Dünya bir gölgedir...

Ahmet SEVGİ

Rahmetli Orhan Şaik Gökyay HİSAR dergisinde “Kitaplarda Neler Var?” üst başlığıyla makaleler yazar, eski eserlerimiz ve içerikleri hakkında toplumu bilgilendirirdi. Bu yazılardan ilham alarak bendeniz de zaman zaman eski kitaplardan hikâyeler aktararak “kıssa-hisse” misâli karınca kararınca okuyucularıma faydalı olmaya çalışacağım.
İsterseniz ilk hikâyemiz Berlin Königliche Kütüphânesi, Diez A. 8super 0 osupersub . 192 numarada kayıtlı Livâyî’nin (16. yüzyıl şairi) manzûm Tebâreke (Mülk Sûresi) tefsirinden olsun:
“Meger bir kelb-i teşne geldi suya//Ki yanmış yüregin su ile yuya//Bir etmek gördü yüzer su yüzünde//Göricek anı bu it oldu zinde//Diledi kim ala yiye bu nânı//Bu nânın sâyesi aldadı anı//Şu denlü oka gördü tutamadı//Tutup yemek idi anı murâdı //Bu nânı dahi aldı gitti emvâc//Bu gitti baka kaldı ol gözü aç//Ne gölge girdi eline ne etmek//Ne müşkil hâl olur bilmezlik itmek.” 
Manzûm metinde anlatıldığı gibi, susuz bir köpek su içmek için göl kenarına gelir. Bir de bakar ki su yüzünde bir ekmek yüzüyor. Köpek, ekmeği yemek ister. Lakin ekmeğin gölgesi ona daha cazip gelir. Çok gayret sarf eder ama gölgeyi yakalayamaz. Bu arada dalgalar arasında ekmek de kaybolup gider. Gölgeyi yakalayayım derken ekmekten de olan köpek çâresiz bakakalır. 
Hikâyede geçen  “ekmek”  âhireti (öbür dünya) temsil ediyor,  “gölge” de bu dünyayı... Yani dünya âhiretin gölgesidir. Gölgeyi yakalamak mümkün olmadığı için dünyaya tâlip olanlar âhirete eli boş gideceklerdir.
Aslında mevcûdatın bir gölgeden ibaret olduğu eskiden beri söylenegelmiştir. Eflatun’un mağara alegorisi de bu anlamdadır. Bilindiği üzere, sırtları güneşe dönmüş vaziyette mağarada zincire vurulan insanlar, mağaranın önünden gelip geçen kişilerin gölgelerini gerçek zannederlermiş. O insanların, gölgelerin gerçek olmadığını anlamaları için nasıl zincirden kurtulup mağara dışına çıkmaları gerekiyorsa, kendini dünyaya kaptıranların da gölgeler peşinde koştuklarını anlayabilmeleri için -maalesef- âhirete intikâl etmeleri gerekiyor.  
Eski metinlerde -özellikle de didaktik eserlerde- gördüğümüz kıssa anlatma geleneği bir hakikati daha çarpıcı ve daha kalıcı kılabilmek için başvurulan bir metottur. 6 beyitlik bu güzel hikâyede dünyanın fâni, âhiretinse bâki olduğu, bir gölgeden ibaret olan bu fâni dünyaya aldanmamak gerektiği vurgulanmaktadır.
Müslümanlar dünyada her şeyin en iyisine, en güzeline hatta en lüksüne layıktır diyenlere Mülk Sûresi’nin (67/2) 2. âyetini hatırlatarak yazımızı noktalayalım: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını deneyip ortaya çıkarmak için (Dikkat ederseniz hanginizin en çok mal kazanacağını, hanginizin en şaşaalı villa yaptıracağını, hanginizin en lüks cipe bineceğini deneyip ortaya çıkarmak için... buyrulmuyor.) ölümü ve hayatı yaratan O’dur.”  
Haftaya görüşmek üzere...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş