Doğu Türkistan, Atatürk ve 'tatlı su' milliyetçileri!

İsrafil K.KUMBASAR

TÜRKİSTAN, Türklerin ata yurdunun ortak adıdır.
Emperyalizm, ‘yerkürenin merkezi’ olarak kabul edilen uçsuz bucaksız Turan coğrafyasını ‘kontrol altında’ tutabilmek için önce ‘Doğu Türkistan’ ve ‘Batı Türkistan’ diye iki parçaya ayırdı.
Her Türk boyu ‘sanki ayrı birer milletmiş’ gibi, yeniden beş parçaya bölünen ata yurdu Batı Türkistan üzerinde ‘Kazakistan’, ‘Türkmenistan’, ‘Özbekistan’, ‘Kırgızistan’ ve ‘Tacikistan’ adı ile kurulan cumhuriyetler, komünist Sovyetler Birliği’ne bağlandı.
‘Çin Seddi’nin dışında kalan, yüzölçümü Türkiye’nin iki buçuk katına tekabül eden ve oldukça zengin ‘tabii kaynaklara’ sahip olan ata yurdu Doğu Türkistan ise, tek bir parça halinde komünist Çin Halk Cumhuriyeti’ne ilhak edildi.
Gün geldi, Sovyetler Birliği dağıldı.
Batı Türkistan üzerinde kurulan Türk Cumhuriyetleri, ‘esaret perdesini’ üzerlerinden atarak hürriyet ve istiklallerine kavuştu.
Ama, Doğu Türkistan hâlâ esaret altında.

* * *

Uygur Türklüğü, tarihte eşine benzerine rastlanmamış bir ‘Çin işkencesine’ tabi tutuluyor.
1949 yılında Doğu Türkistan’ı yeniden işgal eden Çin, Türklüğe ait ‘tarihi’ ve ‘kültürel’ eserleri yerle bir ettikten sonra, Türk nüfusunu ‘azınlığa’ düşürmek amacıyla bölgenin nüfus yapısını değiştirmeye başladı.
Devlet imkanları ile ‘çekirge sürüsü’ gibi akın akın Doğu Türkistan’a sevkedilen Çinliler, neredeyse çoğunluğu ele geçirmek üzere.
Türkleri bölgeden uzaklaştırmak için sistemli bir şekilde uygulanan etnik temizlik, 1960’lı yıllardan sonra önce ‘nükleer soykırıma’, ardından ‘anne karnında soykırıma’ dönüştü.
Bölgede gerçekleştirilen nükleer denemeler yüzünden, gelecek 50 yıl içinde yüzbinlerce çocuk, ‘ölü’ veya ‘sakat’ dünyaya gelecek.
Türk kökenli ailelerin ‘ikiden fazla’ çocuk yapmasına müsaade edilmiyor, ‘izinsiz’ hamile kalan kadınlar, ‘zorunlu kürtaj merkezlerine’ sevkedilerek bebekleri alınıyor.

* * *


Adeta bir ‘açık hava hapishanesine’ dönüştürülen Doğu Türkistan’da Türklerin ‘kendi dillerini’ kullanmalarına, ‘kendi kültürlerini’ geliştirmelerine, ‘kendi okullarını’ açmalarına, ‘toplu ibadet yapmalarına’ kati surette izin verilmiyor.
‘Haklar’ ve ‘özgürlükler’ adına ortaya çıkanlar, ‘adi suçlu’ muamelesine tabi tutulup, stadyumlarda ‘toplu olarak’ infaz ediliyor.
İnfazlar, ‘başkalarına ibret olsun’ diye televizyonlardan ‘naklen’ yayınlanıyor.
Bütün hür dünya, adeta gözünü kulağını tıkamış bir şekilde, ‘alenen’ tatbik edilen ve gelmiş geçmiş ‘en cani’ zalimlere taş çıkartan zulmü sadece seyrediyor.
Bırakın dünyayı, Türk kamuoyunun bile çoğu kez ‘olup bitenlerden’ hiçbir haberi olmuyor.
Neden?
Çünkü, Doğu Türkistan’da zulme uğrayanlar, ‘Türk’ ve ‘Müslüman’.
Tibet halkı gibi ‘Budizme’ inanmıyorlar.
Ve Dalay Lama gibi bir liderleri yok.

* * *


Doğu Türkistan, 1933 yılında bağımsızlığını ilan ettiğinde, ilk tanıyan ülke, Atatürk’ün başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti olmuştu.
O dönemin şartları altında hiç vakit kaybetmeden bölgeye ‘yardım malzemeleri’ gönderen Atatürk, yine Afganistan Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal aracılığıyla bu bölgeden birçok başarılı genci Türkiye’ye getirterek Harp Okulu’nda eğitime tabi tuttu.
Şu anda Doğu Türkistan Vakfı’nın Başkanlığı’nı sürdüren Emekli Tümgeneral Rıza Bekin, Atatürk’ün Harp Okulu’nda okutup, generalliğe kadar yükselttiği canlı örneklerden birisidir.
Atatürk, siyasetin gereği olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyor, ama bulduğu her fırsatı Türk dünyasının birlik ve beraberliği yolunda değerlendirmeye çalışıyordu.
Peki onun yolunu takip ettiğini iddia eden Türk milliyetçileri nerede?
Meydanlara inip ‘yeri göğü’ inletmesi gerekenler ne yapıyor?

* * *


‘Türk Birliği’ gibi, ne yazık ki ‘Doğu Türkistan’ davasını da unuttular.
Çin propagandasının etkisi altında kalıp ‘Doğu Türkistan’ yerine ‘Sincan Özerk Bölgesi’ ismini kullanmayı tercih ediyor, orada 30 milyondan fazla Türk’ün yaşadığını bile bilmiyorlar.
Bırakın dünya kamuoyunu, ‘Türkiye’de yaşayan’ soydaşlarımızın verdiği mücadeleyi dahi ‘kendi kamuoylarına’ anlatamıyorlar.
Doğu Türkistan’ın istiklal mücadelesine destek veren, vakıf ve derneklerin etkinliklerine ‘devlet memurlarının’ katılmasını engellemek için yayınlanan gizli genelgelere göz yumuyorlar.
Milliyetçi partinin genel başkanı, Urumçi’de ‘tarihi kitapların’ yakıldığı, ‘Uygur dilinin’ yasaklandığı bir dönemde Çin Devlet Başkanı’na ‘devlet liyakat madalyası’ veriyor.
Milliyetçi partinin milletvekili, Urumçi’de halkın üzerine ateş açıldığı bir dönemde DTP’liler ile göbek atıp ‘mastıka’ oynuyor.
Yazıklar olsun, yuh olsun!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş