Dıştan görünüş

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Bayram öncesi dört günü, davet üzerine, Almanya’nın Stutgard şehrinde ve Avusturya’nın Bergenz şehrinde, vatana hasret kardeşlerimizle kucaklaşarak onlara Kıbrıs’ı anlatarak geçirdim. Bu arada Stutgard’da Rotary kulübünde Kıbrıs’ı kısaca konuşmak olanağına kavuştum. Vatandaşlar Kıbrıs üzerinde heyecanla duruyorlar. Türkiye’de neler oluyor, laiklik tehlikede mi, Kıbrıs’ın tümünü alsaydık da sonra yarısını iade etmiş olsaydık daha iyi olmaz mıydı? Sorularından olayları yakından izledikleri açıkça görülebiliyor. Dernekler birbirleriyle yarış halinde ancak daha sıkı işbirliği ve etkinlik arzusu var. Bazı dernekler karşıtları ile selamlaşmıyormuşlar bile. Gurbette bu ayrılığın ve bu davranışın kimseye yararı olamaz. Almanya’daki ve genelde Avrupa’daki Türk nüfusu Türkiye’nin en büyük “yatırımı”  ve avantajı! Türkiye’yi anlatmak için büyük bir potansiyel. Bunu organize etmek gerek. Çok aydın ve güçlü iş adamlarımız,  “Kıbrıs”  deyince  “Atatürk ilkeleri-laiklikten”  bahsedince heyecanlanan insanlarımız çok. Hepsinde milli heyecan çok yüksek. İlgi bekliyorlar. Bulundukları yerlerde AB halkına ve ilgili makamlara Kıbrıs konusunda olduğu kadar AB’nin, hiç hakkı olmadan Türkiye’nin önüne koymakta olduğu kabul edilmez şartlar hakkında da inandırıcı bilgi verebilecek durumdalar yeter ki bilgilendirilsinler, yeter ki ellerinden tutulsun.
Piyanist Fazıl Say’ın açıklamaları bizi Almanya’da yakaladı. Gerçekten endişeye gerek var mıydı? Gurbetteki insana vatandaki esinti bazen fırtına gibi gelir.“Gelişmeleri izlemekte yarar var”diyorum. Konuya konferansta da değinmiştim. ABD Türkiye’yi  “ılımlı İslâm’a” davet etmekte. AB “Atatürk ilkeleri normlarımıza uymaz”mesajını vermekte. Birdenbire Sevr anlaşmasının haritası etrafta dolaşmaya başlamış. Türkiye’yi bölmek isteyenlere böylelikle mesaj verilmekte: “Haklısınız, devam ediniz, arkanızdayız” denilmekte. Ülkenin içinde “laiklik” gündeme yatırılmış. Harem-selamlık tabloları çoğalmakta, dine bağlılık giysilere bakarak değerlendirilir hale gelmektedir. Evrensel bir din, Arap yarımadasına bağlıymış gibi algılanmaktadır. Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB yolculuğunda aşılması imkânsız bir engel haline getirilmiştir. Eli kanlı, terörist bir idareyi, Anayasaya rağmen, “meşru hükümet”olarak tanımak ön şart haline getirilmiş!
Kıbrıs konusunda kan akıtan, Uluslararası Antlaşmaları ve Anayasayı çiğneyen suçlu tarafa “meseleyi hallet de öyle gel” demeyenler Türkiye’den meseleyi halletmesini beklemektedirler hem de“önerilerini Rumların kabul edebilecekleri şekle sokmak”  kaydıyla! Böylelikle Türkiye, en haklı ve en güçlü olduğu, güvenliği ile ilgili milli bir davada teslim olmaya çağrılmaktadır.“İstediğimizi yapmazsan AB üyeliğini unut” ültimatomu ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Türkiye bu en güçlü ve en haklı olduğu milli davasında geri adım atacak olursa, bunun sonucu AB kapılarının ardına kadar Türkiye’ye açılması olacak değildir. Tam aksine, gündemde tuttukları diğer konuları masaya yatıracaklardır. Bunlar nelerdir? Ermeni meselesi, azınlık olmayanları azınlık yapınız meselesi, ekümenlik ve vilâyetlere özerklik verilmesi, askerin elini-kolunu-dilini bağlamak konusu, kısacası Türkiye’yi avuçlarının içine alabilecekleri şekle dönüştürerek en sonunda da  “ikinci sınıf üyelikle yetinmelisiniz”  noktasına gelinmesi!
Bu tablo karşısında endişe etmemek mümkün mü? İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı Jack Straw Avusturya’lı karşıtına ne demişti? “Ayının kürkünü almak istiyorsan bırak kapana girsin.” (yani Türkiye’nin adaylığına karşı çıkma!); ve aynı Straw, Kıbrıs’ta Papadopullos’a  “KKTC’nin tanınmasını istemiyorsan, Türk askerinin adadan çıkmasını istiyorsan Türkiye’nin AB sürecine karşı çıkmayınız!” Onlar da, Yunanistan’la birlikte bu sürecin devamını istiyorlar. Türkiye’yi dize getirmenin, Kıbrıs’ı alıp kaçmanın yolunu bunda görmektedirler. AB’nin hiçbir başka adayın önüne koymadığı giriş şartlarını Türkiye’nin önüne koymasındaki hikmeti anlamak için fazla akıla ihtiyaç yoktur. Bu nedenle Türkiye’nin içindeki gelişmelerle olduğu kadar, dıştan  “dost ve müttefik” addedilen merkezlerin el altından yaptıklarını da devamlı surette gündemde tutmak gerekmektedir. Bu gelişmeler karşısında endişeli olmak karamsarlık anlamına gelmemektedir, tam aksine uyanık kalmak ve milli çizgileri korumak kararlılığımızı sık sık dünyaya duyurmak için geçerli bir neden anlamına gelmektedir. 

Yazarın Diğer Yazıları