Dinamikliğinizi siz neye borçluydunuz Taha bey?

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yeniçağ’ın, İran’daki olayları başlatan sivil gençlerin ABD tarafından devşirildiği iddiasına karşı çıkarak “toplumsal dinamikler harekete geçti” diyen Akyol, tecrübelerine dayanarak, 12 Eylül’de “Bizim Çocuklar”ı harekete geçirenin ne olduğunu da açıklayabilir mi?


Taha Akyol’un İran seçimleri ve sonrasında yaşananlarla ilgili analizleri, ‘baskı’ oluşturacak derecede güçlü okuyucu tepkisine neden olmuş. Kalp gözümüzün radarları manevi iklimden çıkınca devre dışı kalıyor. Elektronik posta kutusunu görecek veya telefonlarına kulak misafirliği edecek kadar “Big Brother”cı akıma da kapılmadık... Akyol’un kendisini nasıl bir baskı altında hissettiği, son yazısını nasıl alnında boncuk boncuk terler biriktirerek, nasıl gözlerini kısıp, dişlerini sıkarak yazdığına dair kanaatimizin yegane gerekçesi, ‘kendi elinin mahsulü’ olan satırları...


Küçümseme çabası
Tepkilerin bir bölümünün içeğini, menşeinin daha iyi anlaşılabilmesi için (biz buna onların mahallede meşruiyetini tartışılır kılmak, marjinalleştirmek diyelim) Yeniçağ’ın manşetlerini örnek vererek şöyle izah etmiş Akyol:
 “İkinci grup tepki daha ‘renkli’ görüşler içeriyor: İran’daki reformist gösteriler Amerikan emperyalizminin ve siyonizmin oyunudur; “turuncu devrimler” dizisinde “Soros’un çocukları” şimdi de İran’ı karıştırıyorlar!
Yeni Çağ gazetesi İran’daki hareketleri “iyi giyimli Sorosçu gençlerin başını çektiği karşı devrim” olarak niteliyor.
(...) Bana gelen birkaç mail’de Musevi’nin MOSSAD ajanı falan olduğunu yazanlar bile var!”


Acı gerçekle yüzleşti
“Öğreten adam” edasıyla yazmaya alışmış biri için “sorgulandığı” gerçeğiyle yüzleşmek sarsıcı olsa gerek. Bir özgüven sıkıntısı yaratmış Akyol’da belli. Genelde korumaya çalıştığı ‘vakur’ görünümünü, dolayısıyla da “karizma”yı çizeceğine aldırmadan, konuyu “ayağa düşürmek” için alaycı bir üslup tercih etmiş.
“Paranoyak” diye yaftayı asıvermek istiyor belli de... Kişi kendinden bilir; gazetecinin gazeteciye yapmadığını yapar da “tazminat” davası açarlar mı, ‘bir kelime yüzünden cebim sarsılır mı’ kaygısıyla tutuyor kendini... Keskin sirke küpüne zarar.
Ne de olsa hukuk adamı olmak başka bir ayrıcalık azizim!
Yine de ben söylemeden geçemeyeceğim; Agharta militanlarının AKP’ye darbe yapmak üzere hortladığına inanılan bir ülkede Musevi’nin Mossad ajanı olduğunu iddia etmek “bu kadar da olmaz” kategorisine sokularak ‘ti’ye alınabilecek kadar gülünç olmasa gerek...


Sosyoloji merakı
Taha Akyol’un, hukuk eğitiminin üzerine, ‘hayat üniversitesi’nde de sosyolojiye merak saldığının nicedir farkındayız. “Lakin bahçıvansın biberin yok, sosyologsun nesnelliğin yok” çıkmazına düşünce olmuyor işte... Sosyolojide bir bilim neticesinde. Deney ister, gözlem ister... Balık hafızaya hiç gelemez... Bilgi ve tecrübelerini yoğurabiliyorsan ne ala, birikimin yoksa; veya var da kullanacak yüzün yoksa; insanı vezir de eder rezil de.


Comte’tan utan
“Toplumsal dinamikleri göz ardı ederek böyle sonsuz sayıda komplo kurgusu inşa edebiliriz” diyor Akyol...
“Toplumsal dinamikler”in nasıl oluştuğu veya nasıl harekete geçtiği konusunda ölçüsünün ne olduğunu merak ettim. Bilimsel bilgi olmadığı inancındayım.
Tecrübeleri olabilir mi peki?
Belki...
Bilimsel bilgi değildir diyorum çünkü “toplumsal dinamik” kavramını ortaya atan Auguste Comte, “düşüncelerdeki anarşinin toplumda anarşiye yol açtığı bir çağda kurtuluşun  pozitivizm” de olduğunu savunarak, Akyol’un bugün yere göğe sığdıramadığı iktidarın yaptığı gibi, toplumu “skolastik bir düşünce yapısı” ile değiştirmeye kalkışanlara itiraz etmiştir.
Comte’un karşı çıktığı diğer kesim de, yine Akyol’un onlarsız olamayacağımıza inandığı, “eşitlik, insan hakları” gibi kavramlarla sözde demokrasi savunuculuğu yapanlardır...
Akyol “toplumsal dinamik” üzerine seminer notları yazmaya başlamadan önce keşke Comte’un “toplumun yeni baştan düzenlenmesinde, tarihsel bir evrimin sonucu oluşan pozitif bilginin kullanılmasını” önerdiğini hatırlayabilmiş olsaydı.

 

Tecrübe farkı
Ve elbette toplumsal dinamiğin “mülkiyet, dil, din” gibi statik unsurlardan yararlanma biçimiyle paralel geliştiğini...
Koskoca, anlı şanlı Taha Akyol’a da yol-yordam-ilim bilmez muamelesi yapmak haddimize düşmez açıkçası...
Belki diyorum, böyle iddialı sosyal teoriler geliştirdiğine göre, Comte’a “Halt etmişsin sen” diyebileceği deneyler yapmıştır...
Anlamak için yazısının devamına bakalım:
“Komplo unsurları gerçekten de mevcut olabilir. Fakat sorun şu: Nasıl oluyor da milyonlarca insan ‘dış güçlerin komplosu’na alet oluyor?”
Gerçekten de bugüne kadar “Bütün çıplaklığı ile cevaplanamayan” esas soru budur.


“Our Boys”u hatırla
12 Eylül darbesinden önce “Our Boys”un müdahale ettiği toplumsal dinamikleri harekete geçiren ve bu nedenle askeri mahkemede yargılanan biri olarak Taha Akyol’dan bu sorunun cevabını vermesini beklemek de, o günlerin fikir dünyasını kararttığı bir ülkede doğan her genç gibi benim hakkım olmalı diye düşünüyorum.
Sizin mantığınızla gidersek, İran’da seçim yapılmış, “toplumsal dinamik” kardeşler ya başlarına saksı veya ruhlarına vahiy düşmesi yoluyla “Kaldırım taşları elimizde, cep telefonları belimizde, yeşil kurdeleler parmağımızda sokaklara dökülelim, kıralım dökelim, dövelim, dövülelim; bir de bunları fotoroman edelim, e olursa da bir de iktidarı değiştiriverelim” demişlerdir.


Vahim iddia
Akyol’un iddiasına göre “İran’da olaylar, özgürlük ve demokrasi talebi toplumsallaştığı için yaşanıyor.”
Buradan çıkan sonuç bir öncekinden çok daha vahim. Düşünce sisteminiz böyle işliyorsa siz Okmeydanı’nda sınır tanımaz sloganların yankılandığı, Taksim’de bankaların, mağazaların taşlandığı, Gülsuyu’nda otobüslerin yakıldığı, Nurtepe’de devlet içinde devlet provası yapıldığı olaylarında “toplumsal dinamikler”in takdiri olduğuna inanıyor olmalısınız...
Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti’ne düşen nedir onu da açık açık yazın Sayın Akyol;
 “Toplumsal dinamikler”in ayrı dil, ayrı devlet, ayrı toprak, ayrı isim ve benzeri taleplerine boyun eğerek ülkesini “demokratikleştirmek” mi?
Bu ülkede yaşanan çatışmalar, bölücü ayaklanmalar, provokatif saldırılar sizin gözünüzde meşru hak arama mücadeleleri midir?
Bu toplumsal dinamikler her ne hikmetse sadece kendi bayrağını eline aldığı vakit mi “yönlendirilmiş, “bindirilmiş”, “görevlendirilmiş” oluyorlar?


Cevap bekliyoruz
Akla, mantığa, İran’ın maddi ve manevi koşullarına aykırı teoriyi ortaya atmadığınızı farz edip, size gerçekçi bir yaklaşım geliştirme fırsatı sunuyorum. Evet Sayın Akyol, bir ülkenin “toplumsal dinamikleri”ni oluşturan unsurlar nelerdir, onları hangi güçler, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi “bir kardeş kavgası”na girişecek kadar güdüleyebilirler, bunu hangi neden ve yöntemlerle yaparlar lütfen yaşadığınız olaylarla örnekleyerek açıklayınız... Bunu sizden “toplumsal dinamikler”in dinmeyen acısı dolayısıyla sistemli bir şekilde uyuşturarak sözde korumaya çalıştığı bir nesil adına rica ediyorum.

Not: Yazı boyunca düşündüm. Comte “Tek insanın kendi kişisel çıkarını değil de, toplumun çıkarını düşünmesini, onu kendi çıkarına üstün tutacak şekilde yetiştirilmesini, toplumda benciliğin yerini, özgeciliğin almasını” savunuyordu. Bu durumda  Comte - Akyol açılımı pratikte imkansız gibi birşey olurdu...


++++++

Ağzının suyu akıyor
Yazısına -şüphe çekmemek için olmalı-  “İran’da ne olup bittiğini daha doğrusu gelişmelerin gerçek boyutlarını bilemiyoruz.” biçimindeki “klişe girizgah” ile başlayan Cengiz Çandar, “Amaan herkesin yazdıkları yazmış” deyip gazeteyi bir kenara atmayanlar’ın sabrına değecek malzemeler kullanmış. Tadından yenmiyor, kokusunu alsan doyarsın; o derece yani... Çandar’ın İran’da “iz sürmesine” yardım eden “Şahsen tanıdığı ve güvendiği isimler”den ilki “Amerika’da yaşayan, kendisi de bir İranlı olan Kerim Sajjadpour”muş.
“Şahsen tanıdığı ve görüşlerini önemsediği diğer başvuru kaynağı ise Müslüman Hint asıllı bir Amerikalı olan Fareed Zakaria”ymış.
Bahsi geçen isimlerle ilgili küçük çaplı bir “google” araştırması yapmanızı önerebilirim. Ben bugünlük Çandar’ın İran rehberliğini yapan iki ismin de “Amerika’lı”  oluşuna dikkat çekmekle yetineceğim.
Çandar, Zakaria’ya ile ilgili bilgi verirken “Post-American World’adlı kitabının Barack Obama’nın en önemli referans kaynaklarından biri olduğu söyleniyor. Fareed’in gözlemleri ile benimkiler uyuşuyor” diye not düşümüş.“Bakın aynı kaynaktan besleniyoruz” mesajı bize değil elbette, direk Washington’a!
“Tahran’ın içinden Çandar’a haber ve gözlem ileten” ama “güvenlik” nedeniyle adlarını açıklamadığı başka dostları da varmış... Bu cümleler bile İran’ın nasıl bir kıskaca alındığını gösteremeye yeter. Ama madem sonuna kadar geldik, Çandar’ın final repliğini de paylaşalım: “Kim ne derse desin, İran’daki gelişmelerin en çarpıcı yönü, bir kez daha ’muhteşem bir halk hareketi’olmasında. O yüzden de gönlümüz İran halkında olacak...”  Bu iç çekiş bu empati hali... “Acaba” diyor insan yurdumun gazeteci, istihbaratçı ve sivil toplum örgütleyicileri olarak, CIA ajanı Mark Parris eşliğindeki Bebek buluşmasında siz de “böyle muhteşem bir halk hareketi” mi planlamıştınız?


++++++

Siyasi baskıya tepki gösterdi!
İstanbul 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Necat Ede, “Baskı altındayım” diyerek davadan çekildi.
Yandaş basın ve temsil ettiği güçlerin amacı bu davada gerçeklerin ortaya çıkmasından çok hapistekilerin mümkün olduğunca uzun süre içerde yatırılmasıdır. İntikam almaktır. O yüzden tahliyeleri önleyici komplo haberler üretiliyor. Demek ki, Adalet Bakanlığı da bu haberlerin etkisinde kalıp hedef alınan yargıç için soruşturma açmış... Yargıç Ede de baskıyı protesto amacıyla davadan çekilmiş.
* Melih Aşık / Milliyet


++++++


İNFAZ
Karar çoktan verilmiş

AKP medyasına bakarsanız belge ile ilgili artık hiçbir kuşku kalmadı. Belge Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlandı, uygulamaya konuldu ama deşifre oldu. İki gündür AKP medyasında albayın imzalarından geçilmiyor. O kadar iyi çalışılmış ki, albayın bundan önce attığı 20’den fazla imza bulunmuş, hepsi yan yana konulmuş. Büyük operasyon yani.
* Can Ataklı / Vatan


++++++

MİNİ YORUM
İran’ın resmi dili

İran’dan gelen fotoğrafların analizini sürdürüyoruz. Her gün yeni bir detay öne çıkıyor. Mesela Ahmedinecad’dan “oylarını geri isteyen” eylemciler neden bunun için İngilizce yazılmış dövizleri tercih ediyorlar. Amaçları “batı karşıtı” Cumhurbaşkanı’nı iyice ifrit etmek mi, yoksa mesajları zaten batılı ülkelere diye mi bu yola başvuruyorlar?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş