Diyânet İşleri Başkanı’nın günah işleme özgürlüğü: “Susmak”

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

Kelâm, kelâmı Hakk’în adâletine teslim edip hak bildiğinizi tekellüm ettiğinizde ancak haysiyete bürünebilir. Kelâm, üstelik cüppenin ve sarığın içinden bir siyâsî irâdeye râm oldu mu, bir siyâsî irâdenin uğruna sükûta gömülüp zihinden kütüphâne raflarındaki sâhifelere geri döndü mü, kelâmın haysiyeti de, ilmin vakarı da, sahifelerin üzerinde anlamını yitirmiş ve artık harf olmaktan, kelime olmaktan, cümle olmaktan çıkmış şekillere bürünür...
Kelâm adâletin, vicdânın, merhametin, yetim hakkının kelâmı olmaktan çıkıp, otoritenin kelâmı olduğu ândan itibâren, yâhut adâletin, vicdânın, merhametin, yetim hakkının kelâmı olmaktan çıkıp, siyâsî otorite nâmına mânidar bir sükûta dönüştüğü ândan itibaren lâfa, lâkırdıya ve gürültüye tenzil olur veya meçhûl ve meşkûk bir sükûta...
Müslüman bir ülke olan Türkiye’de ümîd edilirdi ki, kelâm haysiyete bürünmüş olarak Hadis âlimi Diyânet İşleri Başkanı’nın dilinden sâdır olsun... Ümîd edilirdi ki, gördüğü her haksızlığa, gördüğü her adâletsizliğe ikazın dili olsun... Ümîd edilirdi ki, gördüğü bütün eğrilikleri düzelten bir doğruluğun lisânı olsun... Ümîd edilirdi ki, siyâsî otoritenin değil, adâletin kelâmı olsun...
Hey hât! Olmadı...
Kendisine bağlanan büyük ümitlerle geldiği makâmı ve vazifesini siyâsî otoritenin hizmetine sundu... Zor zamanlarda konuşmadı...
Zaman zaman konuştukları da Başbakan’ın, yani iktidarın ‘paralel hattı’ gibiydi, Başbakan’ın söylediklerinin ekosu, aksi sâdâsı gibiydi söyledikleri...
Başbakan, milliyetçileri “Şeytanın kibriyle suçladığında” sustu... Başbakan on binlerce insanın canına kıyanlarla “helâlleşme” den söz ederken, ‘helâlleşme yetkisi’nin yalnızca mağdurlar ve vârislerinde olduğunu söylemek yerine yine sustu...
Alternatif câmi, alternatif imam, alternatif cuma namazı ve alternatif hutbeler konusunda sustu... Fakat, Kutlu Doğum Haftası sebebiyle Diyarbakır’da mânidar bir konuşma yaptı. O coğrafyada “Kırılan onurlar”dan ve kırılan onurların tâmirinden bahsetti. Hırkayı yere, kırılan onurları da o hırkanın içine koymaktan ve hırkayı dört bir tarafından tutup kaldırmaktan söz etti. Kıyılan canlardan hiç söz etmedi... Ve o hırkanın bir ucunu şehit annesine, şehit babasına nasıl tutturabileceğinden hiç bahsetmedi... Kendisine ‘açılım süreci’ne ‘katkıları’ndan dolayı teşekkür eden ve üzerinde ‘Amed’ yazılı tabağı Diyarbakır Belediye Başkanı’nın elinden alıp makâmına geri döndü...
O günden bu yana susmaya devam ediyor...
Bu ülkenin çocuğu Ali İsmail, “efsâne yazan polisler” tarafından sokak ortasında dövülerek öldürüldü, fakat zât-ı âlileri sustu, Bezm-i âlem Vâlide Sultan Camii’nin zeminindeki üç kuruşluk halı parçası kadar kıymet bulmadı zât-ı âlilerinin gönlünde ve kelâmında Ali İsmail; özel kaleminin usûlen yazacağı başsağlığı mesajında bir rahmet temennisine bile konu olamadı Ali İsmail...
“Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir lider” diye Başbakan’dan söz edildi... Bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi... “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi... Yalnızca sustu...
“Başbakanımız bizim için adeta ikinci peygamber gibidir” dendi Başbakan için...
Bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi...  “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi...
Yalnızca sustu...
“Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibâdettir” dendi Başbakan için... Bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi... “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi...
Yalnızca sustu...
Şeyh Yusuf el Kardavi Erdoğan’ı protesto etmenin haram olduğunu söyledi...
Bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi... “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi... 
Yalnızca sustu...
“Erdoğan’ı halife olarak tanıyor ve biat ediyorum” dendi...  Bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi...  “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi...  Yalnızca sustu... Ve...
“Yolsuzluk fetvâları” verildi gazete köşelerindeki fıkıh tâcirleri tarafından... Ve...
“İnsanların günah işleme özgürlüğü vardır. 17 Aralık operasyonu işte bu özgürlüğe vurulmuş darbedir” dedi bir milletvekili... Hadis âlimi Diyânet İşleri Başkanı yine bir mesaj yayınlamadı... İkaz etmedi... “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi...  “Allah sizi ıslah etsin” bile demedi...
Yalnızca sustu... susuyor...
Susarak günah işleme özgürlüğünü kullanıyor... Beyt-ül mala dadanan fâreleri görmezden geliyor... Sayın Hocam... Aziz Dostum...
Kelâmınızı siyâsî irâdenin emrine âmâde kılmaya ve sükûtunuzu siyâsî irâdenin günah işleme özgürlüğüne yuva yapmaya, istinatgâh ve payanda etmeye bir son veriniz artık...
Üniversitedeki kürsünüze geri dönünüz...
O kürsüye başınız dik dönmek istiyorsanız eğer, o kürsünün haysiyeti için istifâ ediniz...
Döndüğünüzde ’siyâsî irâdenin memuru’ olarak değil, ‘hadis âlimi’ olarak karşılanmak için görevden alınmayı ya da emekliliği beklemeyiniz, istifâ ediniz...
“Allah rızâsı için” istifa ediniz, ilminizin vakarını ve kürsünüzün haysiyetini kurtarınız...
Hâmiş: Bu satırların yazıldığı sırada Gezi olaylarında ekmek almak için dışarıya çıkan ve efsâne yazan polislerin silahından çıkan gaz fişeğiyle vurulan 14 yaşındaki Berkin Elvan, 269 gündür yattığı hastanede 16 kiloya düştü ve hayatını kaydetti; zât-ı âlileri bir tâziye mesajı lûtf’edecekler mi acaba? 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları