiyet ortadan kalkmış olsa otomatik olarak Türk kültürü de yok olacaktır.
Hulâsâ; din ile kültür arasında çok yakın bir ilgi vardır. Kim ne derse desin kültürün en büyük kaynağı dindir. Toplumlar bu gerçeği anladıkça fertler arasındaki bağlar güçlenecek ve millî birliği sağlamak daha kolay olacaktır.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları