Dinin dünyevîleşmesi...

Ahmet SEVGİ

Dinin özü hasbîliktir. Hiçbir karşılık beklemeden Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından uzak durmak... İşte gerçek İslâm budur. Fakat asr-ı saâdetten sonra peyderpey cennet ümîdi ve cehennem korkusuyla yaşanır hâle geldiğine şahit olduğumuz din maalesef bugün yeni bir evreye girdi, dünyevîleşti. Diğer kesimleri bir kenara bırakalım, dindarlar bile artık dinî vecibeleri dünya hayatına endekslemiş durumdalar. Şair doğru söylüyor:
“Bir konup göçme yurdu iken bu fânî dünya//İnsanlar onu eğlence meydanı sandılar//Kimi zevk sefa, kimi para pul sevdasıyla//Değişip âhireti dünyaya, aldandılar.” Gerçekten de ümmî dedelerimizin, ümmî analarımızın bize anlattığı dünya hayatı, kervanın dinlenmek için verdiği bir moladan ibaretti. Esas hedef âhiretti. Âhireti kazanmanın yolu da Allah’ın rızasını kazanmaktan geçerdi.
Ecdadımız ihlasla yapılmayan, diğer bir ifade ile Allah’ın rızası dışında bir mülahaza ile yapılan tâatleri ibadet saymamış hatta ona şirk gözüyle bakmıştır:
“Bî-sıdk u hulûs olan perestiş//Âdet sayılır, ibâdet olmaz.”  (Nesib Dede)
Namaz, oruç, hac, zekât gibi mâlî ve bedenî ibadetlerin asıl amacı -Yenişehirli Avnî’nin dediği gibi- nefsi terbiye etmektir:
“Avniyâ terbiyet-i nefsin içindir tâat//Yoksa Allah’a ne tâat, ne ibâdet lâzım.”
Bir Müslüman nefsinin isteklerine boyun eğiyor, gayrı Müslimlerin hayat tarzına kendini kaptırarak onlar gibi yiyip içip gezip eğleniyorsa onun ibadetleri birtakım mekanik hareketler olmaktan öteye geçmez. Yunus Emre ne güzel ifade etmiş:
“Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil//Yetmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz değil.”
Demek ki namazın, abdestin arka planında “iyi insan” olmak yatmaktadır. Hem namaz kılıyor hem de başkalarının kalbini kırıyorsan kıldığın bu namaz amacına ulaşmamış oluyor. Çünkü mesele sadece yatıp kalkma (hareket) yahut el yüz yıkama ise bunu Müslüman olmayanlar da yapıyor.
Bugün gelinen noktada bütün bunlar unutuldu. Bilinen tek şey var. O da:  “Müslüman her şeyin en iyisine lâyıktır...” Dolayısıyla, Müslüman en lüks hayatı yaşamalı. En pahalı arabaya o binmeli, en lüks villa onun olmalı. Tatilini beş yıldızlı otellerde geçirmeli. Hatta hac ve umre ibadetini yaparken Kâbe’ye nâzır en konforlu otellerde konaklamalı... Bu konuda fetva çoktan verildi.
Peki ama “israf” haram değil midir? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” prensibi ne olacak? “Bir mahallede bir tek fakir varsa orada zengin yoktur” hadisine ne diyeceksiniz? Dinimize göre umre sünnet, yardımlaşma vâcip değil midir?
Bu temel prensipler çerçevesinde baktığımızda bazı çevrelerce dinin din olmaktan çıkarılarak bir moda, bir âdetler zinciri hâline getirildiğini görüyoruz ki kanâatimizce bu gidişat İslâm’ın dolayısıyla da Müslümanların geleceği açısından çok büyük bir tehlike arz etmektedir.
Samimi Müslümanların, bu ılımlı İslâm projesine karşı çıkarak dinin dünyevîleşmesine fırsat vermeme konusunda daha duyarlı davranacaklarına inanıyoruz...    

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş