Dünya vatandaşlığı ve millilik!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bir insanın başkası olabilmesi bile kendisini tanımasına bağlıdır. Kendisini bilmeyen, tanımayan ya da keşfetmeyen insanın başkasının farkına varması ya da başkalarının duygularını hissetmesi de mümkün değildir. “Biz” her şeyden önce “ben”lerden oluşur. Kozmopolitlikler bile birden fazla milliliğin ürünüdür. Toplumda cevher ben’e, evrensellikte ise öz milliyete dayalıdır.
Ben’in önceliği vardır. Pedagojideki “yakından uzağa” ya da “somuttan soyuta” ilkesi de bu mantığın üzerine kuruludur. Bu durum doğal ve sosyal bütün alanlar için geçerlidir. Hayvanlar bile önce kendi yavrusuna sonra da kendi cinsinden oluşan topluluklara yönelik olarak yaşarlar. Kangurunun kesesinde tilki yavrusu taşıdığı görülmemiştir.


Dünya Vatandaşlığı!
Ailesine, cinsine ve yakınına öncelik vermek başkasına düşmanlığı gerektirmez. Benzerlerine yakınlık göstermek, benzemezlere düşmanlık etmenin zorunlu sonucu değildir. Benzerliği keşfetmek de ötekileştirmeyi gerekli kılmaz. Benzerlerden benzemezlere, yakındakilerden uzaktakilere, ülkesinden dünyaya, milliden evrensele ulaşmak olgunluğun ürünüdür. Kökünden kopmadan, kimliğini unutmadan, içinden çıktığı topraklara vefasızlık etmeden evrensel değerlerle buluşmak mümkündür. Evrensellik gerçekte milliliğin karşıtı da değildir.
Dünya vatandaşlığını, yerellik, millilik ya da kimlik gibi aidiyetlerden kurtulma hali olarak görenler dünya vatandaşı olanlar değil gerçekte yabancılaşanlardır. Farklılıkların bir arada var olmasını savunmak ya da öteki kültürlerin içine girebilmek için dünya vatandaşlığı değil insan olmak yeterlidir. 


Bayraksızlık!
“Aldatma” ile ünlenen kitabın yazarı diyor ki: “Bayrakların, devletlerin, sınırların, orduların, savaşların olmayacağı bir dünya istiyorum, böyle bir dünyanın olacağına da inanıyorum” . Ayağı toprağa, kafası bayrağa değmemişlerin benzer hayaller içinde olmaları doğaldır. Devletsiz bir dünya anarşist bir rüyadır. Çünkü anarşistler “her devlet despotizmdir, bir veya birkaç despottan oluşur” düşüncesindedir. Ancak onlar bilmeliler ki, dünya üzerinde bir zamanlar sınırsızlığın en yaman savunucuları SSCB ve ABD, dünyayı en kaba sınırlarla birbirinden ayırmıştı. İnsanlığı bir birinden ayıran Demirperdeler ve paktlar onların eseridir.
Acaba “bayrakların, devletlerin, sınırların, orduların, savaşların olmayacağı bir dünya”  yok mudur? Elbette vardır. Ama bu dünya öbür taraftadır. İnananlar bilir. O dünyanın adına da Arasat denmektedir. Arasat yani mahşer Kur’anî bir kavramdır. Arasat, Kur’ân’ın  “a’râf” adıyla bildirdiği Cennet ile Cehennem ortasında bulunan ve hiç iyiliği bulunmayan, fakat hiç kötülüğü ve küfrü de bulunmayan kimselerin bulunacağı tepeciklerdir. Bayrağı, sınırı, siniri, iyiliği, kötülüğü, ordusu olmayan insanlar orada toplanacaklardır.
Dünyadaki bütün ülkeler varlıklarını sürdürmek, geleceklerini garanti altına almak ve çıkarlarını savunmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadır. Dünya var oldu olalı da bu böyledir. Türkiye’deki anarşist taslakları ise sözde barış, insanlık ve özgürlük adına sınıra, bayrağa ve devlete dil uzatıyorlar. Bu zevat malum fanteziler için ülkenin geleceğinin feda edilmesini bile önerebiliyorlar. Ancak gerçekler, romantizme feda edilmeyecek kadar hayatidir. Sınır, devlet, bayrak ve ordu bu dünyanın gerçeğidir. Gerçekler de romantizm kaldırmaz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları