Dört duvar arasında emekliliğini bekleyen Bozcaada gardiyanı

İsrafil K.KUMBASAR

Bozcaada’da üzüm bağlarının ortasında sevimsiz, kirli-beyaz bir bina dikilidir.
Yeşilliklerin arasında ‘mahcup’ ve ‘eğreti’ gibi duran, adeta kaderine terkedilmiş olan bu bina, bir zamanlar kimbilir hangi hikayelere tanıklık etmiş olan Bozcaada cezaevidir.
Bozcaada cezaevi bir dönem, mahkûm barındırmamış ancak uzun zaman emekliliğini bekleyen bir takım gardiyan/gardiyanlara ev sahipliği yapmıştır.

* *  *

Bozcaada’nın ‘görevine’ sıkı sıkıya bağlı olan bir gardiyanı vardı.
Bu gardiyan, her sabah rutin bir şekilde ‘işyerine’ gelir, vaziyet alır, ‘hiç bir şey yapmadan’ akşam geç saatlere kadar ‘mesaisinin dolmasını’ beklerdi.
Gardiyan, bıkıp usanmadan uzun bir süre boş cezaevini bekleyip durdu.
Sonra, vakt-i gelince emekli oldu.
Adalet Bakanlığı ne yapsın?
‘Mahkûmu olmayan’ cezaevine atama yapmak, ‘tayin halinde’ çıkacak olan maraza ile uğraşmak...
En iyisi beklemek.
Hangi gardiyan, Allahın her günü bir bakıma alınlarındaki nurun gitmiş olması muhtemel insanların suratına neden baksın ki?
Bundan kim haz duyar?
Ya da aksi:
Kim ‘vazifesi’ olduğu halde, gerçekte ‘mahkûmu bulunmayan’ bir cezaevini beklemek ister?
Vazifesini eksik yapmanın mahcubiyeti bir yana, vakıanın ‘etik’ olmayan yanı da var.
Gardiyanın suçu ne?

* *  *

‘Sosyal gerçeklikler’, özen gösterilmezse bazen kaybolmaya yüz tutar.
Zamana yayılmış muazzam birer etkinlik olan milletlerin reddedilse, örselenip bastırılsa bile, ‘kendilerine has’ bir özleri vardır. 
Bu özler ‘zamandan’ ve ‘mekandan’ bağımsızdır.
Bu özlerin üzerine, zamanla ‘semboller’ ile teçhiz edilen bir takım formlar inşa edilir.
Bu formlar, özlerden beslenen ‘sosyal’, ‘kültürel’, ‘siyasal’ kurumlara dönüşerek millet hayatında yerlerini alırlar.
Formlara ‘bağlılık’ ve ‘saygı’ belli eşikte meşru ve gereklidir.
Oysa bu formların zamanla içleri boşalır, ‘milletin esasları’  ile olan irtibatını yitirirler.
İşte o zaman bu form-kurumlar yıkılıp giderler.
Form-kurumlar, ayakta kalabilmek için ya milletin özleri ile olan irtibatını yeniden yapılandırmak ya da işlevini bu irtibatı sağlayan yapılara dönüştürmek zorundadırlar.
Ötesi, milletin özlerine ‘aykırılık’ teşkil eder ki, böyle bir durumu belli hissiyatı paylaşan hiç kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.

* *  *


Biz de; formları-kurumları çabuk terk etmek, açık ve ağır bir tefessüh (iflas etmişlik hali) barizleşmedikçe onlara dokunmamak, bir uygulama düzenliliğidir, ancak esastan değildir.
‘Tedricilik’, ‘ikna’ ve anlaşılabilirliğin açık olması, çoğuysa kurumlara vefalılık adına yaparız bunu.
Form-kurumlar, yitip giden sosyal gerçekliklere dönüşüp milletin özleriyle olan irtibatını yitirdiklerinde bunların yönetiminde olanların kalıplaşmış tavrı ya ‘tutunma’ ya da ‘kapanma’dır.
Oysa dayandıkları özü yitirmiş, açıkçası ‘sahte’ hale dönüşmüşlerdir.
‘Öz’ ile yitip giden temas nasıl tasvir edilecek?
Bozcaada gardiyanlığı işte budur.
Yitip giden sosyal gerçeklikle, milletin özü ile olan bağın kopmasıyla ortaya çıkan durumun aynısı.
Boş cezaevini, ‘emeklilik’ için beklemek.
Şeklen sebep hasıl olunca da, ‘ikramiyeyi’ alarak çekip gitmek.
Üstelik ‘meşru’, ‘törenli’, ‘şekli edep’ dahilinde.
Belki üzerine bir de plaket...
Adalet Bakanlığı ne yapsın?

* *  *


Yeşilliklerin boyu artar, sakil bina öylece dikili durur, zaman geçer.
Bozcaada gardiyanı, emekliliğini bekler.
Türk milliyetçiliğinin ‘her mecradaki’ bayrağına rüzgar, ‘çırpıntısına çarpıntı’ eklemeye muhtaçlık...
Kader mi?

* *  *


NOT: Değerli dostum Serdar Sement’e ait olan bu yazı, Sanalağ’da (Internet) yayın yapan “www.sonturkler.org” adresinden alınmıştır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş