Dış politika sinirlerimizi daha da bozacak !..

A+A-

Tenzil-i rütbe mi sandınız?..

Yook canım!..

İsrail'in güvenliği ve büyük çıkarları için eş zamanlı gerçekleştirilen "U" dönüşlerini daha iyi görebilmek için özel bir pencere açmak lazım. Bu özel karenin adı da; Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu. Mavi Marmara saldırısı sonrası bozulan Türkiye - İsrail ilişkilerinin normalleşmesini sağlayan kişi olarak  sık sık gündeme gelen Sinirlioğlu, 11 Haziran'da iktidar tarafından Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi olarak görevlendirildi. Sonra da kamuoyuna  tenzil-i rütbe gibi yansıtıldı ya!..

Şimdi, hep beraber,Mavi Marmara olayının ardından  BM'nin Palmer Raporu olarak bilinen İsrail  yanlısı skandal raporunu hatırlayalım. İsrail'le ilgili konularda ve özellikle Mavi Marmara krizinin çıkışı, BM'deki Palmer Raporu kepazeliği, krizin genel idare edilmesi ve müzakereleri sürecinde Sinirlioğlu'nun Türkiye'ye kaybettirdiklerini tarih ileride uzun uzun yazacak. Mavi Marmara yola çıkmadan önce geminin rotasını İsrail ile Sinirlioğlu müzakere etti. Sinirlioğlu, Mavi Marmara olayını araştırmak için kurulan BM Soruşturma Komisyonu'na Türkiye'yi temsilen kendi ekibinden olan emekli Büyükelçi Özdem Sanberk'i koydurttu. Sanberk ise, Palmer Raporu olarak da bilinen BM Soruşturma Komisyonu Raporu'nda Türkiye'nin çıkarlarını gerektiği gibi savunmadı ve sonuçta İsrail'in tezlerini haklı bulan bir rapor ortaya çıktı. Sinirlioğlu, İsrailli askerler için kırmızı bülten çıkarılması talebini INTERPOL'e iletmedi. Türkiye'nin veto hakkını kullandırtmayarak İsrail'in OECD üyesi olmasını sağladı. Bununla da yetinilmedi Türkiye'nin vetosunu kaldırtarak İsrail'in NATO'da temsilcilik açmasının önünü açıldı.

***

AKP iktidarı dış politikamızın hayati konularını Sinirlioğlu'na emanet etti. Suriye, Kuzey Irak, İsrail, ABD, Kıbrıs ve enerji gibi kritik konuları Sinirlioğlu adeta tek başına idare etti. Sinirlioğlu'nun marifetleri İsrail'le sınırlı da değil. Sinirlioğlu, Türkiye'nin Kuzey Irak'la yaptığı petrol anlaşmasının mimarı. Ve bu konuda  kardeşi ile ilgili Dışişleri koridorlarında vahim ötesi iddialar dolaşıyor.

Sinirlioğlu, daha önce Türkiye Cumhuriyeti devletinde benzeri görülmemiş bir şey yaptı ve kendisi Müsteşarken eşi Ayşe Sinirlioğlu'nu Müsteşar Yardımcısı yaptı. Ayşe Sinirlioğlu'nun ekonomi ve enerji konularından sorumlu Müsteşar Yardımcısı olduğunu hatırlatırsam herhalde bu adam kayırmacılığın nedeni daha iyi anlaşılacaktır. Peki, Sinirlioğlu bunu ne pahasına yaptı? Türkiye'nin Irak merkezi yönetimiyle arasının bozulması, Irak'ın genelindeki çok büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarına erişim imkanından ve proje geliştirme fırsatlarından soyutlanması ve Irak'taki Türkmenlerin sahipsiz ve zor durumda kalmaları pahasına.

***

Büyük fiyaskoların asıl sorumlusu elbette R. Erdoğan ve A. Davutoğlu ama tetiği tereddütsüz çeken el hep Sinirlioğlu oldu. Davutoğlu, kendi hayal dünyasında yaşadığı için yönlendirilmesi zor değildi. Sinirlioğlu, Davutoğlu'nun egosunu bolca poh pohlayarak  işlerini rahatça yürüttü. Hariciyede yıllarca sadece Sinirlioğlu'nun borusu öttü. Anlatılanların onda biri bile doğruysa Dışişleri'nde ne teamül bıraktı ne de liyakat... Dışişleri sınavlarında KPSS'nin kaldırılmasını özellikle istedi. Böylece istediği genç monşerleri, rahatça Hariciyeye sokmayı amaçladı. Sırf kendi ekibinden değil diye birçok yetişmiş bürokratı harcadı. Dışişlerinde devlete hizmet değil Sinirlioğlu'na mutlak sadakat ve yalakalık geçer akçe haline geldi.

Davutoğlu gitse de Sinirlioğluları  duruyor. Dışişlerini iyi bilenler, Sinirlioğlu'nun görevden alınmasının pek bir şeyi değiştirmeyeceğini yıllardır her yeri adamlarıyla doldurduğunu söylüyorlar.

Bir hatırlatma daha ekleyelim;

14 Haziran'da  BM Hukuk Komisyonu Başkanlığı için yapılan seçimlerde İsrail İsveç'i büyük bir farkla geride bırakarak 1949'dan beri üye olduğu BM'de ilk kez bu düzeyde bir koltuğa oturdu. Sinirlioğlu'nun atanma tarihine denk düşmesi  manidar değil mi?..

Türkiye- İsrail ilişkilerinin düzelmesinde(!) büyük rolü olan Sinirlioğlu'nun BM Daimi Temsilciliği'ne atanması tasfiye olarak nitelendirilmiş olsa da dış politikada yalnızlaşan  R.Erdoğan ve  AKP hükümeti tarafından kurtuluş yolu (!) olarak değerlendirilebilir!

AKP iktidarının Mavi Marmara saldırısını unutarak İsrail ile yakınlaşmasının diğer taraftan Rusya'dan özür dileyerek ilişkilerin normalleşmesi için attığı adımların özellikle BM nezdinde yürütülen çalışmalar nedeniyle olduğu da artık saklanamaz..

 

BM'de Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun başına gelen İsrail ile 2002-2007 arasında Tel Aviv büyükelçiliği yapmış olan Sinirlioğlu'nun aynı tarihlerde BM'de bir araya gelmesi R. Erdoğan ve AKP için  BM'de yürütülen çalışmalarda ne derece etkili olacağı ve Türk dış politikasına nasıl bir ivme kazandıracağı  merakla beklenmektedir. Yahudi oligarkların, Suriye, Mısır, Irak, Rusya ve ABD'de koordine ettiği yönetimleri ve sonuçlarını çok akıllıca okumalıyız. Türklerin üstüne fena çöreklendiler!..

"Yeni Osmanlı" mı dediniz?...

Yazarın Diğer Yazıları