Diz çöktürmediğin gazeteci mi kaldı?

İsrafil K.KUMBASAR

Turgut Özal’ın zamanında ‘iki buçuk parti’ ve ‘iki buçuk gazete’ sevdası vardı.  Ömrü vefa etmedi gerçekleştirmeye; herhalde bugünleri görmüş olsaydı,  “Helâl olsun, bize nasip olmadı ama izimizden gidenler nihayet bunu başardı’ derdi.
İşin partilere ilişkin bölümü belki -istikrar vs. bahanesiyle- mazur görülebilir de, ‘iki buçuk’gazete kalmasını bir siyasetçi niçin ister düşündünüz mü? 
Hele hele ‘ileri demokrasi’ palavrası ile sabah akşam ahkâm kesen kişilerin böylesi bir talepte bulunmaları doğal karşılanabilir mi? 
Her fırsatta ‘çok seslilikten’, ‘mozaikten’, ‘farklı renklerin zenginliğinden’ dem vuranların ‘iki buçuk’ gazete hülyası nasıl bir marazi ruh halinin yansımasıdır?
Herhalde bu türden siyasetçiler ‘iktidar’ olmayı, ‘yürütme’ erkinin çok ötesinde bir mekanizma olarak algılıyor. 
İktidar dedin mi adam ‘yasamaya’ da, ‘yargıya’ da, ‘basına’ da hâkim olmalı.
- “Ben iktidara iktidar demem, basına diz çöktürmeyince.” 
Şuur altındaki anlayış böyle olunca, herkesin ‘bîat etmesini’ beklemeleri kendilerince bir ‘hak’gibi görülüyor.
- “Değil mi ki iktidar biziz, ülkenin her karış toprağında; her kurumunda bizim borumuz ötecek.” 

***

Son 12 yıllık dönemde medya üzerindeki operasyonlara şöyle bir göz atın. 
‘Kamu’ kaynaklarından beslenen bir takım ‘yandaşların’ve ‘yanaşmaların’ basında kök salmaları rastgele bir gelişme midir? 
‘Muhalif’ kalemlerin işlerinden attırılmaları, patronların ” O yazarın maaşını sen veriyorsun, yazdırma kardeşim “ diye tehdit edilmeleri boşuna mıdır?
Tehditler yetersiz kalınca, bu kez ‘mali operasyonlar’ ile medya organlarına baskı yapılmış, kendilerinden ‘üç maymunu’ oynamaları istenmiştir. 
‘Piyasayı tokatlayan’ yandaş gazete sahiplerinin ise kılına dokunulmamış; yasalar karşısında hesap vermelerinin bile önüne geçilmiştir. 
Ama bütün yıldırma, sindirme, itibarsızlaştırma operasyonlarına rağmen, bu ülkede hâlâ ‘kalemini’ satmayan, ‘yanlışın karşısında’ dik duran, ‘hakkı’ve ‘hukuku’ savunmaya devam eden ‘vicdan sahibi’ gazeteciler var.
‘Kader’, ‘fıtrat’, ‘takdir-i ilahi’olarak yutturulmak istenen Soma’daki malum katliamın ardından iktidarın tutumunu eleştiren bir köşe yazarının sözlerini yüz seksen derece çarpıtan Sultan hazretleri, şöyle buyuruyor:
- “Sen patronun önünde, paranın önünde, şöhretin, seviyesizliğin, basitliğin nasıl diz çöktüğünü söyle.”

***

Ne yazık ki ‘kara mizah’ kavramı bile yetersiz kalıyor şu tabloyu izah etmek için. 
Hayır, öyle uzun uzadıya araştırmalar yapmaya, dipnotlu yazılar okumaya, danışmanlardan fikir almaya falan hacet yok. 
Hele hele ‘iktidara muhalif’ yayın kuruluşlarına göz atmaya hiç mi hiç gerek yok. Hazret şöyle ‘yandaş’ medyada olup bitene bir nazar etse ‘demokrasinin’ de, ‘düşünce özgürlüğünün’ de ne büyük palavralar olduğunu görecek. 
Yahu insan birazcık ‘hayâ’ eder; ‘utanma’ hissinden uzaksa, yüzünü ‘bir gölgenin koruyucu kanatları’ altına gizler. 
Daha düne kadar “Ağabey” diye hitap ettiği eski tüfek kırmalardan tutun da etrafında pervane olan liboş yanaşmalara kadar bir yığın gazeteci bugün artık diken üstünde. 
Üstelik ‘iktidar muhibbi’olarak bilinir bu kalem erbapları; “hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırıyor” palavrası ile hazrete ‘döktükleri dilin’, ‘yaktıkları yağın’ haddi hesabı yoktur. 
Elbirliğiyle memleketin başına örmeye çalıştıkları çorapların yekûnu hayli kabarıktır. Tarih onlar için hüküm verecektir. 
Meselenin o tarafı ayrı bir şey.

***

Hadi Sultan hazretlerine fikren karşı olanlar, bir kulp takılarak ya ‘işlerinden’ ya da ‘özgürlüklerinden’ ediliyor, onu anladık. 
Peki kalemlerini ‘ortak istikbal’ için oynatanlara yönelik operasyonlara ne demeli? 
“Manşetlerle savaştık” beyanları ile ‘azıcık kafayı kaldıranların’ kalemlerinin birer birer kırılmasını yan yana koyun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş