Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu tebessüm ettiren soru

A+A-
Ahmet TAKAN

Siyasetin en hararetli günüdür Salı.
Eğer liderlerin programlarında çok önemli değişiklikler olmazsa siyasi partilerin Meclis grupları toplanır. Liderler, genel başkanlar son siyasi gelişmeleri değerlendirir, kulislerde de sıcak gelişmeler tartışılır.
Biz gazeteciler için de bulunmaz fırsattır Salı günü. İktidardan- muhalefetten tüm yetkili isimleri kolayca yakalayabileceğimiz yer olur Meclis kulisleri. Dün sabah, ağırlıklı olarak, tutuklanarak Sincan Hapishanesi’ne konulan Çevik Bir ve diğer 28 Şubatçıların ifadelerini  gazetelerden okurken bir konunun yine “ustaca” siyasetin gündeminden kaçırıldığı kanaatim kesinleşti.
Apar topar gizli bir şekilde İstanbul’a gelen -hakkında tutuklama kararı olan, -Erbil’de Barzani’ye sığınan- Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi’nin ne yaptığı uzun zamandır kafamı kurcalıyordu. Haşimi’nin İstanbul’a geldiği gün güvenlik ve dışişleri kaynaklarına başvurduğumda, “Katar’a gitti can güvenliği garantisi alamadı. Oradan Suudi Arabistan’a geçti, onlar da ’biz seni koruyamayız aman buradan git’ dediler. Bir tek Tayyip Erdoğan koruma güvencesi verdi. Onun için geldi İstanbul’a sığındı” demişlerdi.
Gerçekten; Haşimi’ye İstanbul’da tahsis edilen koruma ordusu ve güvenlikli kalacağı mekan ile ilgili gelişmeler de yazılı medyaya yansıdı. Bütün bunların üstüne dün bir gazetede okuduğum haber, gazeteci olarak alarm seviyemi sarıdan kırmızıya çıkardı. Akşam gazetesindeki haber özetle şöyleydi:
 “Irak’ta Şii Başbakan el Maliki’nin Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı el Haşimi hakkında yakalama kararı çıkarmasıyla başlayan mezhepsel gerilim sürecinin yatıştırılması için Ankara devreye giriyor. Türkiye, Filistin, Suriye ve İran’ın ardından Irak’taki iç karışıklık için de rol oynamaya hazırlanıyor. Türkiye, Iraklı önemli isimlerin durak noktası haline gelirken, bu kez de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani’nin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi ile görüşmek için perşembe günü İstanbul’da olması bekleniyor. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Irak’taki mezhepsel gerilimin önüne geçilmesi için Türkiye’nin rol oynamaya hazır olduğunu vurgularken, ‘Irak Anayasası’nın el verdiği bir ulusal konferansın yapılması için üzerimize düşeni yaparız’ değerlendirmesinde bulunuyorlar.”
AKP Hükümetinin Suriye’deki tutumu malumunuz, haberde dışişleri kaynaklarına dayanılarak verilen “Irak’ta mezhepsel gerilim sürecini yatıştırmak için Ankara devreye giriyor”  cümlesi ise oldukça vahim geldi bana. Malum, yeni Kürt açılımını bildiğimiz AKP, bu işi Irak’tan kopup bağımsızlık ilan etmeye hazırlanan Barzani ile mi yapacak?
 “Sıfır sorun” cu Ahmet Davutoğlu’nun Türk dış politikasını da getirdiği nokta ortada. Barzani, daha geçen ABD’de her zaman olduğu gibi en üst düzeyde ağırlandı.
Kafamda bin bir soru ile saat 10.30 sularında soluğu Meclis kulislerinde aldım. Önce MHP grup toplantısının yapılacağı kulise geçtim. MHP’nin grup toplantısı 11.00’de başlayacağı için belki bir iki muhalefet vekilinden görüş-bilgi alırım diye umdum. Maalesef kuliste yalnızca gazeteciler vardı. MHP’li vekiller tam kadro grup salonunda Devlet Bahçeli’nin gelip konuşma yapmasını bekliyordu. Kimsenin dış kulise çıkma gibi bir niyeti de yoktu. Ben de dışarıda meslektaşlarımla sohbet ederken, bazı arkadaşlarımın MHP grup yetkililerine Bahçeli’nin yazılı konuşma metninin gelip gelmediğini sorduklarını gördüm. Devamlı MHP’yi izleyen meslektaşlarım, MHP Genel Başkanı’nın Salı günü yazılı metinden yaptığı konuşmaya  “kutsal metin” ismini takmışlar. Espriye çok güldük.
Devlet Bahçeli geldi, oldukça iyi hazırlanmış konuşmasını yaptı. Bu konuşmadan şu alıntıları yapmadan geçemeyeceğim:
 “Darbelerden hesap sorulurken, 27 Nisan’ın pas geçilmesi bize göre tesadüf değildir. Bu işin içinde bir bit yeniği ve açığa çıkarılması gereken taraflar vardır. İster istemez aklımıza; 27 Nisan’ın, AKP’nin mağdur kisvesine bürünebilmesi için yapılan bir tezgah olduğu hususu gelmektedir. Bununla birlikte Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiası ve arkasından kozmik odanın altını üstüne getiren arama ve tarama faaliyeti gibi hiçbir konu sümen altına itilmemelidir.”
12 Eylül ve 28 Şubat darbe süreçlerinin sorgulanması ve iktidarın gerçek niyetlerine ışık tutulması tabii ki muhalefetin siyasi işlerinden biridir. Bahçeli’nin konuşması bittikten sonra iktidar kulisine geçtim. Başbakan Tayyip Erdoğan gelmediği için AKP Grup toplantısı başlamamıştı. Taraftarlar tam kadro Erdoğan’ın gelmesini bekliyordu. İktidar kulisinde rastladığım birkaç mebus ile genel başkan yardımcısının gündeminde “Çevik Bir sorgulamaları”  vardı. Kafamı ve zihnimi meşgul eden sorularla ilgili olarak aradığım hiçbir şeyi bulamadım. AKP’lilerden aldığım açıklamalarda gördüğüm şu ki; iktidarın Meclis kadrosunun dış politikada olan bitenlerden hiç haberi yok. Yalnızca, “geçenlerde Dışişleri Bakanımız dedi ki... Başbakanımız da açıkladı ki...” diye cümleler kuruyorlar.
İktidarın dış kulis tarafına geçtik. Orada da ayrı heyecanlı bir bekleyiş(!) vardı. Başbakan Tayyip Erdoğan geleceği için koruma ordusu olağanüstü güvenlik önlemleri almıştı.
Beklerken... Beklerken...
Bir de baktık; Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Meclis’e giriyor. Yazılı medyadan birkaç Ankara temsilcisi arkadaşla hemen o tarafa doğru gittik. Bir arkadaşım Davutoğlu’na hemen sordu:
“Barzani Türkiye’ye gelecek mi?”
“Gelecek.”
“Haşimi ile görüşecek mi?”
“Görüşecek.”
“Haşimi dönecek mi?”
“Dönecek.”
“Barzani giderken Haşimi’yi de götürecek mi?”
(İnce bir tebessüm)...
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu soruların devamını beklemeden hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaşıp grup salonuna gittiğinde gazetecilik heveslerimiz kursağımızda kalmıştı.
Az bir süre sonra, Tayyip Erdoğan, taraftarlarının kulislerde başlayan reverans ve alkışları eşliğinde grup salonuna girdi.
Bendeniz de sizlere bu yazıyı yetiştirmek için zamanında Meclis’ten ayrılayım derken bir daha muhalefet kulislerine uğradım. CHP grup toplantısı için daha zaman vardı. Birkaç CHP milletvekili oturup çay içerken, Çevik Bir’in “servis edilen ifadeleri” üzerinde kafa yoruyorlardı.
Nedense?.. Benim içime de acı bir tebessüm çöküverdi. Hızla Meclis’ten ayrıldıktan sonra işte size bu satırları yazdım...

Yazarın Diğer Yazıları