Dış politika ve Dışişleri Bakanlığı

Haydar ÇAKMAK

Demokratik ülkelerde dış politika kararları devletin belli organlarının katılımıyla bir sistematik içerisinde alınır ve Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla da icra edilir. Bu organlar Genelkurmay Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı, Büyük Millet Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve bu kurumların danışmanları tarafından temel ilkeleri ve hatta bazen bütün detayları belirlenir ve Dışişleri Bakanlığı da alınan bu kararları uygulamaya koyar. İcranın başı olarak da Dışişleri Bakanları siyasi sorumluluğu alır. Türk Dışişleri Bakanlığı dünyanın en yetenekli bakanlıklarından birisidir. Dünyanın en büyük ve en uzun yaşayan imparatorluklarından biri olan Osmanlı Türk İmparatorluğunun tecrübesini miras almıştır. Atatürk’ün ulus devlet ve onurlu dış politika prensibini şiar edinmiştir. Turgut Özal ve Necmettin Erbakan gibi AKP yönetimi de iktidara gelince Dışişleri Bakanlığı’nı devre dışı bırakmış ve kendi tezgahlarını kurmuşlardır. Laik, çağdaş ve yurt sever bir bakanlıkla çalışmak kolay değildir tabii. Dışarıdan imam stratejist danışmanlar, parayı ve iktidarı görünce liberalleşen eski tüfek Marksist-Leninistler, bakanlığın içinden kendilerine benzettikleri her şeye evet demeye hazır hobileri, fobileri, lobileri ve koleksiyonları olanlar. Türk Devleti ve Türk Milleti ile hep sorunları olmuş diplomatlar. Bu kesimleri yanlarına alarak, devletin ilgili organlarını dışlayarak hazırlanan ve yürürlüğe konan dış politika uygulamaları sonucu komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp bugün hepsiyle savaş yapacak duruma gelinmiştir. Şaşırtıcı bir şekil de hükümete yakın yazarlar, akademisyenler ve araştırma merkezleri hükümetten ve Dışişleri Bakanı’ndan ABD’e taviz verilmemesi ve Suriye’ye askeri müdahale yapılmaması için birkaç haftadır yazmaktalar. Bu insanlar bile, Türk dış politikasının nereye gittiğini en azından Suriye konusunda anlamaya başladılar.
Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin ilk ve son akademisyen Dışişleri Bakanı değildir. Fuat Köprülü, Turan Güneş, Ali Bozer, Mümtaz Soysal, Erdal İnönü, Deniz Baykal, Emre Gönensay, Tansu Çiller, Şükrü Sina Gürel ve Abdullah Gül, bakanlık yapan akademisyenlerdir. Bu akademisyenler bakanlıkları süresince bildiğimiz kadarıyla dışarıdan ödül almadılar, yazdıkları kitapları dış politikanın kutsal kitabı haline getirmediler. Kendisi için kitap yazdırmadılar, dış politikanın hem teorisyeni hem de uygulayanı rollerini oynamadılar. Hiçbir yerli veya yabancı strateji merkezlerine yakın durmadılar, Dışişleri Bakanlığı’nı ve bakanlığın organize ettiği çalışma ve toplantılara sağdan ve soldan yurt severlere kapatmadılar. Herkese eşit bilgi dağılımı sağladılar. Sayın Davutoğlu ikide bir Türklüğünü vurgulamaktadır. Türk olmak sadece biyolojik bir hadise değildir. Türk olmak, Türk gibi düşünmek, Türk gibi yaşamak, Türk gibi davranmaktır. Türklerin geleneğinde saldırı olmadığı müddetçe Müslüman halkalara saldırı ve saldıranlara da yardım yoktur. Normal inançlı Türkler Allah için bir Müslüman gibi davranır ama Arap gibi değil. Arap halklarını kardeş olarak görür, onlarla iç içe yaşamaz ama Amerikalılarla ve İsraillilerle iş birliği de yapmaz, onların canını acıtmaz. Tunus’a, Mısır’a, Libya’ya, Yemen’e demokrasi mi geldi ki Suriye’ye demokrasi getirecekler. Üstelik ABD ve İngiltere’nin aracılığını yapan ve Suriye halkına demokrasi gelmesi için aracılık yapanlar da körfezin kralları ve emirleridir, bunlar mı Suriye’ye demokrasi getirecekler.
Türkiye’nin ABD ve İngiltere’nin peşine düşerek Orta Doğu bataklığının içine girmemesi gerekir. 2001’den bu tarafa Afganistan huzuru, 2003 yılından beri Irak da demokrasi ve barışı bulamadı. Şimdi Suriye’ye veya diğerlerine mi barış ve huzur gelecek. Batılılar Müslüman ülkelerde demokrasi istemiyorlar, zira demokrasiyle yönetilen ülkelerde çok seslilik vardır, her şeyi yazan özgür basın vardır, yurt severler kendilerini ifade edecek platform bulurlar, Batılı emperyalistler özgür ortamlarda gerçek niyetlerini saklayamazlar ve binlerce politikacıyı kendi çıkarları için kullanamazlar. Onlar için kendilerine bağlı bir düzine yöneticiyi kontrol altına almak ve kendi çıkarları için kullanmak daha kolaydır. Son on yıldan bu tarafa Türk demokrasisi tek partili hale geldi, muhalefetin esamisi okunmuyor, hiç merak etmediniz mi, niçin?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş