Dr. Yargan Buyruk’u ‘uçmağa’ uğurlarken

İsrafil K.KUMBASAR

1969 yılının sonlarına doğruydu.
CKMP’nin ismini Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüştüren rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, teşkilatlanma çalışmaları için İstanbul’a gelmişti.
Aksaray’daki binada çoğunluğu gençlerden oluşan partililer ile buluşan Türkeş, o gür ve tok sesi ile izlenecek ‘yol haritası’ hakkında bilgi verirken, şöyle diyordu:
- “Türk milletinin bekası için dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmış bulunuyoruz. Cenab-ı Allah, inşallah yüzümüzü kara çıkarmaz.” 
Arka taraftan bir genç, araya girdi:
- “Sayın Alparslan Bey, ne o inşallah, maşallah. Yoksa sen de mi dini politikaya alet edeceksin?”
Sözlerinin yarıda kesilmesine alışkın olmayan Türkeş’in suratı gerildi, yutkundu.
Küçük odanın sıcak havası, sanki birdenbire buz kesti.
Kısa bir süre kafasını sağa sola sallayan Türkeş, daha sonra ani bir hareketle masanın üzerindeki kül tablasını kaptığı gibi, karşısındakinin üzerine fırlattı.
Tepki vermeden olduğu yerde kalan genç, arkadaşları tarafından dışarı çıkarıldı.
Toplantının bitiminde gencin kimliğini öğrenen Türkeş, “Getirin hele bakalım şu isyancıyı”  diyecek ve gönlünü almaya çalışacaktı.
Gencin adı Yargan Buyruk’tu.

***

Hüseyin Nihal Atsız’ın talebelerinden olan Yargan Buyruk, Türk milliyetçiliği davasına gönül vermiş, ‘Türkçülük’ tarafı ağır basan sıra dışı bir ülkücüydü.
İnandığı dava yüzünden, ailesi ile bağlarını tamamen koparmış, ismini mahkeme kararı ile değiştirmişti.
İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirdi.
Çapa Tıp Fakültesi’ni dereceyle tamamladı.
Ama hayatında hiç ‘doktorluk’ yapmadı.
Neden mi?
Çünkü  “Hipokrat yemini” etmedi.
Nedenini ise şöyle izah ediyordu:
- “Hipokrat Yunanlıdır. Ben Hipokrat yemini etmem. Bu düzenin köpeği olmam. Zamanı geldiğinde Türk töresine göre yemin ederim.”
Önüne çıkan bütün fırsatları elinin tersi ile bir kenara itti, geçici işlerde çalıştı, ülküdaşlarının cebine koyduğu üç beş kuruş ile hayatını idame ettirmeye çalıştı.
Hiçbir zaman ‘belirli’ bir adresi olmadı, çoğu zaman ‘kalacak’ yer bulamadığı için, bürolarda, parklarda, sokaklarda sabahladı.
Ama asla halinden şikayetçi olmadı.
Mücadeleden hiçbir zaman yılmadı.

***


Dr. Yargan Buyruk, “Kavgamız vurguncu düzenedir düzene”  diye başkaldıran bir kuşağın belki de son temsilcisiydi.
Düzene ‘çekidüzen’ vermek için, kendine  has ‘milli kurtuluş ihtilali’ planları hazırlamıştı, öyle ki ‘Anayasası’ bile hazırdı.
Ne yazık ki, ‘çürümüş’olan ‘kahpe düzeni’ tek başına değiştirmeye gücü yetmedi.
Ama kendisini ‘çarkları’arasında öğütmeye çalışan düzene de asla ‘teslim’ olmadı.
Küllük’ten dostlarına son vasiyeti şuydu:
- “Öldüğümde beni ayakta gömün.”
Geçirdiği beyin kanamasının ardından tedavi gördüğü hastanede uzun süre yaşam kavgası veren Yargan Buyruk, sonunda kendisini ‘ölüm meleğine’teslim etti.
Heyhat, gelin görün ki, hayalleri Türkiye coğrafyasına sığmayacak kadar büyük olan Yargan Buyruk, bedenini saracak ‘iki metrekarelik’ toprağı bile bulamadı.
Belediye görevlileri tarafından kaldırılan naaşı, Habipler Köyü mezarlığında, ‘kimsesizlerin’ defnedildiği alana gömüldü.
Mezarı başında okuduğu Kuran-ı Kerim ile onu son yolculuğa uğurlayan Nazif Okumuş, acı bir gerçeği şöyle tarif ediyordu:
- “Ülkesini karşılıksız seven bir ülkücünün kaderi, ne yazık ki budur.”
Mekanı ‘uçmak’ olsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş