Dolmabahçe’de origami kursları

İsrafil K.KUMBASAR

Dünya küçüldü. Kültürler neredeyse iç içe girdi. Biz ‘suşi’ye, Japonlar ise ‘gözleme’ye merak sardı.
Medyada hemen her gün rastlıyorsunuzdur, yaşmak bağlayıp sini başında yufka açmaya çalışan çekik gözlü konuklara.
Muhakkak bizden birileri de Japon medyasında yer buluyordur kendine. Ana malzemesi pirinç sirkesi olan ‘maki’ ya da ‘nikiri’ pişirmek üzere, sırtına kimonosunu geçirmiş bir Türk kadını. Onlar ‘tezhibe’ meylederken, biz de ikebana yahut ‘origami’ye el atmaya başladık.
Hani yanlış anlaşılmasın, bunlar ‘çok kültürlülüğün’ ve ‘evrenselliğin’ zenginliğini solumak adına yapılan şeyler.
Yoksa adamın biri askere “Kağıttan kaplan” demiş de, ona çağrışım yaptırmaya uğraştığımız falan yok.
Kimileri, 163 emekli ve muvazzafın birkaç saat içinde derdest edilmesine burun kıvırıyor.
“12 duruşmaya katılan sanık, nasıl olur da 13. duruşmadan sonra kaçmayı kafasına koyar?” diye sorup duruyor birileri.
Hadi biri, beşi, ellibeşi o niyette olsun.
“186 sanık toplu halde firar eder mi?”  şeklinde bir merak sokakta, kahvede, bakkalda, orduevlerinde yankılanıp duruyor.

***


Bir gerçeği tespit etmekte yarar var.
Bizim ‘geleneksel’ sanatlarımız Japon sanatlarının çok ötesindedir.
Tezyinat konusunda Japonlar elimize su dökemezler. Tezhipten, minyatüre, sedef kakmadan, telkariye bir yığın el sanatlarımız mevcuttur.
Misal, içerisine adım atanı hayattan koparan, ‘rüya alemine’ taşıyan Dolmabahçe Sarayı.
Buyurun, ‘Mavi Salon’da bir tur atın. Japonlar da kim oluyor?
Bu salonun perdeleri, duvar ve tavan süslemeleri mavidir. Bu yüzden mavi salon olarak bilinir. Devasa salonun tavanı kasetlere ayrılmış, kasetlerinin her birinin üzeri altın yaldızlı ağır oyma tezyinatlı çerçevelerle süslenmiştir. Bu çerçeveler içinde yerde yapılarak sonradan monte edilen muhtelif manzara ve vazoda çiçek buketleri yer almıştır. Orta kısımdan kırmızı beyaz kristalden 54 mumluklu avize sarkar.
Tam bir düşler dünyası yani.
Dedik ya, girenin ‘hafızası resetleniyor’ adeta. Ömrü boyu saklayacağı ‘sırlar’ ile donanmış olarak çıkıyor kapıdan. Sonra da kendisine ‘öyle bir ihsan’ da bulunuluyor ki, ruh ve beden sağlığı ‘zırhlı araçlar’ile muhafaza  altına alınıyor. Ecdat yapmış, ne kadar övünsek azdır.

***

Bu büyülü yapıdan ‘proflar’nasipleniyor, ‘açılım haspaları’ nemalanıyor, ‘paşalar’ müşerref oluyor kimi zaman.
Bir kusuru var, ‘öğrenci’ yakına sokulmuyor. Öğrencinin “Harçlara hayır” sloganı daha iki kilometre öteden duyuldu mu, anında polis ablukası. Yollar kesiliyor, barikatlar kuruluyor.
Kordonu yaran oldu mu da, nasibine birkaç ‘Osmanlı tokatı’ düşüyor.
Nereden nereye geldik? İkebana, origami, tezhip, minyatür derken ipin ucu kaçtı yine.
Kendini bilmez birkaç densiz kafamızı karıştırdı yine. Neymiş efendim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, 163 askerle ilgili tutuklama kararının hemen ardından Dolmabahçe Sarayı’nda Tayyip Erdoğan ile görüşmüş.
Bağlantıya bakar mısınız? Ne kadar şeytani, ne denli ‘fitne fücur’ düşünceler bunlar?
Biri ülkenin en tepesindeki zat, öbürü de ‘onun bakanına’ bağlı bir ‘memur.’ 
Ne olmuş yani?
Böylesi nezih, ‘geleneksel sanatlarımızın’ nadide örnekleriyle dolu bir mekanda buluşup, 45 dakika görüşmüşler de kıyamet mi kopmuş?

***


Şimdi kalkıp dedikoducu taifesine kulak verecek olsak, yarın bizi şuna inandırmaya
çalışacaklar:
 “Sarayda harakiri kursu açıldığı duyumu aldık.” Yok devenin nalı.
Tamam sanatta falan Japonları geride bırakırız ama, öylesine ‘ince muhasebe’ gerektiren konularla bizim işimiz olmaz. Dünyaya bir kere daha mı geleceğiz?
Origamiye devam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş