Dün ve bugün

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Garantisiz, askerden arındırılmış “Tek Halk, Tek Egemenlik, Tek Devlet”  formülü Makarios’tan başlamak üzere, Milli Konseyce de oybirliği ile karara bağlanmış milli formül, milli vizyondur. Makarios 1960’da Ortaklık Anlaşmasına kerhen ve Enosis’e sıçrama tahtası olur diye evet demiştir. İnanmayanlar Akritas Planını okusunlar kafidir. Makarios, 1960 Antlaşmalarından kurtulmak için dünyaya “tam bağımsızlık için mücadele ediyorum” mesajını verirken, biz de 1960’daki garantilenmiş ortaklığı savunurken, İstanbul’da ve Kıbrıs’ta, o günkü CTP’nin gençleri Makarios’u “Tam bağımsızlık”  dediği için göklere çıkarıyor, bizi de “1960 Antlaşmalarından, ortaklıktan vazgeçmeyiz” dediğimiz için “emperyalist uşağı” ilan ediyorlardı. Halâ, “biz Kıbrıslılar(!)” için “şimdi derhal barış” diyen aldatılmışların Hristofyas’ın “AB üyesi meşru hükümet” olarak Makarios gibi Kıbrıs’a sahip çıkmanın ötesinde bir iddiası olmadığını göremiyorlar.
19 Ocak 1957’de rahmetli Prof. Nihat Erim’e “AKEL Türk Kolu”  adına yazılan mektuba bakalım:
Türk Heyeti Başkanı Sn. Prof. Nihat Erim
Sayın Başkan,
Adamızı ziyaretiniz dolayısıyla başkanı bulunduğunuz yüksek heyetinizi candan selamlar, iyi günler geçirmenizi ve faydalı intibalar edinmenizi gönülden temenni ederiz.
“Adamızı diğer maksatlarla beraber Kıbrıs Türklerinin her sınıfını yakından tanımak ve intibalar edinmek için ziyaret etmekte olduğunuzu memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.
“Adamıza muvasalatınız anında, basına şöyle bir beyanatta bulunduğunuzu işitmişizdir. “Hükümetimiz Kıbrıs meselesini Hukuk ve insanlık prensiplerine en uygun şekliyle halledebilmek için çalışmaktadır.”
Sayın Başkan, bu beyanatınız ferah ve memnuniyet vericidir. Bundan cesaret alarak zatınıza fikirlerimizi bildirirken milli, vatani ve insani vazifemizi ifa ettiğimize inanırız.
“Ayrılmaz bir bütün olan Kıbrıs halkı, Türkler ve Rumlar bu topraklarda yüzyıllarca birlikte yaşamışlar ve yaşamaktadırlar. Tarlalarda toprağı beraberce sürmüşler, işyerlerinde tezgahlarda yan yana kardeşçe çalışmışlar, şehirlerde ve köylerde kucak kucağa yan yana beraberce ikamet etmişler iyi günlerde beraberce gülerek, kötü günlerde beraberce ıstırap çekmişler  ve kader birliği yapmışlardır.”
Bu mektup birtakım mütalaâlardan sonra şu şekilde sonuçlanıyor:
Son zamanlarda parlamentoda Britanya Dışişleri Bakanı tarafından ortaya atılan adayı taksim etme fikri, Kıbrıs meselesinin nihai hal şekli olmayacağı gibi, kabili tatbik de değildir. Çünkü Kıbrıs Türk ve Rum halkı ayrı ayrı iki mıntıkada yaşamamaktadır. Böylece ortaya bir muhaceret işi çıkacaktır ki, o zaman Kıbrıs çıkmazı ikinci ve en büyük çıkmaza girecektir. Böyle hadiselerin hangi menfaatlere hizmet ettiğini tarih hepimize göstermiştir.
En derin saygılarımızla,
“AKEL Türk Kolu İdaresi”
Prof. Nihat Erim  “Kıbrıs Terakkiperver Emekçi halk Partisi AKEL TÜRK KOLU başlığını taşıyan bu mektup Türk toplumunun görüşü dışında bambaşka bir düşünceyi yansıtıyordu”  der. Doğrudur. AKEL’in tuzağına düşmüş olan bazı işçiler ve onların liderleri AKEL’in Enosis yolunda olduğunu bilmiyor ve  “Kıbrıs Kıbrıslılarındır - kimse (yani Türkiye) karışmasın” sloganına inanarak, Anavatan Türkiye’ye ve Kıbrıs Türklerinin hak ve hürriyetlerine sahip çıkan herkesi  “emperyalistlere hizmet” etmekle suçlayabiliyorlardı!
AKEL’in o zamanki (1950’ler) Genel Sekreteri Ezekiya Papayuannu “CTP, bizim eski Türk üyelerimiz tarafından kurulmuştur” derken CTP’nin Başkanı Özker Özgür de “Kıbrıs’ta işçi sınıfının tek partisi vardır o da Güneyde faaliyet gösteren çalışan halkın ilerici partisi AKEL’dir. Kıbrıs’ın bütünlüğüne saygısı olan ilericiler toplumların ayrı ayrı işçi sınıfı partileri kurmamalarını savunmazlar” diyordu.   Gücünü, yönünü, ilhamını EOKA’dan aldığını söyleyen, Enosis için dünyamızı yıkmış olan Makarios’un siyasetini izlediğini vurgulayan, “hedefim Türkiye’yi adadan çıkarmak ve Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’nin irtibatını kesmek, adayı, halkı, ekonomiyi, kurumları birleştirerek vatanı birleştirmektir” diyen Hristofyas’ın, kabul edebileceği bir anlaşmanın bizi nerelere götüreceğini keşfetmek için dahi olmak gerekmez! Self-determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkı olan iki HALK’tan biri olduğumuzu ısrarla savunmazsak, KKTC’ye dört elle sarılıp egemen eşitlikte kararlı olmazsak ve  “AKEL, Enosis’ten yana değildir” diyerek  “tek halklı AB üyesi bir Kıbrıs’ta” bireyler olarak yok olacağımızı görmek istemezsek, sonumuz geldi, geliyor demektir.
CTP’ye düşen görev Kıbrıs meselesinin halli konusunda AKEL’in yolunda olmadığını her fırsatta vurgulamak ve KKTC’ye sahip çıkmak, tek halk, tek egemenlik, tek devlet çizgisinden süratle uzaklaşmaktır. Benim tanıdığım birçok CTP’lide bu yürek vardır görüşümü korumak istiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları