Dünden bugüne sanat, sanatkâr ve devlet...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Devletin varlığı ve bekası için her devirde kalem ve kılıç hayatî önem arz etmiştir. Bir tarafta asker, fetihler yapıp sınırları koruma kavgası verirken diğer tarafta kalem sahipleri de toprağı kültürel değerlerle yoğurarak vatan kılmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla devlet, askerî harcamalar kadar olmasa bile, şair ve yazarlar için de hazineden pay ayırıyor yahut en azından onları da koruyup kolluyordu.
Kaynaklarda verilen bilgilere göre şairleri himaye eden onlara bolca ihsanlarda bulunan ilk Osmanlı padişahı Sultan II. Murat (ö.1451) olmuştur. Hatta Murat Han herhangi bir memuriyeti olmayan şairleri aylığa bağlamış onlara ayda biner akçe maaş vermiştir. Bu geleneğin, Kanuni Sultan Süleyman’ın meşhur veziri Pargalı İbrahim Paşa’nın (ö. 1536) idamına kadar muntazaman devam etmiş olduğunu biliyoruz. Ancak, İbrahim Paşa’dan sonra vezareti devralan Ayas Paşa (ö. 1539) söz konusu uygulamaya son vermiştir. Bu konuda 16. yüzyıl tezkirecilerimizden Kastamonulu Latîfî (ö. 1582) “Evsâf-ı İbrahim Paşa”  (bk. A. Sevgi: Enisül-Fusahâ ve Evsâf-ı İbrahim Paşa, Konya 1986) adlı risalesinde şunları söyler:
“Murâd Hân Gâzî zamânından ol târîhe gelince zümre-i şuarâ ki selâtîn-i Osmâniyyenün evsâfın idüp tevârihin eger manzûm eger mensûr yazarlardı. Hızâne-i âmireden her sâl sâlyânelerin alurlardı. Merhûm (İbrahim Paşa) sadr-ı sadâretden gidüp ol makâm-ı kerîme vedâ itdükden sonra zümre-i mezbûrenün (şairlerin) teşrîfât u cevâyizi külliyen kat’oldı.”
Ayas Paşa ile birlikte şairlere hazineden bağlanan maaşlar kesilse de padişah ve devlet büyükleri, sanatkârları koruyup kollama geleneğini farklı yollarla devam ettirmişlerdir. “Tezkireler” den öğrendiğimize göre şair ve yazarlar, devlet büyüklerine eser takdim etmek yahut kaside sunmak sûretiyle onlardan malî destek görüyorlardı.
Kültür tarihimiz incelendiğinde birçok önemli eserin, devlet büyüklerinin maddî destekleri sayesinde vücuda getirilmiş olduğu görülür. III. Ahmet (ö. 1736) ve Damat İbrahim Paşa’nın (ö. 1730) maddî-mânevî destekleri olmasa Nahîfî’nin (ö. 1738) “Manzum Mesnevî Tercümesi” tamamlanabilir miydi? III. Selim (ö. 1808) ve II. Mahmut’un (ö. 1839) ihsanları olmasa Mütercim Âsım (ö. 1819) “Burhân-ı Kâtı” ve “Kâmûs” tercümelerini kültürümüze armağan edebilir miydi?
Günümüz yöneticilerine anlatmakta güçlük çeksek de eskiden hükümdarlar eser yazmayı, ilim ve kültüre hizmet etmeyi müderrislik gibi kadılık gibi bir kamu görevi telakkî ediyorlardı. Hatta onlardan daha üstün görüyorlardı. Gerçekten de müderris medresede belli sayıdaki talebelere bir şeyler öğretiyordu. Kadı, ancak önüne gelen dâvâlarla ilgileniyordu. Oysa kitap telif edenler, bir taraftan dilin gelişmesine hizmet ederken diğer taraftan da cemiyetin büyük bir çoğunluğuna hitap ederek fertleri fikren ve ahlâken eğitiyorlardı. Yani yazarın etki alanı kamu görevlilerinden daha genişti. İşte bu yüzdendir ki ecdadımız haklı olarak şair ve yazarları kollamışlardır. Oysa bugün devlet, yonca ekenleri, yulaf, mısır ekenleri maddeten destekliyor ama yazı yazanları, kitap neşredenleri çeşitli yollarla köstekliyor. Böyle bir ortamda asırlar ötesine ses götürecek eserler yazılabilir mi?
Son söz şairin:
“Ülkede tenhaysa sanat, sanatkâr//Heyhât, bundan büyük felâket mi var?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları