Dört ayda ne değişti

Selcan TAŞÇI

“Apo’nun kankası” Kemal Burkay daha dört ay önce; yani geçtiğimiz Kasım ayında, “Hazır Türkiye açılıp-saçılmaya başlamışken, siz de dönmeyi düşünmez misiniz” diye davetkâr sorular yöneltenlere, “henüz şartlar olgunlaşmadı” diyordu.
Ağız değiştirdi, “geliyorum” demeye başladı şu günlerde.
“Benim fikirlerim belli” diyerek hem de. “Başbakan” ve “İçişleri Bakanı”nın “belli olan fikirlerine rağmen” sürdürdüğü “gel” ısrarına karşı koyamamış daha fazla...
Gelecek! Gelecek ve değişmeyen “belli” fikirlerini; federasyonu ve PKK’ya genel af talebini yani; dillendirmeyi sürdürecek Türkiye’de yine!
“Henüz gelemem” dediği günden bugüne geçen dört ayda Burkay değişmediğine, hala fikirleri “belli” olduğuna göre...
Türkiye’de değişen birşeyler olmalı onu buraya çeken...
Yoksa dört ay önce de “geliyorum”  dese, yollarına gül dökmeye hazırdı zaten Erdoğan ve Atalay ikilisi yine!
Burkay için “şartları olgunlaştıran” başka bir şey olmuş olmalı!
Ama ne?
Bekaa’da Celal Talabani, Mehdi Zana, Ahmet Türk’le birlikte Apo’yla “elele veren” kadroda yer alan...
İmralı’daki caninin, “PKK’nın siyasallaşması süreci” için rol biçtiği ilk “önder adayı” olan...
Zihninin ve dilinin dizginleri bebek katiline teslim Burkay “aynı” Burkay olduğuna göre, dört ayda ne değişti Türkiye’de?
Gerekli yasal zemin oluşmamasına rağmen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelme cesareti gösterebileceği hangi güvence ve hangi nedenle verildi ayrılıkçı yazara!

+++

Yolcudur Abbas...

Pusulamız Aydın'ı işaret etti; Demirci Mehmet Efe'nin diyarını gezeceğiz iki gün boyunca...
Plakasından dolayı "torpilli" bir kere; 09! Dokuz
Türklerin zannederim yüzde 50-60'ı benim de uğurlu sayım! Eee bir de "Efeler diyarı..."
Yolcudur Abbas; izleyebilmek umuduyla şöyle en dik, en kararlısından bir harmandalı...

+++

Barlas’ı ‘liyakat makinası’ kurtarır

Mehmet Barlas’ın AKP’nin seçim öncesi milliyetçi bir söylem benimsiyor gözükmesiyle ilgili sorusuna sert tepki göstermiş Başbakan; “hakaret sayarım böyle bir soruyu” demiş...
Dileğim odur ki, doğruluğu “teknoloji”nin testine tabi tutubilen insanoğlu, “liyakat” için de bir tür “ölçüm cihazı” geliştirebilsin... Geliştirebilsin ki,  en evinde hissettiği trelevizyonun ekranında dahi, kendisine layık olmayan soruların muhatabı olmasın Tayyip Erdoğan... Geliştirebilsin ki, samimiyeti yanağından makas aldıracak kadar ilerlettiği başyazar, “soru sormak” gibi, “hakaretamiz” bir tavra bürünmesin karşısında...
Erdoğan’ın hakaret sayacağı soruyu daha yutaktayken tespit edip, oracıkta imha eden “liyakat makinası” geliştirilebilsin ki, Barlas’lar Türk medyasında ilelebet payidar kalabilsin...

+++

RTÜK “dünyanın en pahalı benzini” ile ilgili yayın yapan radyo programcısı Nihat Sırdar’ı uyarmış.
Nihat Sırdar uyarı görevini mesleği gereği yapıyor, RTÜK iktidara yaranmak için...
Gülhan Elmas

+++

Cumhuriyet düşmanları gençliğin beynini yıkıyor

Atatürk, “Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseriniz” olacaktı derken, o öğretmenlerin İskilipli’nin torunları olacağını hiç düşünmemişti

Niksar; Anadolu’da kurulan ilk Türk devletinin başkenti... Binlerce yıllık kültürü var. Cumhuriyet döneminin de aydınlık şehirlerinden birisi...
Anadolu’yu işgale başlayan gericilik o güzelim kente de el atmış. Burada Büyük Tokat Dershanesi isimli bir dershaneye giden bir öğrenci anlattı. Türkçe öğretmeni derste şöyle soruyor:
’Çocuklar; Kastamonu’da Kanlı Nehir isimli bir nehir vardır. Oraya niçin Kanlı Nehir adı verildi bileniniz var mı?’
Müfterinin kanlı fikirleri hedefini vuruyor
İçlerinden hiçbirisi soruya cevap veremiyor.
Türkçe öğretmeni olan bu başlıyor anlatmaya: ’Çocuklar; biliyorsunuz Atatürk şapka devrimini Kastamonu’da başlattı. O zaman halk bu Yahudi şapkasını giymek istemedi. Atatürk de emir verdi; şapkaya karşı çıkan Müslümanları öldürttü. O kadar çok adam öldürttü ki onların kanından o nehir günlerce kıpkırmızı aktı. Halk da bu sebeple o nehre Kanlı Nehir adını verdi.’
Bu sözler 20 kişilik sınıfa bomba
gibi düşüyor. Lakin o gençler ses
çıkaramıyorlar. Dışarı çıktıklarında kendi aralarında bunu tartışıyorlar. Birisi, ’Yalan! Atatürk böyle şey
yapmaz!’ diyor.
Öbürü; ’Ben de inanmıyorum ama...’ diye tereddüte düşüyor. Bir diğeri de ’Belki de yapmıştır da bize öğretmemişlerdir...’ diye konuşuyor. Ve o müfteri öğretmen böylece amacına ulaşıyor.
Müslüman görünümlü haçlı işbirlikçisi
Özel odalarda bunun gibi aklı az, duyguları karışık gençleri alıp beyinlerini çürüterek Atatürk düşmanı haline getiriyorlar; sonra bunları okullara, dershanelere yerleştirerek Atatürk ve cumhuriyet aleyhine propaganda makinesi gibi kullanıyorlar...
Şapka devrimi için kimsenin boynu kesilmedi. Sadece İskilipli Atıf Hoca, aynen Niksar’daki o öğretmen gibi; devlete karşı halkı kışkırttığı için, İstiklal Mahkemesi’ne verildi ve idama mahkum edildi. Bilelim ki bu İskilipli Hoca, 16 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan ordusunu, padişaha yardıma geldi diye alkışlayan adamdı.
Bu İskilipli Atıf’ın üyesi olduğu Teali-i İslam Cemiyeti de İngilizlerle işbirliği halinde idi. Müslüman görünen ama hep Haçlılarla işbirliği içinde olan bir hain tipiyle karşı karşıyayız yani...
Rıza Zelyut / Güneş

+++

GÜNÜN SORUSU

CHP’nin hafta sonunda Van’da düzenlediği toplantıya “ikinci cumhuriyetçiler” ve
ayrılıkçılar katılarak görüşlerini açıklamış... Ama ne hikmetse
davet edilen Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticileri kapıdan
içeriye bile sokulmamış...
Sorum; CHP yöneticilerine:
Size oy veren insanları çıldırtmak mı istiyorsunuz?
Mustafa Mutlu / Vatan

++++

Bir yargı masalı...

Sızdırılan savcı ifadesine göre... OdaTV’nin bir hanım muhabiri,  Soner Yalçın’la telefonda konuşurken Muharrem İnce’den söz ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gizli bir toplantıyı gece evine kadar gelip kendisine haber verdiğini iddia ediyor, “En güvendikleri adam kuyularını kazıyor” diye ekliyor.
Muharrem İnce dün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında muhabirin iddialarını yalanladıktan sonra sordu:
- Bu konuşmanın OdaTV davasıyla ilgisi nedir?
- Konuşmayı medyaya sızdıran kimdir?
İnce, sızdıran Emniyet de olsa asıl sorumlunun savcı olacağından hareketle Zekeriya Öz hakkında dava açacağını bildirdi. Muharrem İnce’nin sorduğu iki sorunun daha üst muhatabı kuşku yok ki Adalet Bakanı Sadullah Ergin.. Ancak Ergin’den de ses seda çıkmıyor. Referandum kampanyasında bol bol sözü edilen bağımsız yargı, tarafsız yargı vaatleri çoktan unutuldu... Zaten hepsi masaldı...
Melih Aşık / Milliyet

+++

Sabahın beşinde, beraat ettiği dava kapsamında “yanlışlıkla” gözaltına alınan Ahmet Hakan’dan “demokrasi duası”: “Demokrasinin meşhur bir tarifi vardır:  Sabahın beşinde kapı çalındığında gelenin polis değil de sütçü olduğundan emin olunan rejime demokrasi denir .“
Allah ülkemizi sabahın beşinde kapı çalındığında ”Gelen sütçüdür sütçü “ denilen bir ülke haline getirsin.”                                
Ahmet Hakan / Hürriyet

+++

Klişe yetmez!

Fehmi Koru’yla birlikte müstear isimle yazdığı Taha Kıvanç da doğal olarak Zaman gazetesine geçti..
Geçerken klişesini değiştirmiş..
Dilerim; bu değişiklik sadece klişeyle sınırlı kalmaz..
Dilerim; iki aylık ara iyi gelmiştir..
Güç bizde sarhoşluğundan ayılmıştır..
Dilerim artık; kimsenin kafasının kesilmesini istemez..
Mehmet Tezkan / Milliyet

+++

Ey Türk, müsterih ol Libya’da istikrar var!

“Türkiye farkı...”
“İşte bu kadar!”
“Dünya bize hayran.”

*


Nedir bu? Yandaş medya manşetleri.
Bir mektup, okuyun lütfen.
“Çok saygıdeğer bakan!
Ankara’da yerleşik 25 büyükelçi, benim refakatimde, bakanlığınız tarafından organize edilen özel uçak ile Erzurum’daki Universiade açılışına katıldık. Ankara’dan gecikmeli havalandık. Pistin temizlenmesi için havada yarım saat tur attık. Bizi stada götürecek olan otobüs, belli ki, Erzurum’un yabancısıydı, zira yolu uzattı, Başbakan’ın davetine katılamadığımız gibi, açılış törenine de yetişemedik. Stada gelince, yer ayrılmadığını gördük, kalabalığın ortasına bırakıldık, hiçbir güvenlik kontrolüne tabi tutulmayan kalabalıkla birlikte, mücadele ederek, stada girdik, uzak bir köşeye oturduk, hiçbir yetkili bizimle temas kurmadığı gibi, 3.5 saat su bile verilmedi...”

*


Kim bu? Heidemaria Gürer. Avusturya Büyükelçisi.
Sonuna “ünlem” koyarak “çok saygıdeğer” hitabıyla resmi mektup yazdığı kişi ise,  devlet bakanı.
Avusturya Ankara Büyükelçisi’nin bu mektubu yazmasından taaa bir ay önce, Avusturya Dışişleri Bakanlığı, Libya’da yaşayan, aralarında çifte vatandaş Türklerin de bulunduğu tüm vatandaşlarına mektup gönderiyor...
“Karışıklık çıkarsa, şunları şunları yapacaksınız, şu şu numaraları arayacaksınız, şu şu noktalarda Trablus Elçiliğimiz’in şu şu yetkilileri ile buluşacaksınız” diyor.

*


Libya’nın karışmasına sadece 48 saat kala, Türkiye Cumhuriyeti’nin Trablus Büyükelçiliği, resmi internet sitesinde, “Libya’da yaşayan vatandaşlarımıza” başlığıyla duyuru yayınlıyor. Aktarıyorum...
“Libya’da güvenlik ve istikrar bakımından sıkıntı yaşanmamaktadır. Libya’da iş yapan şirketlerimizin endişe duymalarını gerektirecek durum yoktur. Vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur.”

*

Vatandaş diyor ki: “Kaçalım mı?”
Büyükelçiliğimiz diyor ki: “Müsterih olun.”
Gördük ebemizin müsterihini!
NOT: Hükümet, dışişleri ve istihbarat rezaletimiz ortaya çıkınca, yukarıda anlattığım skandal duyuru, Trablus Büyükelçiliği’nin resmi internet sitesinden apar topar silindi!
Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++

Göbek boyu pişkinliğin sonu

Hiç sevilmeyen, hiç kimsenin yüzüne bakmadığı bir köşe yazarı düşünün. Gittiği her yerde tepkiyle karşılaşıyor. Sokakta yürüyor, arkasından ana avrat küfrediyorlar dönüp de hiçbir şey diyemiyor. Meyhaneye gidiyor, başka müşteriler kovuyor, hakaretler ediyor, bir tepki veremiyor.
Böyle biri olsanız, bir de kariyerinizde üniversiteli öğrencilere yönelik küfür yazılarınız birikmişse kalkıp da bir üniversiteye gider misiniz?
Bilmez misiniz başınıza neler geleceğini?
Çağıranların kafası hiç çalışmıyor, onu anladık. Peki insan hiç değilse kendini korumak için tereddüt eder...
Nitekim, ona da gelişinden memnun olmadıklarını gayet net belli etmişler. Yumurta protestosuyla yine...
Ya müthiş bir pişkinlik, göbeği kadar kocaman bir mesnetsiz özgüven... Ya da kendince bir taktik...
Olay çıksın, mağduru oynasın, malzeme olsun, öğrencilere küfretsin, başına bir şey gelsin de kendince ’ucuz kahraman’ olsun diye... Bir tür provokasyon işte... Bu numaralar da kendisi gibi çok ucuz ama.
Oray Eğin / Akşam

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş