Domates tohumundan füze kalkanına (1)

Agah Oktay GÜNER

19-20 Kasımda Lizbon’da yapılan NATO zirvesi, Lizbon’da son 10 yıldır yürürlükte olan ve NATO’nun “kırmızı kitabı” denilebilecek mevcut stratejik konseptinin yenilenmesinin yanı sıra gündemdeki önemli başka maddelerle son günlerin ilgi merkezi olmuştur.. Dolayısıyla zirve, İttifak’ın yakın gelecekteki yönünü, hedeflerini, güvenlik ve tehdit algılamalarını tespit açısından özel önem arz etmektedir. Füze savunma sistemi, ya da daha çok kullanılan şekliyle füze kalkanı konusu ise Türkiye’yi bilhassa ilgilendirmektedir.


Zor “olur” verilebilecek bir proje
Füze Kalkanı sistemi; ülkemiz için üzerinde çok iyi düşünülmesi, tartışılması gereken bir konudur. Bu proje ile doğrudan telaffuz edilmemekle birlikte İran’ın muhtemel füze saldırılarına karşı ikaz ve ardından imha başlangıcı Türkiye’den olmak üzere tasarlanmaktadır. Kanaatime göre; Türkiye-İran ilişkilerinde son yıllarda kaydedilen gelişmeler dikkate alındığında böyle bir projeye olur vermek iktidar için pek kolay olmamıştır. Konu, hem ulusal güvenliğimiz, hem de Türkiye’nin Uluslararası camiadaki yeri bakımından ele alınmalıdır.
Türkiye, İran’ın siyasi stratejisini dikkatle değerlendirmelidir. Ne yazık ki bugüne kadar İran’la bizim aramızda gerçekleştirilmiş ciddi bir proje yoktur. İran’da yaşayan 35 milyonu aşmış Türk kökenli vatandaşının içinde bulundukları şartlar da tam bir felakettir. İran, Yunanistan ve Ermenistanla ittifak çapında  anlaşmalar imzalamıştır. Savunma işbirliği vb anlaşmalarla adeta iç içe olduğu Suriye’nin de bu günkü can ciğer dost tavrının birazcık gerisine baktığımızda, Abdullah Öcalan’ın yıllarca nerede bulunduğunu, PKK’nın gelirlerinin hala hangi ülke bankalarında işletildiğini hatırlarsak, komşularımızla mevcut şartlarda sorunsuz gibi görülen ilişkilerimizin sağlamlığı ve istikrarı hususlarında şüpheci olmak paranoyak bir yaklaşım sayılmamalıdır.


İlk adım Reagan döneminde atıldı
Çok fazla gündeme gelmesi sebebiyle  okuyucularımızın yakın en bildiğini tahmin etmekle birlikte yine de bu füze kalkanı konusunda kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Söz konusu proje ABD de ilk olarak Ronald Reagan döneminde ortaya (1980-1988) atılmış olup Amerika’yı bir füze saldırısına karşı koruyacak bir sistemin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Başkan George W. Bush, bu fikri yeniden canlandırmış ve 2008 NATO Bükreş zirvesinde müttefiklerinin desteğini de sağlamıştır. Ancak, o dönemde savunma silah ve radarlarının Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmesi  öngörüldüğünden, Rusya şiddetle itiraz etmiş, söz konusu ülkelerde de şiddetli protestolar olmuştur. Bush’tan sonra, Barack Obama ise, hem Rusya’yı yatıştırmak hem İttifak içindeki tereddütleri gidermek maksadıyla Doğu Avrupa’da konuşlandırmadan vazgeçmiş ve hayata geçirilme süresini safhalara bölerek uzatmış, öte yandan, konuyu bir ABD girişimi olmaktan çıkartıp, NATO projesi haline getirmiştir. Böylece sistemin amacı; NATO ülkelerinin nüfus ve topraklarını muhtemel bir füze saldırısına karşı korumak olarak sunulmuştur. Aslında ABD açısından tehdit kaynağı öncelikle İran’dır. Kuzey Kore de bu bağlamda adı sık geçen bir ülkedir.


Türkiye’nin rolü ne olacak
Lizbon’da tartışılan şekliyle, füze kalkanının radarları Türkiye’de konuşlandırılacak, imha füzeleri ise ilk etapta Akdeniz’deki uçak gemilerinde daha sonra da Romanya ve Polonya’da bulunacaktır.
Buradaki ana soru, Türkiye’nin  bu sistemin kullanılması konusunda rolünün ne olacağıdır.NATO personeli yanında Türk Silahlı kuvvetleri mensupları da bulunacak mıdır? Sistemden elde edilen her türlü bilgiye Türkiye de vakıf olacak mıdır? Ve en önemlisi muhtemel bir saldırıda inisiyatif kullanabilecek midir?Kendi güvenliği açısından tehlike doğuran durumlarda yapılacak operasyonlara “hayır” diyebilecek midir? Bu soruların cevapları çok önemlidir. Tabii ki bunların her birinin ayrıntılı cevaplarının  açıklanmasını beklemiyoruz. Bu tür bir proje de bazı şeyler açıklanmaz açıklanmaması da doğaldır. Ancak -eğer varsa- bu açıklanmayan hususlar asla Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olmamalı ve gizli bir oturumla TBMM bilgilendirilmelidir.


Küba Krizi unutulmamalı
NATO projesi gibi takdim edilse de tetiğinin ABD’nin elinde olacağı anlaşılan bu sistemin yaşanmış tecrübeler ışığında  Türkiye’ye ne kazandırıp ne kaybettireceği inşallah iyice irdelenmiştir. Hafızamızı biraz zorlarsak; Küba Krizi sırasında yapılan görüşmeler neticesinde ABD, Sovyetler Birliği’nin Küba’ya uzun menzilli füze yerleştirmemesi  karşılığında, Türk Hükümeti’ne haber verme ihtiyacı duymadan NATO kapsamında topraklarımıza yerleştirilmiş bulunan Jüpiter füzelerini geri çekmişti. 
İran’ın elindeki Şahap-3 füzelerinin menzili 2.500 km olduğuna göre  İran’ın Türkiye ve İsrail’i bu füzelerle vurması mümkündür. Mevcut konjonktürde Türkiye-İran ilişkileri gayet iyi seyrettiğine göre İsrail tek hedef olarak kalmaktadır. İsrail geçmişte Irak’taki Osirak Nükleer tesisini bir hava taaruuzu ile tahrip etmiştir. Aynı şekilde Suriye’nin Deir Ez Zor bölgesindeki tesisleri de vurmuştur. Günümüzde İran’ın nükleer varlığından son derece rahatsız olan İsrail’in, bu ülkedeki nükleer tesislere de saldırması  beklenmeyecek işlerden değildir. Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi halinde İran da şahap 3 füzeleri ile İsrail’e karşılıkta bulunabilir.  (Yarın devam edeceğiz)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş